<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>IRCdForum.Net - Çağdaş Türk Dünya Tarihi</title>
		<link>https://www.ircdforum.net/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 11 Sep 2026 23:50:11 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.ircdforum.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>IRCdForum.Net - Çağdaş Türk Dünya Tarihi</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14873-1776-amerikan-bagimsizlik-bildirgesi.html</link>
			<pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:42:27 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[[B]1776 Amerikan Bağımsızlık  
 
 
 
Resim: https://www.ircdforum.net/images/uploads/1788025325-18-452386.jpg  
 
 
Onüç Koloni'nin Büyük Britanya...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>[B]1776 Amerikan Bağımsızlık <br />
<br />
<br />
<br />
<img src="https://www.ircdforum.net/images/uploads/1788025325-18-452386.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Onüç Koloni'nin Büyük Britanya Krallığı'ndan ayrı olarak bağımsızlıklarını ilan ettikleri belgedir.<br />
<br />
Kongre tarafından 2 Temmuz 1776 tarihinde onaylanmış 4 Temmuz'da ilan edilmiştir; bu tarihten sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde her sene Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır.<br />
<br />
Bu belge Washington, D.C.'deki devlet arşivlerinde gösterimde bulunmaktadır. Amerikan kolonilerinin bağımsızlıkları Büyük Britanya Krallığı tarafından 3 Eylül 1783 tarihindeki Paris Antlaşması'yla tanınmıştır.<br />
<br />
11 Haziran 1776 tarihinde Virjinya'lı delege Richar Henry Lee, bağımsızlık için bir karar sureti sunduktan sonra, Massachusetts'ten John Adams, Pensilvanya'dan Benjamin Franklin, Virjinya'dan Thomas Jefferson, New York'tan Robert R. Livingston, ve Connecticut'tan Roger Sherman tarafından oluşan beşli komite tarafından hazırlanmıştır.<br />
<br />
Bildirgenin büyük bir bölümü Jefferson tarafından yazılmıştır.<br />
<br />
Bildirgede şu sözler yer almaktadır:<br />
<br />
&amp;amp;quot;Bütün insanların eşit yaratıldıklarına; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz&amp;amp;quot;.<br />
<br />
Bu belgede ifadeye kavuşan yönetim ilkeleri için Thomas Jefferson şöyle demiştir:<br />
<br />
“ Biz şu gerçeklerin açık olduğu görüşündeyiz: bütün insanlar eşit yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir, bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve refahını arama hakları yer alır, bu hakları korumak için insanlar arasında meşru, iktidar hak ve yetkilerini yönetilenin rızasından alan hükümetler kurulmuştur. Herhangi bir hükümet şekli, bu amaçları tahrip eder bir nitelik kazanırsa, onu değiştirmek veya kaldırmak ve temelleri kendi güvenlik ve refahlarını sağlamaya en uygun görünecek ilkeler üzerine dayanan, güç ve yetkiyi aynı amaçla örgütleyen yeni bir hükümet kurmak o halkın hakkıdır. ”<br />
<br />
<b>Oluşum süreci</b><br />
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, İngiliz Hükûmeti'ne karşı Amerikan Devrim Savaşı'nın başlamasından sonra oluşturulmuş bir belgedir. Bu sebeple Amerikan Devrim Savaşına kısaca değinmek gerekir. Amerikan halkı İngiliz Hükûmetinin artan ekonomik ve askeri baskısı sebebiyle George Washington önderliğinde İngilizlerle 6 yıl savaşmış ve genel savaşa dahil, birçok cephe savaşını kaybetmiş olsalar bile, azim ve sabır göstererek, Fransızlarında yardımıyla savaştan zaferle çıkmasını bilmişlerdir.<br />
<br />
<b>İngiliz baskısı</b><br />
İngiltere, Avrupa'daki savaşlarında özellikle Fransa ile yaptığı Yedi Yıl Savaşları'nda büyük maddi kayıpları uğrayınca bu kayıpları koloni devletleriyle paylaşmak için yeni vergiler ve yasalar çıkardı. Bu yasalar &amp;amp;quot;İngiliz Seyrüsefer Kanunları&amp;amp;quot; (Navigation Acts) olarak adlandırılır.<br />
<br />
<b>Bazıları</b>:<br />
Şekerli Posa Yasası (Molasses Act, 1733): Amerikan denizcileri West Indies (Orta Amerika Adaları) denilen bölgeden şeker ithal edip rom denilen bir içki üretiyorlardı. Bu içki Amerikan dış ticaret çarklarından biriydi. İngiliz Hükûmeti bu yasayla ağır vergilerle Amerika kolonilerinin West Indıes bölgesiyle ticaretini yalnız İngilizlere ait adalara ayırmıştı. Amerikan denizcileri bu yasanın açıklarından faydalandığı için çok etkili olmamış fakat Amerikan halkında İngiliz hükümetine karşı hoşnutsuzluklar başlamıştır.<br />
<br />
Şeker Yasası (Sugar Act, 1764): Şekerli Posa Yasası'nı etkin kılınmasını sağlayacak maddeler içeriyordu. Vergilerin toplanmasında etkinlik, kaçan denizcilerin gemilerine el konulması, gümrük memurlarına daha sıkı davranılması konusunda emir verilmesi, kaçakçıların yakalanması için İngiliz gemilerin Amerika sularında karakollarda bekletilmesi ve subaylara şüpheli gördükleri binalarda arama yapabilme yetkileri verilmişti. Fakat İngilizlerin korkutma, bastırma çalışmaları Amerikan halkında ki hoşnutsuzluğu arttırmış ve yaygınlaştırmıştır.<br />
<br />
Sınır Yasası (Proclamation Line): Hızla artan göçmen sayısı ve savaşların yol açtığı ekonomik sıkıntılar sebebiyle, birçok kolonist, dağların ötesinde kendilerine yeni bir yaşam kurmak istiyorlar. İngilizler bu yasayla Appalachianler'in ötesinde yeni koloniler kurulmasını yasaklıyordu.<br />
<br />
Pul Yasası (Stamp Act): İngiliz Hükûmeti gümrük tarifeleriyle kolonilerden yüksek miktarda altın çekerken bu yasayla da, yeni bir vergiye tabi tutmuştur.<br />
Bu yasalara ek olarak, kolonilerde sınai maddeleri sınırlayan ya da yasaklayan bir dizi yasayı da İngiliz hükümeti çıkarmıştır.<br />
<br />
<b>Neden Amerika</b><br />
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi gibi çağının ötesinde, demokratik ve cumhuriyetçi bir atılımın Amerika'daki kolonilerde oluşmasının 4 temel sebebi vardır.<br />
Coğrafi etken: Kuzey Amerika kolonileri Avrupa'nın mutlakiyetçi ve dinci siyaset üreten merkezlerinden, uzaklık sebebiyetiyle etkilenmemişlerdir. Ayrıca, Londra da gene uzaklık sebebiyle Kuzey Amerika kolonileri üzerinde etkili olamamış, otoritesini tam olarak kuramamıştır.<br />
<br />
Ekonomik durum: İlk yerleşimciler ekonomik olarak birbirlerine yakın durumdaydılar. Nüfus arttıkça sınırların ötesinde yeni topraklar yerleşime açılıyor, böylelikle Avrupa'daki gibi toprak kıtlığından kaynaklanan bir baskı oluşmuyordu. İlk yerleşim bölgelerinde ticaretle uğraşanlar, küçük bir zenginler sınıfı oluşturmuşsada genel olarak Amerika, eşitlikçi bir çiftçi toplumu görüntüsü veriyordu. Belirgin bir aristokrasi sınıfı oluşmamıştı.<br />
<br />
Sosyal durum: İlk yerleşimciler, genel olarak ülkelerindeki dini,siyasi ve ekonomik baskılardan kurtulmak için göç etmişlerdi. Daha en başta, özgür, bağımsız ve refah içinde yaşama düşüncesi vardı. Bu düşünceler Kuzey Amerika kıtasında rahat bir gelişim ortamı bulmuştur.<br />
<br />
Din: Çeşitli kolonilerde birbirinden farklı dinsel gruplar bulunuyordu. Birçoğu, din baskısından kurtulmak için anayurtarından göç etmiş bu topluluğu kimse tek bir din veya mezhep çatısı altında birleştirmeyi düşünemezdi. Bu sebeple Amerika'da hiçbir dini baskı kurulmamıştı.<br />
<br />
Bu sebeplerden dolayı, bu kadar ilerici bir hareket Avrupa veya başka bir kıtada değil Kuzey Amerika'daki on üç kolonide ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
<b>Kaynağı</b><br />
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi yazarları özellikle iki kişiden etkilenmiştir. Bunlardan birincisi John Locke'tu. Locke'un two Treaties of Government kitabı, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinin kaynaklarından biridir. Locke, devletin en yüce görevinin, her insanın hakkı olan yaşam, özgürlük ve mülkiyeti korumak olduğunu söylemiştir.<br />
İkincisi ise Jean-Jacques Rousseau'ydu. Onun toplumsal sözleşme teorisi bildirgenin yazarlarını oldukça etkilemiştir. Nitekim Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nin ikinci paragrafı Rousseau'nun tezinin neredeyse kelimesi kelimesine yazılması bunu göstermektedir.<br />
<br />
<b>Ulusların hakkı:</b><br />
Aşağıda gerçekler bizim için gayet açıktır: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaradan’ları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. Bu hakları güvence altına almak amacıyla, insanlar kendi aralarında yönetimler kurarlar; bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onamasından alırlar; herhangi bir yönetim biçimi, bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşünmek, yeni bir yönetim kurmak ve bu yeni yönetimin yetkilerini ve dayandığı temelleri, güvenlik ve mutluluklarını sağlayacağına en çok inandıkları bir biçimde düzenlemek ve kurmak, halkın hakkıdır; aslında sağgörü, uzun bir geçmişi olan yönetimlerin sudan ve geçici nedenlerle değiştirilmemesini buyurur; bu yüzden insanların durumlarını düzeltmek amacıyla alışılagelen yönetim biçimlerini değiştirmek yerine, kötülüklere katlanmayı yeğlediklerini deneyimler göstermiştir; ancak sürekli aynı amaca yönelik, uzun bir yolsuzluklar ve zorbalıklar silsilesi, ulusu, mutlak bir despotizme sürüklemek niyetini açığa vurursa, o zaman böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçmek, o ulusun hakkı ve görevidir.<br />
<br />
<b>İngiltere Kralı'nın yaptıkları:</b><br />
Yargıçlık yetkisinin verilmesiyle ilgili yasaları onaylamayarak, kazai içtihadı etkisiz hale getirmiştir.<br />
Yargıçların görev sürelerini, maaşlarının tutarını ve ödeme biçimini sadece kendi keyfine göre belirlemiştir.<br />
Halkımıza eziyet olsun ve halkın cevherleri tükensin diye, sayısız yeni makam açmış, buralara büyük memur yığınları yollamıştır.<br />
Barış zamanında, yasama meclisinin onayı olmaksızın, topraklarımız üzerinde sürekli bir ordu bulundurmuştur.<br />
Askeriyeyi sivil güçten bağımsız ve üstün kılmaya kalkışmıştır.<br />
<br />
Britanya halkı Britanyalı kardeşlerimize karşı da saygıda kusur etmiş değiliz. Zaman zaman onları, yasa koyucuların üzerimizde haksız bir yönetim kurma girişimleri konusunda uyardık. Buraya hangi koşullar altında göç edip, yerleştiğimizi anımsattık onlara. Doğal adalet ve alicenaplık duygularına seslenerek aramızdaki ırk bağları dolayısıyla, bu zorbalıkları kınamalarını rica ettik. Çünkü bu zorbalıkların, aramızdaki bağlantıları ve ilişkilerimizi bozması kaçınılmaz bir şeydi. Ama onlar da adaletin ve kan bağımızın feryatlarına kulaklarını tıkadılar. Bunun için artık, onlardan ayrılmamız gerektiği sonucuna boyun eğmek ve onları da, insanlığın geri kalan kısmı gibi, savaşta düşman, barışta dost kabul etmek zorundayız.<br />
<br />
Sonuç : Bu yüzden, Genel Kongre halinde toplanan biz ABD temsilcileri, görüşlerimizin doğruluğuna, dünyanın en yüce Yargıcı’nı tanık tutarak, bu kolonilerin halkından aldığımız yetkiyle, onların adına, Birleşik kolonilerin özgür ve bağımsız devletler olduklarını ve bunun hukuken böyle korunacağını; Büyük Britanya Krallığı’na karşı her türlü yükümlülükten kurtulmuş olduklarını; bu kolonilerle Büyük Britanya Devleti arasındaki her türlü siyasal ilişkilerin sona erdirildiğini ve bunun böyle kalacağını; özgür ve bağımsız devletler olarak, savaş açmak, barış ilan etmek, andlaşmalar yapmak, ticareti düzenlemek ve diğer tüm bağımsız devletlerin yapabileceği her şeyi yapmak hakkına sahip olduklarını resmen açıklar ve ilan ederiz. Ve bu bildirinin korunması için, Tanrı’nın inayetine tam bir güvenle, yaşamlarımız, servetlerimiz ve en kutsal varlığımız olan onurumuz üzerine and içeriz.<br />
<br />
<b>Etkileri</b><br />
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni yazan beşli komite ve kabul eden delegeler sadece bir ülkenin bağımsızlığını ilan etmemiş aynı zamanda bütün insanların özgür ve eşit olduğunu, insanların doğuştan gelen ve kaybetme ihtimali olmayan, hükümetler veya devletler tarafından bağışlanmamış ve onların keyfine tabii olmayan haklara sahip olduğunu ilan etmiştir.<br />
<br />
O dönemde Amerika'da kadın-erkek eşitsizliği, siyah-beyaz ayrımcılığı vardı ve Amerikan Bağımsızlığı yayınlandıktan uzun süre sonra bile bunlar çözüme kavuşturulamadı. Fakat Jefferson'ın yazdığı gibi &amp;amp;quot;bir toplumun, yaşayışında bir ideali tamamen gerçekleştirememiş olması, bu ideali değerden düşürmez.&amp;amp;quot;<br />
<br />
<b>Dünya üzerindeki etkileri</b><br />
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, tüm Avrupa'da ama özellikle Fransız aydınları üzerinde bir etki yapmıştır. Fransızlar, bu belgeyle kendi aydınlarının söylediklerini tekrar hatırlamışlardır ve bu belge kafalarındaki düşünceleri dirilişe geçirmiştir. Fransızlar bir avuç Amerikalının küçük salonlarda özgürlük ve bağımsızlık üzerine konuşmalar yapıp kararlar almalarına, bu uğurda savaşmalarına imrenerek ve hayranlıkla bakmışlardır.<br />
<br />
Amerikan halkına yardım için giden Fransızlar, buradaki tecrübeleriyle birlikte Fransa'ya geri dönmüşlerdi Fransız İhtilali'nde önemli görevler almışlardır. Bu bağlamda Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi Magna Carta gibi yerel kalmamıştır, insan haklarının dünyada yayılması için ilk adım sayılabilir.<br />
<br />
-Alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/">Çağdaş Türk Dünya Tarihi</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14873-1776-amerikan-bagimsizlik-bildirgesi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Büyük Londra Yangını</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14872-buyuk-londra-yangini.html</link>
			<pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:33:47 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Büyük Londra Yangını* 
 
2 Eylül 1666 Pazar günü Londra'nın orta kesimlerinde başlayarak 5 Eylül Çarşamba gününe kadar kenti etkisi altına alan,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Büyük Londra Yangını</b><br />
<br />
2 Eylül 1666 Pazar günü Londra'nın orta kesimlerinde başlayarak 5 Eylül Çarşamba gününe kadar kenti etkisi altına alan, kentin tarihindeki en büyük yangın felaketidir.<br />
<br />
Yangın, Romalılar döneminden kalma kent duvarlarının içinde kalan Orta Çağ Londrası'nı tahrip etmiştir. Soyluların yaşadığı bölge olan Westminster'ı, dönemin kralı II. Charles'ın bulunduğu Whitehall Sarayı'nı ve gecekondu mahallelerini tehdit etmişse de yangın bu bölgelerde yıkıma neden olmamıştır.<br />
<br />
Yangın 13.200 evi, 87 mahalle kilisesini, St Paul Katedrali'ni ve birçok resmî kurumun binasını kül etmiştir. Kentin 80.000 sakininin yaklaşık olarak 70.000'inin bu yangında evlerini kaybettiği sanılmaktadır.<br />
<br />
Yangında yaşamını yitirenlerin sayısına ilişkin kesin bir bilgi olmamakla birlikte ölenlerin sadece birkaçı kayda geçirilmiştir. Orta sınıfa mensup kişiler ile yoksulların ölümleri hiçbir zaman kaydedilmediği ve ateşin sıcaklığının insan vücudundan kalıntı bırakmayacak derecede yüksek olduğu göz önüne alındığından, son dönemlerde ölü sayısının oldukça az olduğunun doğruluğu hakkında görüş ayrılıkları vardır.<br />
<br />
Yangın, 2 Eylül günü gece yarısından hemen sonra, Thomas Farriner adlı bir kişinin işlettiği, Pudding Sokağı'nda bulunan bir ekmek fırınında başladı ve hızla çevreye yayıldı. Dönemin başlıca yangın söndürme yöntemlerinin kullanılması ve belirli bölgelere set çekilme işlemi, dönemin Londra Belediye Başkanı Thomas Bloodworth'un kararsızlığı nedeni ile büyük ölçüde gecikti. Pazar gününün gecesi harekete geçilmeye karar verildiğinde rüzgârın etkisiyle fırının olduğu bölgedeki ateşler fırtına ile birlikte hızla yayılmaya başlamıştı. Yangın pazartesi sabahı yönünü kuzeye, kentin kalbinin attığı noktaya çevirdi. Kentin sokaklarındaki asayiş ve durgunluk şüpheli yabancıların yangını kasten başlattıkları söylentisinden dolayı bozuldu. Eş zamanlı olarak sürmekte olan II. İngiltere-Hollanda Savaşı'nın etkisiyle kentte meydana çıkacak evsizler korkusu Fransızlar ve Hollandalılar üzerinde yoğunlaştı ve bu dönemde bu azınlık gruplar sokak saldırılarına uğradı. Salı günü yangın kentin hemen her yanına yayıldı. Ateşler St Paul Katedrali'ni kül ederek II. Charles'ın bulunduğu Whitehall Sarayı'na dayandı. Kapsamlı bir işbirliği ile yangının saraya sıçraması önlendi. Yangına karşı verilen mücadelenin kazanılmasında en önemli iki etkenin doğudan esen rüzgârların dinmesi ve Londra Kulesi Garnizonu'nun ateşi durdurmak için barut kullanarak aldığı önlemler olduğu düşünülmektedir.<br />
<br />
Felaketin Londra'ya ve Londra halkına etkileri oldukça ağır olmuştur. Felaketten zarar görmüş olan kişilerin Londra'dan tahliye edilmesi ve bir başka yere yerleştirilmesi, evsiz kalanların çıkaracağı ayaklanmadan korkan Kral II. Charles tarafından kuvvetle desteklenmiştir. Yangından sonra köklü değişiklikler içeren birçok önergeye karşın Londra, afetten önceki biçimine uygun olarak, aynı cadde ve sokak planlarıyla yeniden imar edilmiştir.<br />
<br />
II. Charles1660'lara kadar Londra, tahminî yarım milyonluk nüfusu ile Birleşik Krallık'taki 50 şehir arasında en büyük olanıydı. Londra'yı, Paris'in barok ihtişamı ile karşılaştıran John Evelyn, kenti &amp;quot;kuzeyde, tahtadan ve doğal sıkışık evleri olan bir yer&amp;quot; olarak nitelemiş, ahşap yapılı ve birbirine oldukça yakın inşa edilmiş evlerde olası bir yangın tehlikesini dile getirmiştir.Doğal sözcüğü ile Evelyn plansız ve önlemsiz olarak, kentin çarpık bir kentleşme ile büyüdüğünü kastetmiştir. Dört yüzyıl boyunca bir Roma şehri olarak kalan Londra, şehir duvarlarının içinde gün geçtikçe daha da büyüdü ve nüfus da bir o kadar arttı. Şehir duvarlarını çoktan aşmış olan Londra; Shoreditch, Holborn ve Southwark gibi dönemin çevre semtlerine doğru büyümeye başladı ve sonuçta bağımsız bir şehir olan Westminster ile görünüşte birleşti.<br />
<br />
17. yüzyıl sonlarına kadar şehrin merkezi — Thames Nehri ve şehir duvarları ile çevrili olan alan — 2.8 km² alana sahip olan ve Londra nüfusunun altıda birine denk gelen 80.000 kent sakinini barındıran tek bölümdü.<br />
<br />
Şehrin merkezi genellikle Londralıların yaşadığı diğer semtler ile çevriliydi. Londra o dönemde, bugün de olduğu gibi İngiltere'de ticaretin kalbinin attığı yerdi. Tüccar ve imalatçılar sınıfının tekelinde en büyük market ve en işlek limandı. Soylular sınıfı daima şehrin bu bölümünden uzak dururlardı; ya varoş mahallelerinden de ötede, kırsal kesime yakın yerlerdeki konaklarda, ya da herkese açık olmayan, II. Charles'ın Whitehall Sarayı'nın bulunduğu Westminster bölgesinin batısındaki mevkide yaşarlardı. Varlıklı aileler yoğun tempolu, kirli havalı ve sağlıksız şehir merkezinden, özellikle de 1665 yılında baş gösteren ve Londra'yı vuran hıyarcıklı veba hastalığı salgınından sonra mümkün olduğunda kaçındılar.<br />
<br />
Bu dönemde yönetim ile toplum arasındaki ilişkiler oldukça gergin geçiyordu. 1642 – 1651 yılları arasında İngiliz İç Savaşı boyunca Londra şehri cumhuriyetçilerin kalesi durumuna geldi. Ekonomik bakımdan gelişmiş, gönenç başkentin gücü, 1660'ların başlarında cumhuriyetçilerin gerçekleştirdiği bir çok başkaldırıya ev sahipliği yaptığı için Kral II. Charles için bir tehdit oldu.<br />
<br />
Şehrin belediye amirleri iç savaşta çarpışmış olan kişilerden oluşuyordu ve önceki kral I. Charles'ın mutlakiyet için yapmış olduklarının nasıl bir ulusal travmaya neden olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Bu nedenle oğlundan da benzer bir hareket gelecek olursa bunu engellemeye kararlılardı ve yangın başlayıp kenti tehdit etmeye başladığında II. Charles'ın askerlere ve diğer birimlere verdiği tüm emirlere karşı çıktılar. Böyle acil bir durumda bile, istenmeyen kraliyet askerlerini şehirde görevlendirmek olası bir tehlikeye zemin hazırlamaktı. Bu nedenle Charles harekete geçip belediye başkanını görevden azletti ve yönetimi devraldı fakat yangın o zamana kadar kontrol edilemeyecek bir düzeye ulaşmıştı.<br />
<br />
<br />
<b>Kentteki yangın tehlikeleri</b><br />
Londra, aşırı kalabalık, dolambaçlı ve taş döşeli dar sokaklarıyla tam bir Orta Çağ kentiydi. Dar sokaklarda, en yakını 1632 yılında gerçekleşmiş birçok yangın felaketi yaşandı. Ahşap yapılar ve saman - çamur karışımı çatılar yüzyıllar boyunca yasaklanmış olmasına karşın, bu ucuz yapı malzemeleri her zaman kullanılmaya devam etti<br />
<br />
Kentte bulunan yegâne taş yapılar tüccar ve tefecilere ait, etrafı sıkışık ve aşırı kalabalık mahalleler ile çevrili geniş araziler üzerine kurulmuş olan konaklardı. En ufak boşluğu bile hızla büyüyen nüfusa kalacak yer sağlamak amacıyla değerlendirilmiş olan bu varoş bölgelerinde büyük yangın tehlikesi teşkil eden nalbantlar, perdahçılar ve dökümcüler vardı. Esasen şehirde faaliyet göstermeleri yasak olan bu kişilere yine de göz yumulurdu.<br />
<br />
Nehir kıyısı kentte çıkan yangınlar için kilit bir noktaydı. Thames Nehri hem itfaiye çalışmaları için su sağlar hem de nehir kenarında yaşayanların hızla bölgeden kaçmasına olanak verirdi. Fakat nehir boyunca sıralanan, yanıcı maddelerin tutulduğu depo ve mahzenlerin olduğu yoksul semtler diğer yerlere göre en yüksek riski taşırdı. İskele boyunca büyük miktarlarda katran, reçine, zift, kenevir ve keten köhne kulübe ve depolara stoklanmıştı.<br />
<br />
Londra'da nehir kıyısındaki depolar başta olmak üzere birçok yerde büyük miktarda barut da bulunurdu. Londra Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üsü'nün kuzey bitimindeki Londra Kulesi'nde 500 ila 600 ton arasında barut saklanıyordu. Bunların büyük bir bölümü iç savaş döneminde Oliver Cromwell'in kurduğu ordunun eski üyelerinin o dönemki misket tüfeklerini ve tüfekleri kullanırken gerekecek barutu hâlâ tutmalarından dolayı kalmıştır.<br />
<br />
Londra şehri ile Thames Nehri'nin güney kıyılarını birbirine bağlayan tek yapı olan Londra Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üsü 1632 yılında çıkan yangında, üstüne evler inşa edilmiş olduğu için ağır can kayıplarının yaşandığı bir alan olmuştu. Pazar günü şafak sökmeye başladığında yanmaya başlayan bu evleri Londra Kulesi'nden izlemekte olan parlamento üyesi Samuel Pepys tutmuş olduğu günlüğünde kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üde yaşayan dost ve akrabaları için duyduğu kaygıları yazmıştır.<br />
<br />
Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>ü üzerindeki bu evlerdeki yangının güneydeki Southwark semtine sıçrayacağından korkulduysa da bu, kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>ünün üzerindeki evlerin arasında bulunan ve bir set görevi gören boşluklar nedeni ile önlenmiştir.<br />
<br />
5.5 metre yüksekliğindeki Roma şehir duvarları yangından kaçanları alevlerin tam ortasında bırakma riskini taşırdı. Nehir kıyılarında bir yer yanmaya başladığı zaman tekne ile kaçma yolu kapalı ise şehirden tek çıkış duvarların belirli yerlerinde bulunan 8 çıkış kapısıydı. Şehirde itfaiye çalışmalarına engel olan en büyük etmen cadde ve sokakların darlığıydı. Normal günlerde bile at arabalarının, yük taşıma araçlarının ve yayaların aşırı dar sokaklarda, düzensiz bir biçimde park etmeleri büyük bir karışıklığa neden olurdu. Büyük Yangın süresince de sokakları bağlayan üstü kapalı pasajlar, felaketten kaçan ve kurtarabildikleri mal ve eşyalarını buralara yığan evsizler tarafından işgal edildi. Yangına müdahale etmeye çalışan itfaiye ekipleri bu bölgelerde boşuna vakit kaybettiği için yangınların meydana getirdiği tahribat da bir o kadar arttı.<br />
<br />
<b>17. yüzyıl itfaiyeciliği</b><br />
1612 İngiltere'sinde kullanılan yangın kancaları<br />
İnsan gücüyle çalışan tekerlekli bir itfaiye aracının o dönemki reklam afişiYangınlar, mumlu aydınlatmaların kullanıldığı, açık ocak ve şöminelerin bulunduğu tahta evleri ile yanıcı maddelerin istiflenmiş olduğu depoları olan Londra'da oldukça alışılmış olaylardı. Adından söz edilecek bir polis ya da itfaiye örgütünün bulunmadığı Londra'da Trained Bands adı verilen yerel askerlerin oluşturduğu, acil durumlar için hazır bulunan bir devriye grubu vardı. Yaklaşık 1.000 gözcü ve tellaldan oluşan bu grubun bir görevi de geceleri sokak ve caddelerde gezerek güvenliğin yanı sıra yangınları kontrol etmekti.<br />
<br />
Halkın yangılarla mücadele yöntemleri oldukça yerinde ve etkili olurdu. Çevre ev ve sokaklarda yaşayan kişiler kilisenin çanları ile alarma geçirilir, halk alelacele olay yerinde toplanarak mevcut imkânlar dâhilinde imece usulüyle yangını söndürmeye çalışırdı. Yasalara göre tüm mahalle kiliseleri bu tür acil durumlara hazırlık amacıyla; yüksek, taşınabilir merdivenler, kovalar, baltalar ve gerektiğinde duvarlara asılıp çekerek yıkabilmek için kullanılan yangın kancaları gibi birtakım donanımı bulundurmak zorundaydı. Erişilmesi zor, yüksek binalarda ise kontrollü biçimde barut ya da bir takım patlayıcılar kullanarak, yapılar göçertilir, ölü bölgeler oluşturularak alevlerin komşu yapılara sıçraması önlenirdi. Büyük Londra Yangını'nın son dönemlerinde de oldukça sık başvurulan barutla çökertme işlemi, bazı tarihçilerce bu yangını durdurmak için yapılan mücadelenin kazanılmasının temel nedeni olarak gösterilir.<br />
<br />
Yanmakta olan bir yapıyı yangın kancalarıyla bölüm bölüm yıkmak da yangının diğer yapılara vereceği olası zararları önlemek için oldukça etkili bir yoldu fakat Büyük Yangın'da bu işlemlerin uygulanamamasının nedeni dönemin belediye başkanının gerekli emirleri vermemesi ve liderlik vasıflarını taşımamasıydı. Bu nedenle, Kral II. Charles'tan bizzat &amp;quot;Hiçbir eve acımayın&amp;quot; emri gelene kadar yangın birçok evi çoktan yakıp yok etmişti.<br />
<br />
Büyük Yangın'da su ile müdahale yöntemi de başarısız oldu. Kentte yüksek ve eğimli bir tepede bulunan, Thames Nehri'nden doldurulmuş bir su kulesi ile Islington semtinde bulunan su deposu, karaağaç ile yapılmış boru sistemi yardımıyla 30.000 eve su dağıtırdı. Çoğu zaman yanmakta olan yapının yakınında bir boruyu açarak hortum bağlamak ya da kovaları doldurmak da mümkün olurdu. Bununla birlikte yangının başlama noktası olan Pudding Sokağı zaten nehre oldukça yakın bir yerdeydi. Böyle bir durumda yangının başladığı dükkânın bulunduğu yere açılan tüm yollara, bir kısmı nehirden kovalarla su taşıyan, bir kısmı da boşalan kovaları doldurmaya giden iki sıra itfaiye işçisi konuşlandırılmış olmalıydı. Fakat Pepys'in günlüğünde yazdığı yorumlara göre, halk yangına müdahale etmek yerine gerekli eşyalarını alarak olay yerinden kaçmaya çalışmıştır. Yetersiz müdahale nedeniyle alevler yavaş yavaş nehir kıyısına doğru ilerlemiş ve sonunda yanıcı maddelerin bulunduğu ambarlara ulaşmıştır. Yangın ayrıca Londra Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üsü'nün altında bulunan ve Cornhill'deki su kulesine su sağlayan su çarklarına da zarar vermiş ve sonuç olarak yangında ne nehrin normal suyundan ne de şebeke suyundan yararlanılamamıştır.<br />
<br />
Londra, daha önceki büyük ölçekli yangınlarda da kullanılmış olan gelişmiş bir itfaiye teçhizatına sahipti. Fakat Büyük Yangında gerçekten işlevsel bir alet olan yangın kancalarının yanında, büyük su pompalarının daha fazla işe yaradığı pek nadir görüldü. Sadece bir kısmı tekerleğe sahip olan bu pompalı su araçları genellikle tekerleksiz kızaklara bağlı olurdu . Uzun mesafelerde olay yerine taşınıyor oldukları gibi su dağıtan hortumları olmazdı ve seyyar bir çeşme gibi musluklardan su doldurulurdu.<br />
<br />
Büyük Yangın'da da gerek tekerlekli gerek kızaklı birçok söndürme aracı olay yerine taşınmaya çalışılmıştır. Birçok kişi hızlıca Thames Nehri kıyısında bu pompalı araçları doldurmayı denerken, araçların bir kısmı suya düşmüş ve binalardan yükselen alevlerin ısısı, çoğunda hortum bile bulunmayan su araçları ile yangına müdahaleyi imkânsız kılmıştır. Bundan dolayı söndürme çalışmaları sırasında yangının başlangıç noktası olan Pudding Sokağı'na hiç yaklaşılamamıştır.<br />
<br />
<b>Yangının başlangıcı</b><br />
Birçok Londralının yangın sırasında yaşadığı kişisel deneyimler, mektuplarında ve anı defterlerinde yazılmıştır. İngiliz Yenilenme Dönemi'nin iki en önemli günlük yazarı Samuel Pepys (1633–1703) ve John Evelyn (1620–1706) yangın boyunca yaşanmış olan olayları ve kendi görüşlerini gün be gün yazmışlar ve şehrin hangi köşesinde ne olup bittiği hakkında her şeyden haberdar olmak için büyük çaba harcamışlardır. Bu günlük yazarlarının her ikisi de yangının sonlandırılabildiği Çarşamba günü evlerini yitirmiş olan kişilerin toplandığı, şehrin kuzeyindeki Moorfields park alanına gitmiş ve olayları yakından görmüşlerdir. Yazdıkları yazılar, yangının ardından anlatılan söylenceler arasında en güvenilir kaynaklardır. Bunların yanında Büyük Londra Yangını ile ilgili 2001 ve 2003 yıllarında yazılmış son iki kitapta, yangın başladığında Westminster Okulu'nda öğrenim görmekte olan 16 yaşında bir öğrenci olan William Taswell'in de notlarından yararlanılmıştır.<br />
<br />
1664 ve 1665 yıllarında iki yağmurlu yaz mevsiminin ardından Londra 1665 Kasım'ından başlayarak kurak bir yıla girmiş ve buna bağlı olarak Londra'nın meşhur ahşap evlerinin odunları bütünüyle kurumuştu. Bu yapıların arasında bulunan Pudding Sokağı'ndaki ekmek fırınını saran alevler de doğudan esen yerel rüzgârlar ile batı yönünde tüm kente yayıldı.<br />
<br />
<b>Pazar günü</b><br />
Samuel Pepys'in 1666'da John Hayls tarafından yapılmış portresi.Yangın, 2 Eylül Pazar günü saat gece yarısını henüz geçiyorken Thomas Farriner adında bir kişinin işlettiği ekmek fırınında başladı. Dükkânın üstündeki evde yaşamakta olan Farriner ve ailesi, üst katta alevler arasında sıkıştı. Fakat her biri üst kat penceresinden, komşu eve geçmeyi başararak yaşamlarını kurtardı. Pencereden pencereye geçmekten korkan ve bunu yapamayan evin başhizmetçisi o gece başlayan Büyük Londra Yangını'nın ilk kurbanı oldu. Yangın başladığında ilk müdahale, alevleri hortumlarla söndürmeye çalışan komşulardan geldi. Kilise görevlileri olay yerine geldiğinde yangının daha fazla yayılmasını önlemek için komşu evlerin her birinin yangın kancaları ile yıkılmasına karar verdi. Ev sahiplerinin tepkileri üzerine, kararlar üzerinde tek söz sahibi olan kişi; başkan Thomas Bloodworth olay yerine çağrıldı. Belediye başkanı vardığında fırın dükkânından başlayan alevler komşu evleri çoktan sarmış ve rıhtımdaki kâğıt ambarlarına doğru ilerliyordu. Deneyimli itfaiye çalışanları bir an önce yıkım kararının gelmesi için söylenmekteyken bu teklif, böylesine ciddi bir durum karşısında afallamış olan başkanın dalkavuk ve evetefendimci davranışları yüzünden, -söz konusu evlerde bulunanların kiracı olmaları ve asıl ev sahiplerini bulmaya çalışmanın vakit kaybı olacağı gerekçesi ile- reddedildi.<br />
<br />
Pazar günü sabah saat 7.00 sularında Donanma Teşkilatı'nda bir görevli olan Pepys yangını yüksek bir noktadan izlemek ve gördüklerinden edindiği izlenimlerini günlüğüne yazabilmek için Londra Kulesi'ne çıktı. Doğudan esen rüzgârların yangını tam bir felakete çevirdiğini; alevlerin birkaç kilise, 300 kadar ev ve birçok yapıyı yok ederek Thames Nehri kıyılarına kadar ulaştığını yazdı. Londra Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üsü üzerinde bulunan evler de yanmaya başlamıştı. Bir tekneye binerek Pudding Sokağı'na yakın bölgelerdeki tahribatı görmek için ufak bir geziye çıkan Pepys, günlüğünde kurtarabildikleri eşyalarını telaş içinde teknelere aktarmaya çalışan kişilerden bahsetmiştir . O dönemde bir öğrenci olan William Taswell de yangının başlama noktasından sadece bir miktar ötesinde kendilerini botlara atmış, çıplak ya da ince bir battaniye ile örtünmüş yangınzedeleri gördüğünü belirtmiş, yangın sonrasında tekne ile ulaşım hizmetlerinin fiyatlarının aşırı ölçüde arttığı söylemiştir.<br />
<br />
Yangın, hızını kesmeyen rüzgâr nedeniyle hâlâ yayılıyordu. Pazar günü öğle vakitlerine doğru artık insanlar yangını söndürmeye uğraşmayı bırakıp, kaçmaya başladılar. Caddelerde akan insan seli, yük yığınları ve at arabaları, sokaklarda itfaiye ekiplerinin ve itfaiye araçlarının hareket etmesini imkânsız kıldı. Günlük yazarı Pepys de bu olayları gözlemlemek için gitmiş olduğu Whitehall'dan bir fayton ile dönmeye çalışmışsa da St Paul Katedrali önüne geldiğinde inip, yolculuğuna yürüyerek devam etmek zorunda kaldı. Tıka basa doldurulmuş yük arabaları ve yangından olabildiğince uzaklaşmaya çalışan insanların yolları doldurduğu sırada, halk tarafından daha dikkatli bir biçimde korunmakta olan ve yangının doğrudan tehlike teşkil etmediği bölgelerde bulunan mahalle kiliseleri, yangından zarar görmemesi için buralara yığılmış mobilya ve değerli eşyalar ile doldu.<br />
<br />
Pepys, belediye başkanının yanına ulaştığında onu, Kral'ın yangını önlemek için gerekli evleri yıkma emrine karşı söylenmekteyken buldu. Yangının kendilerini, onların yangını edebileceklerinden daha hızlı alt ettiğini söyleyen başkan, Kral Charles'ın, York kentinin dükü olan kardeşinden gelen yardım önerisine de karşı çıktı ve uyumak için evine gitti.<br />
<br />
Kral II. Charles da şehrin durumunu yakından görebilmek için sarayından ayrılmıştı. Vermiş olduğu emirlerin hâlâ uygulanmamış, evlerin hâlâ yıkılmamakta olduğunu gören Kral, Belediye Başkanı Thomas Bloodworth'u görevinden azletti. Yangının ilerleme yönü olan batıda, henüz yangının ulaşmadığı evlerin bir kısmının yıkılarak arada set oluşturulması işlemi için emir verdi. Geçmiş yangınlarda büyük başarılar kazanılmasına yardım etmiş bu yöntem, çok geç uygulamaya konduğu için, zaten kontrolden çıkmış olan yangına karşı hiçbir işe yaramadı.<br />
<br />
Pazar gününün akşam üzeri, yangından 18 saat sonra, Pudding Sokağı'ndaki alevler yakınına yaklaşılması bile imkânsız olan bir ateş fırtınasına dönüştü. Hava akımlarıyla alçaktan yükseğe doğru hareket eden muazzam alevler zaman zaman evlerin cumba ve çıkıntılı balkonlarının hava akımlarını yavaşlatması nedeniyle geri püskürüyordu. Doğu yönünden esen güçlü yerel rüzgârlar da, korkulduğu gibi alevlere yeni bir oksijen kaynağı olarak yangının düzensiz biçimde hem kuzeye hem de güneye doğru yayılmasına neden oldu ve yangının söndürülebilmesi işlemini zorlaştırdı.<br />
<br />
Akşamüstü, eşi ve bazı arkadaşlarıyla olayları görmek için tekrar nehirde bir gezintiye çıkan Pepys teknede rüzgârın uçurduğu kıvılcımlar artık dayanılmaz hâle gelmeye başladığında bir kahvehaneye girerek karanlık çökene kadar bekledi ve günlüğünde Londra Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üsü ve nehrin kıyısının nasıl alevler içinde olduğunu görünce gözyaşlarını tutamadığını ifade etti.<br />
<br />
<b>Pazartesi günü</b><br />
1651 yılında John Evelyn (1620–1706)3 Eylül Pazartesi günü şafak vaktinde yangın batı ve kuzey yönlerinde ilerliyordu. Alev fırtınalarının oluşturduğu hava akımları yangını bir gün öncesinden daha kuzeye ve güneye itiyordu.<br />
<br />
Yangının güney yönünde olan ilerlemesi doğal bir set görevi gören Thames Nehri'nin yardımı ile büyük ölçüde hız kesti; ancak Londra Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üsü üzerinde yer alan evler yanmıştı ve alevler kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>ünün güney bitiminde yer alan Southwark semtini tehdit ediyordu. Alevlerin buraya ulaşmasından önce alınan önlemler doğrultusunda; semt ile kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>ü arasına set çekilmesi alevlerin semte sıçramasını engelledi. Bunun yanı sıra kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>ünün üzerinde bulunan evlerin aralarının açık olması 1632 yılındaki yangında olduğu gibi yangının daha güneye yayılmasını önleyen bir başka etmen oldu.<br />
<br />
Güney yönünde ilerlemesi kesilen yangın hız kesmeden kuzeye, şehrin merkezine yöneldi. Birçok gözlemci, yangının ikinci gününe girildiğinde Londralıların çaresizliklerini, Royal Exchange ve Cheapside Caddesi gibi o gün alevler tarafından yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan, kentin gözde mekânlarını kurtarma çabalarını sık sık vurgulamıştır. Ancak çoktan kontrolden çıkmış olan yangını hiçbir güç durduramamış, ikinci günün akşamüstüne doğru Royal Exchange de alevlere teslim olmuştur. Bununla ilgili olarak saray çalışanı günlük yazarı Evelyn şöyle yazmıştır:<br />
<br />
“ Yangın çok büyüktü ve insanlar afallamıştı. En baştan beri ümitsizlikten midir, kader midir bilmem; yangını durdurmak için kıllarını bile zor kıpırdatıyorlardı. Ağlamaktan ve feryat etmekten başka, yapılacak bir şeyleri yok diye eşyalarını bile kurtarmaya teşebbüs etmeden çıldırmış yaratıklar gibi koşuşturuyorlardı. İşte böylesine bir şaşkınlık vardı üzerlerinde. ”<br />
<br />
<br />
Evelyn şehrin merkezinden 6,5 kilometre kadar uzakta oturuyordu ve bu yüzden olayın ilk aşamalarını göremedi. Pazartesi günü bir at arabası ile, diğer bazı soyluların da katılımıyla, Pepys'in bir gün önce görmüş olduğu manzarayı kendisi de görmek için, Southwark'a Thames'in güney kıyılarına gitti. O gördüğünde felaketin boyutları çok daha büyüktü:<br />
<br />
“ Nehrin kıyısı boyunca tüm şehir tüyler ürperten alevler içindeydi. Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üdeki tüm evler, Thames kıyısı boyunca uzanan yollar, Cheapside'ın yukarıları, Three Cranes'in alt bölgeleri artık tamamen kül olmuştu. ”<br />
<br />
Akşamleyin Evelyn, Thames'in şehri terk eden yük ve eşya dolu bot ve tekneler ile dolu olduğunu kaydetti ve şehrin dar çıkış kapılarından bir an önce geçip kuzeydeki ve doğudaki boş tarlalara ulaşmak isteyen at arabası ve insan selinden bahsetti.<br />
<br />
London Gazette'nin 3 - 10 Eylül sayılı, yangını konu olan baskısı.Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olan şehirde daha sonra bu yangının bir kaza olmadığı dedikodusu baş gösterdi. Hortum biçimini alan rüzgârlar kıvılcımları ve yanmakta olan hafif nesneleri oldukça uzak yerlere taşıdı. Yangının çıkış noktasıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan evlerin kolayca tutuşmaya uygun çatı ve yağmur oluklarının alev almasından ötürü yangının her yana yayılmış olması, kentte bu yangınların her birinin kasıtlı olarak başlatıldığı söylentisini doğurdu. O dönemde sürmekte olan İngiltere-Hollanda savaşından dolayı tüm yabancılara şüpheli gözüyle bakılmaya başlandı. Yakın zaman içinde yabancıların bir saldırı yapacağını ve yabancı topluluk temsilcilerinin evlere, kundaklama amacıyla ateş topları attıkları, kibrit ve tutuşturucu maddeler ile yakalandıkları duyumları yayıldı.<br />
<br />
Tüm bu olaylar nedeniyle sokaklarda bir şiddet dalgası yayıldı.<br />
<br />
William Taswell, bir Fransız ressamın dükkânını yağmalayıp, yerle bir eden kalabalığı ve bir nalbantın yoldan geçmekte olan bir başka Fransız adamın kafasına örs ile vurup yere serdiğini, nasıl dehşet içinde izlediğini belirtmiştir. Tüm bu olaylara neden olan korku ve kuşkunun doğurduğu saldırılar, yangının tüm tesisleri tahrip etmesinden dolayı iletişim ve haberleşme hizmetlerinin kesilmesiyle hız kazandı. Threadneedle Caddesi üzerinde yer alan, ülkenin dört bir yanına ulaşacak olan tüm belge, mektup ve havalelerin uğrayarak yol aldığı Postane Genel Merkezi, Pazartesi günü yandı. Yangın basımevine ulaşıp kül etmeden önce, çoğunluğu sosyete dedikodularından oluşan pazartesi sayısını basmayı başarabilen Londra Gazetesi, o sayısında Pazar günü çıkan ve &amp;quot;hâlâ son şiddetiyle sürmekte&amp;quot; olan yangından sadece küçük bir not ile söz etti. Gazetenin her dediğine güvenen insanlar, bu konuyla ilgili bu kadar az haber çıkınca söylenen her şeye inanmaya başladı. Bununla birlikte barut komplocularının devamı niteliğindeki kişilerin oluşturduğu grubun ortaya attığı bir de dinî kışkırtma çıktı. Her yerde hâkim olmaya başlayan kuşkunun doğurduğu panik ve toplu paranoya yüzünden, yangını söndürmekle uğraşmakta olan tüm birimler, daha çok yabancıları, Katolikleri ve herhangi bir ortamda gördükleri dikkat çekici görünüşü olan kişileri tutuklayarak kalabalığın linç girişimlerinden kurtarmak ve olası yeni dedikoduları önlemek için çalışmaya başladılar.<br />
<br />
Yangın yayıldıkça, genelde üst tabakaya mensup kişiler, şehir merkezindeki taşınır mallarını tehlike arz eden bölgelerden uzaklaştırmak konusunda büyük kaygılar yaşadılar. Fakat bu çalışabilir durumda olan yoksul kişilere bir iş kapısı sağladı. Özellikle teknesi, at arabası ya da binek hayvanı olan kişiler, varlıklı aileler tarafından kiralanarak eşya taşıdılar, bunlardan bazıları ise yüklenmiş oldukları mallarla ortadan kayboldu. Cumartesi günü, yangın başlamadan önce birkaç şilin karşılığında tutulabilen basit at arabaları ve faytonları, Pazartesi günü yangının ikinci gününde tutmak için küçük bir servet ödemek gerekiyordu. Arabayla taşımacılık değere bindiği için faytoncuların yük taşımak için istediği para 40 £'u buluyordu. (2005 yılında 4000 £ değerinde. )<br />
<br />
Bunun sonucu olarak Londra yakınındaki her tekne ve at arabası sahibi kentin sunduğu bu fırsatlardan yararlanmak için yönünü, panik içindeki halkın, tepeleme yüklenmiş arabalarla çıkış kapılarında biriktiği Londra'ya çevirdi. Şehrin kapılarındaki karmaşa o kadar fazlaydı ki, Pazartesi gününden sonra halkın kendi mallarını kurtarma derdine düşmek yerine, yangını söndürmeye yardım etmelerini sağlamak amacıyla tüm kapıların kapatılması kararı alındı. [36] Düşüncesizce alınan bu karar ertesi gün, henüz uygulanmadan yürürlükten kaldırıldı.<br />
<br />
Cadde ve sokaklarda özellikle şehir kapılarının çevrelerinde düzen iyiden iyiye bozuldu. Pazartesi günü organize söndürme çalışmalarına başlandı. Yangını bir an önce söndürmekle yükümlendirilmiş olan Belediye Başkanı büyük olasılıkla Pazartesi günü ya da daha önce kentten ayrıldı. Çünkü yangın hakkında tutulan tutanak ve ilgili belgelerin hiçbirinde başkan Bloodworth'un adı geçmemiştir.<br />
<br />
Acil durumun bu aşamasında Kral Charles yine devreye girdi ve York kentinin Dükü olan kardeşi II. James'i yürütülecek olan tüm çalışmaların başına getirdi. James yangının çevresinde belirli yerlere komuta merkezleri konuşlandırdı ve yoldan çevirdiği alt tabakaya mensup kişilerden oluşan, ücreti dolgun bir yangın takımı kurdu. Kurulmuş olan her komuta merkezinin başına üçer saray çalışanı getirildi ve bunlar II. Charles'dan bizzat aldıkları emir ile gerektiğinde yıkım kararlarını vermek ile yetkilendirildiler. Bu arada James ve korumaları gün boyunca caddelerde gezerek saldırıya uğrayan yabancıları topluluğun hışmından kurtardı. Tüm bunları yaşayan bir kişi 8 Eylül'de bir mektupta &amp;quot;York Dükü, yangını sonlandırmak için bitmek tükenmek bilmez çabalarıyla herkesin kalbini kazandı&amp;quot; yazmıştır.<br />
<br />
<b>Salı günü</b><br />
5 Eylül Salı günü yangının yayıldığı alan. 6 Eylül Çarşamba günü yangın fazla yayılmadı.<br />
St Paul Katedral'i alevler içinde. Tahminî 1670 yılından kalma, bilinmeyen bir ressam tarafından yapılmış çalışma.4 Eylül Salı yangının neden olduğu yıkımın en üst düzeye çıktığı gündür. Bu günde iş başına bir önceki gün geçmiş olan York Dükü James'in Temple Bar'da kurulmuş olan kumanda merkezlerinden biri yardımıyla alevlerin batı yönündeki ilerleyişi Whitehall Sarayı'na ulaşmadan durdurulabilmiştir. Yardımcılarıyla yangını Fleet Kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üsü'nden Thames Nehri'ne kadar olan bölgede kontrol altına alan James, Thames'in bir kolu olan Fleet Nehri'nin de doğal bir set görevi görmesini umdu. Yine de yangın Salı sabahı Fleet Nehri'ni de aşarak doğudan esen rüzgârlar nedeniyle yoluna hız kesmeden devam etti. Önüne geçilemeyen ve batıya doğru ilerleyen yangın karşısında, saray da olağandışı herhangi bir hareketlilik yoktu.<br />
<br />
Batı doğrultusundaki ilerleyişi durduramayınca, yangının kuzeye doğru izlediği yol üzerinde bir engel oluşturuldu. Yapılan set akşam vaktine kadar alevlerin bu yöne doğru olan ilerlemesini kontrol altına aldı. Eş zamanlı olarak geniş, gösterişli üst kesimlere hitap eden mağazalar ve dükkânların bulunduğu Cheapside Caddesi'ne ulaştı.<br />
<br />
Herkes eski St Paul Katedrali'ni kalın taş duvarları ve doğal bir set görevi gören çevresini kuşatmış boş kent meydanı ile yangından zarar görmeyecek, kesin güvenli bir sığınak olarak gördü. Yangın yayılmaya başladığından itibaren insanlar değerli mal ve eşyalarını buraya getirdi. Normal alanları eşyalar ile dolu olan katedralin bodrumu da Paternoster Meydanı'ndaki kitapçı ve basımevlerinin tıka basa istiflenmiş stokları ile doluydu. Kilise binası onarım görmekteydi ve salı gününün akşamı alevlere teslim olacak olan tahtadan yapı iskeleleriyle çevriliydi.<br />
<br />
Okuldan çıkıp eve gitmekteyken Westminster Merdivenleri'nde olayların başladığını gören William Taswell alevlerin katedrale ulaşarak iskeleyi yakmasını ve iskeleden sıçrayan alevler ile ahşap çatı kirişlerinin tutuşmasını bizzat izledi. Daha sonra alevlerin ısısından dolayı katedralin kurşundan yapılmış çatısı erimeye başladı, ardından kitap ve kâğıt stoklarının bulunduğu deponunda alevlere teslim olması ile yapı bütünüyle alevler içinde kaldı. Katedral kısa süre içinde, içindeki tüm stok ve değerli eşya ile birlikte bir enkaza dönüştü.<br />
<br />
Salı günü alevler doğuya Londra Kulesi'ne ve kulenin çevresinde bulunan barut depolarına doğru ilerlemeye başladı. Bütün gün, batıda söndürme işlemleri ve önlemler ile uğraşmakta olan James'in söndürme takımından yardım gelmeyince kulenin garnizonu kendi işlerini halletmek için işe koyuldu. Kulenin çevresinde bulunan birçok ev barutla havaya uçurularak, alevlerin kuleye ulaşması engellenmeye çalışıldı.<br />
<br />
<b>Çarşamba günü</b><br />
Daha sonra II. James olarak tahta çıkan, York şehri Dükü JamesRüzgâr salı günü akşam vaktinden başlayarak hız kesmeye başladı ve kule garnizonunun oluşturmuş olduğu setler 5 Eylül Çarşamba günü işlevini yerine getirmiş oldu. [40] Pepys hâlâ için için yanmakta olan kenti gezdi ve manzarayı görmek için Barking Kilisesi'nin kulesine çıktı: &amp;quot;Bir enkazın yaşamımda gördüğüm en acı yansıması&amp;quot;. Hâlâ ayrı ayrı noktalarda yanmakta olan yapılar olmasına rağmen, büyük yangın artık sona ermişti. Pepys şehrin hemen kuzeyinde yer alan Moorfields'da &amp;quot;evsiz kalmış zavallı yangınzedeler&amp;quot;in sığındığı parka gitti. Parkın çevresinde ekmek fiyatlarının ikiye katlandığını kaydetti. Evelyn, kimi derme çatma çadırlarda, kimi ilkel barakalarda kalmakta olan yangın mağdurlarının merkezi hâline gelmiş olan Moorfields'ın dışındaki merkezlere de yolculuk etti: &amp;quot;Çoğu bir paçavradan bile yoksun, gerekli araçlar, bir yatak, bir sofra yok... Yoksulluk ve sefaletin en son noktası&amp;quot;.Evelyn, açlık ve yokluktan ölmek üzere olmalarına rağmen kimseden bir kuruş bile istemeyen bu insanların gururuna hayran kaldığını belirtmiştir.<br />
<br />
Yabancı teröristler ile Fransızlar ve Hollandalıların gerçekleştireceği bir saldırının korkusu, büyük bir ruhsal sarsıntı içinde bulunan yangın mağdurları arasında hep olduğu gibi yüksekti. Çarşamba günü Moorfields ve Islington'da bu nedenle büyük bir kitlesel panik çıktı. Fleet Caddesi üzerinde gökyüzünde görülen bir parlama 50.000 kadar Fransız ve Hollandalının yangının başlatmış olduğunu bitirmek için işe koyulduğunu; erkeklerin kafalarını kesmek, kadınların ırzlarına geçmek ve zaten az miktarda olan mallarını ele geçirmek için Moorfields'e doğru yol aldıkları söylentisini doğurdu. Caddelere akan korku içindeki kalabalık, zaten çoğu şehirden kaçıp gitmiş olan yabancılardan gördüklerinin üzerlerine saldırdı. Evelyn öfkeli ve korkulu kalabalığın büyük bir zorlukla kraliyet güçleri tarafından Moorfields'a geri itildiğini kaydetti. Durumlar öylesine karışık ve büyük çaplıydı ki Kral II. Charles tüm Londralıların monarşiye karşı ayaklandığını düşündü. Şehirde gıda üretim ve dağıtımı neredeyse yok denebilecek düzeye geriledi. Charles kente her gün yeterli oranda ekmek getirileceğini açıkladı. Çevreye yiyecek satışı yapan güvenli marketler kuruldu. Bu marketler ürün satmanın yanı sıra, para karşılığında ya da değiş tokuş ile ürün de alıyordu.<br />
<br />
<b>Ölümler ve yıkım</b><br />
Yangın ve sonuçları hakkında yazılmış bir gazete metni.Yangın ile ilgili, resmî olarak sadece birkaç ölüm kayda geçmiştir. Bununla birlikte, anlatılanlara bakıldığında da ölü sayısının oldukça az olduğu sanılmaktadır. Tarihçi Roy Porter bu sayının 8 dolaylarında olduğunu, Tinniswood ise tek haneli sayıları aşmadığını söylemiştir. Tinniswood bu sayının sadece, yangından yanma yoluyla ya da duman zehirlenmesi nedeniyle meydana gelen ölümleri kapsadığını, bazı ölülerin kayda geçirilmemiş olabileceğini ve mağdurların kurduğu çadır kentlerde de birçok kişinin açlıktan öldüğünü belirtmiştir. Ayrıca hiçbir zaman haklarında kayıt tutulmayan yoksul kişilere ne olduğu hakkında da bilgi yoktur.<br />
<br />
Yangın sadece ahşap yapılar ile değil, Thames Nehri'nin kıyısı boyunca kurulmuş depolarda bulunan kömür, yağ, zift, mum, barut, alkol, terebentin, kumaş topları ve saman balyaları ile de beslenmiştir. Rıhtımda bulunan, ergime noktası 1250 °C ile 1480 °C arasında olan ithal edilmiş çelik bloklarını ve şehir kapılarının 1100 °C'de ergiyen demir kilit ve zincirlerini yok etmiş olan alevlerin, insan vücudundan geriye herhangi bir şey bırakmayacağı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda ölü sayısının kesinliği hakkında kesin bir sayı vermek zordur. İnsan vücudunda bu ısıya dayanabilecek tek bölüm dişler olsa da, bu ne on binlerce ton moloz ve enkaz altında değerli bir şeyler arayan yangınzedelerin ne de kentin tekrar imarı için çalışan temizlik işçilerinin umurunda olmuştur. Sağduyu için dikkat çekmeye çalışan Hanson, daha önceki dönemlerde çıkan yangınları da göz önüne alarak, alevlerin hep yoksulların köhnemiş evlerinin bulunduğu bölgelerde hızla yayıldığını; yaşlı, genç, sağlam, sakat herkesi külleri ile birlikte enkazın altına gömdüğünü, ölü sayısının 8 - 10 değil ama belki birkaç yüz, hatta birkaç bin olmasının mümkün olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
Toplam yıkımın arasında 13.200 ev, 87 kilise, 44 şirket binası, Royal Exchange, St Paul Katedrali, Bridewall Sarayı, şehir hapishaneleri, postane binası genel merkezi ve şehrin batı giriş kapılarının üçünün de bulunduğu birçok yapı vardır. Oluşan zararın parasal boyutları hakkında öne sürülen görüş o dönemin parası ile ilk olarak 100.000.000 £ olarak tahmin edilmiş daha sonra kesin olmayan bir rakama, 10.000.000'a indirgenmiştir. 2005 yılı piyasasında bu oran 1.000.000.000 £'a denk gelmektedir.<br />
<br />
<br />
<b>Olayın ardından</b><br />
John Evelyn'in, uygulamaya koyulamamış, bütünüyle yenilenmiş kent tasarımı.Olayların ardından yangını başlatan kişiyi belirleme çalışmaları, Westminster'daki yangını Papa'nın bir ajanı olarak kendisinin başlattığını itiraf eden, saf ve kendi hâlinde bir Fransız saat tamircisi olan Robert Hubert'in sözleri ile birden kesildi. Kendisi daha sonra söylediklerini değiştirerek yangını Pudding Sokağı'ndaki ekmek fırınında başlattığını söyledi. Suçu üstlendiği için Hubert, 28 Eylül 1666 tarihinde Londra, Tyburn'de asılarak idam edildi. O öldükten sonra kendisinin yangın bittikten ancak iki gün sonra Londra'ya girdiği ortaya çıktı.<br />
<br />
Yangını Katolikler'in çıkarttıkları iddiası Katoliklik yanlısı olan Kral II. Charles'ın karşıtları tarafından büyük bir politik propaganda olarak kullanıldı. Felaketin ardından baş gösteren kaos ve düzen eksikliği nedeniyle Charles bir ayaklanmanın yaşanmasından çok korktu. Yangında evlerini yitirmiş olan herkesi Londra'nın dışında bir yerlere yerleşmeleri için teşvik eden bir duyuru yayınladı. Bir bölümü Oxford'a göç eden bu evsizlerden ne kadarının ayrıldığı ve nereye gittiği belirsizdir.<br />
<br />
Charles'ın da destek verdiği harap olmuş şehrin köklü değişiklikler ile yeniden kurulması için bir çok tasarı ortaya sürüldü. Saray ve şehir otoritelerinin yıkılmış evlerin ve onların üzerinde bulunduğu arsaların asıl sınırlarını belirlemek ve asıl hak sahipleri ile iletişim kurarak zararı tazmin etmek için başlattıkları girişimden daha sonra vazgeçildi.<br />
<br />
<br />
<b>Christopher Wren</b><br />
Christopher Wren tarafından Büyük Londra Yangını anısına tasarlanan anıt.Hangi mülkün kime ait olduğu belirsizliğinin doğurduğu tartışmalar nedeni ile, ortaya sürülen süslü, şatafatlı geniş meydan ve bulvarları olan şehir imar planı hiçbir zaman hayata geçirilemedi. Ne iletişim kurulacak bir mülk sahibi vardı, ne de ödenecek zararın hesabı belliydi. Bu nedenle aynı cadde ve sokak planı üzerine şehir bu kez, daha geniş caddeler, daha iyi görünüm, ve yangına karşı daha fazla güvenlik önlemi ile tekrar inşa edildi. Thames Nehri kıyısı boyunca rıhtımlar oluşturuldu ve nehre girişi engelleyen hiçbir yapıya izin verilmedi. Tüm bu yapılanların içinde, en önemlisi evler bu kez ahşaptan değil taş ve tuğladan yapıldı. Kamu binaları yangın öncesinde bulundukları yerlere yeniden kuruldu.<br />
<br />
Kral Charles'ın isteği doğrultusunda Christopher Wren ve Robert Hooke tarafından, yangının almış olduklarını anmak amacıyla bir anıt tasarlandı ve felaketin başlangıç noktası olan Pudding Sokağı'na yakın bir noktaya dikildi. 61 metre yüksekliğinde olan ve Londra'da kısaca The Monument olarak bilinen anıt Londra'nın en çok ziyaret edilen tarihî yerlerindendir ve bölgedeki bir metro istasyonuna adını vermiştir. Anıtın yapımında ayrıca &amp;quot;... Papa'nın hainlik ve fesatlığı yüzünden bu şehrin en büyük yangını başladı...&amp;quot; gibi sözler ile Katoliklere de ağır ithamlarda bulunuldu. 1685'den 1689'a kadar II. James'in tahtta bulunduğu süre dışında bu yazılar 1830 yılına kadar kaldı.<br />
<br />
Smithfield'da bulunan, yangınla ilgili bir başka yapıda Pye Köşesi'nin Altın Çocuğu adlı heykel anıttır. (İngilizce: Golden Boy of Pye Corner). Anıtın yazıtlarında bulunan bilgilere göre, Pudding Sokağı'nda başlayan yangın, bu heykelin bulunduğu noktada bitmiştir. Heykelin yazıtında yangın ile ilgili olarak, Londralılara açgözlülükleri yüzünden Tanrı'nın kentin üzerine saldığı bir gazab olarak söz edilir.<br />
<br />
Yangından bir yıl önce, 1665 yılında baş gösteren hıyarcıklı veba salgınının Londra nüfusunun altıda birini, yaklaşık 80.000 kişiyi öldürdüğüne inanılmaktadır. Bu salgının Büyük Londra Yangını'ndan sonra bir daha hiç tekerrür etmediği söylenir.<br />
<br />
Bunun nedeni olarak yangının sağlığa uygun durumda olmayan köhne evleri, hastalığı insanlara bulaştıran başlıca etmenler olan fare ve pireler ile birlikte yok etmesi olarak gösterilir. Birçok tarih araştırmacısı yangının salgınları önlemede herhangi bir etkisi olmadığını öne sürmektedir. Londra Müzesi'nin resmî internet sitesinde yangının hastalığın durmasında etkisi olduğu söylense de [52] tarihçi Roy Porter yangının eski evlerin bulunduğu varoş bölgelere zarar vermediğinin altını çizer. Daha sonraki dönemlerde söylenen tıbbi açıklamalar ise hastalığın eşzamanlı olarak tüm Avrupa ülkelerinden kalktığını belirtir. [<br />
<br />
Böylesine yıkıcı bir yangının Londra gibi bir ticaret merkezinde gerçekleşmesinin bir sonucu, sigortacılığın, özellikle yangın sigortalarının, tarihte daha önce görülmedik ölçüde gelişmesi oldu. 1667'de şehir meclisi ilk yangın sigortası kurumu olan Yangın Dairesini (Fire Office) kurdu. Daire, Thames'den su taşıyan işçilerden oluşan bir itfaiye teşkilatı da kurdu. İşçilerin üniformaları ve kol bantlarında şirketin amblemi bulunuyordu.<br />
<br />
Bunu 1684'te ilk özel yangın sigortası şirketi olan Friendly Society, 1696'da Hand in Hand, 1704'te Lombard House izledi. Tarihte modern yangın sigortacılığının Büyük Londra Yangını ile başladığı kabul edilir.<br />
<br />
Koordinatlar: 51°30&#8242;57&#8243;N 0°05&#8242;32&#8243;W&#65279; / &#65279;51.5157°N 0.0921°W&#65279; / 51.5157; -0.0921<br />
<br />
-Alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/">Çağdaş Türk Dünya Tarihi</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14872-buyuk-londra-yangini.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Beslan Katliamı</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14693-beslan-katliami.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 18:54:37 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Beslan Katliamı  * 
 
Beslan'daki Rehine Krizi (aynı zamanda Beslan okul kuşatması ve Beslan katliamı olarak da anılır.) 
 
Resim:...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Beslan Katliamı  </b><br />
<br />
Beslan'daki Rehine Krizi (aynı zamanda Beslan okul kuşatması ve Beslan katliamı olarak da anılır.)<br />
<br />
<img src="https://www.ircdforum.net/images/uploads/1787683932-18-697695.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Üç gün sürmüş ve 1,100 rehine alınmış, bunların 300 'den fazlası öldürülmüştür. Önemli bir kısmı İnguş ve [[Çeçenler|Çeçen]lerin, 1 Eylül 2004 tarihinde 1,100 'den fazla insanın (777 çocuk) rehin alınmasıyla, Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyetinde bulunan Beslan kasabasındaki bir okulda gerçekleşmiştir.<br />
<br />
Rehineleri alan grup, Çeçen savaş kumandanı Şamil Basayev tarafından İkinci Çeçen Savaşını sonlandırmak istediğini duyurmak için eylemi gerçekleştirmiştir. Eylemin üçüncü gününde; Rus güvenlik güçleri tanklar, yüksek tahrikli basınç bombalar ve diğer ağır silahları kullanarak binaya girmişlerdir. Patlamaların ardından, etrafı çevrilen binada Rus güvenlikleri ve eylemciler arasında silahlı çatışma meydana gelmiştir.Hiç bir sivil Çeçenlerin silahlarından çıkan kurşunlara hedef olmamıştır. Çatışmaların sonunda, aralarında 186 çocuğun bulunduğu, en az 334 rehinenin öldürüldüğü, yüzlerce rehinenin yaralandığı ve birçok insanın kaybolduğu bildirilmiştir.<br />
<br />
Katliam Rusya 'da güvenlik ve siyasi tepkileri meydana getirmiştir. Kremlin hükümetinin ve Rusya Başbakanın yetkilerini güçlendirici birçok reform yapılmıştır. 2010 itibariyle kaç militanın bu eyleme katıldığı, hazırlıkların nasıl yapıldığı ve kaç eylemcinin kaçtığı hakkında bir çok tartışma vardır. Medyadaki yanlış bilgilendirme ve sansürler, Beslan 'daki gazetecilerin tutuklanması, eylemcilerle olan müzakerelerin içeriği, akan kanların sorumluluğu ve hükümetin orantısız güç kullanması konularıyla ilgili hükümetin krizdeki yönetimi hakkında gensorusu verilmiştir.<br />
<br />
<b>Arka plan</b><br />
Komintern Street SNO, Kafkasya bölgesinde bulunan Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyetinin yaklaşık 35,000 kişinin yaşadığı Beslan 'daki yedi okuldan biridir. Yaklaşık 60 öğretmen ve 800 'den fazla öğrencinin bulunduğu okunun, sağ tarafında bölge polis teşkilatı bulunuyor. 1,200 rehinenin 52 saate yakın süre geçirdiği spor salonu, 10 metre genişliğinde ve 25 metre uzunluğundaydı. Baskından önce eylemcilerin okula tamirci kılığında girip silahları ve patlayıcıları okula gizlediği Temmuz 2004 iddia edilsede, daha sonra resmî olarak yalanlandı. Fakat, bazı tanıkların esirlerin silahları gizlendikleri yerlerden çıkarılması için eylemcilere yardım ettiklerini beyan etmişlerdir. Millitanların ve suç ortaklarının önceden spor salonun çatısına keskin nişancı yerleştirdikleri hakkında iddialar vardır.<br />
<br />
<br />
<b>Resmî Ölümler</b><br />
Rehine 334<br />
Diğer insanlar 10<br />
Özel kuvvetler 10 +<br />
Eylemci 31<br />
Toplam 385 +<br />
–<br />
<b>Resmî Yaralılar</b><br />
Özel kuvvetler 55<br />
Diğer 728<br />
Toplam 783<br />
<br />
Kriz sonucunda, büyük kısmı rehine en az 385 kişi öldürüldü. 7 Eylül 2004 tarihinde Rus yetkililer, 156 sı çocuk 334 kişinin hayatını kaybettiğini yaklaşık 200 kişi kimliği belirsiz veya kayıplardan oluştuğunu bildirdi. Öldürülen 200 'den fazla kişinin ve eylemden kurtulan 100 veya daha kişinin vücutlarında yanıklar bulunduğu iddia edildi. Ağır yaralarla kurtulan 33 yaşındaki kütüphane görevlisi Yelena Avdonina, 8 Aralık 2006 tarihinde hayatını kaybetti.<br />
<br />
Rusya Sağlık Bakanı ve Sosyal Reformcu Mikhail Zurabov; yaralılarının sayısının 1,200 'den fazla olduğunu açıklamıştır. Felaketten hemen sonra ayakta tedavi olan kişilerin sayısı tamam olarak bilinmemekle beraber, yaklaşık 700 (753 BM'e göre ) kişi olduğu tahmin edilmektedir. Moskova 'da görevli askerî analist Pavel Felgenhauer 7 Eylül 2004 'te açıkladığı rapor sonucunda, kurtulan rehinelerin %90 'nının kalıcı sakatlıkları bulunduğunu bildirdi. 221 çocuk olmak üzere en az 437 kişi hastaneye kaldırıldı.<br />
<br />
197 çocuk Kuzey Osetya 'nın başkenti olan Vladikavkaz 'daki Çocukların Cumhuriyeti Klinik Hastanesi'ne, kritik durumdaki 30 çocuk ise yaşam destek ünitesine bağlandı. Geri kalan 150 kişi, Vladikavkaz İlkyardım Hastanesinde tedavi gördü. 12 'si çocuk olmak üzere 62 kişi Beslan 'daki iki yerel hastanelerde tedavi görürken, 6 çocuk yaralı Moskova 'ya uzman doktorlar tarafından tedavi edildi.<br />
<br />
Beslan'daki Rehine Krizi, çok sayıda filme, müziğe ve kitaba konu olmuştur.<br />
<br />
<b>Film</b><br />
Children of Beslan (2005), HBO Belgesel film ve BBC produksiyon tarafından yaptırılmış, Ewa Ewart ve Leslie Woodhead yönetmiş, üç farklı dalda 2006 Emmy Ödülleri 'nde aday gösterilmiş ve Royal Television Society ödülünü En İyi Belgesel Müziği dalında almıştır.<br />
The Beslan Siege (2005), Televizyon belgeseli October Films ve Liana Pomeranzev, tarafından yapılmış, Richard Alwyn yönetilmiş ve 2006 Prix Italia En İyi Belgesel Ödülü almıştır.<br />
Return to Beslan (Terug naar Beslan) (2005). Hollanda belgesel yapımı Netherlands Public Broadcasting tarafından yapılmıştır. 2005 Emmy Ödülleri &quot;En İyi Haber Yapımı&quot; ödülünü almıştır.<br />
Three Days in September (2006), Joe Halderman yönetmiş ve Julia Roberts tarafından anlatılmıştır.<br />
Beslan (in development), Imagine Entertainment tarafından Brian Grazer 'e yaptırılmıştır.<br />
<br />
<b>Müzik</b><br />
&quot;Beslan&quot; - Tactical Sekt tarafından seslendirilmiştir.<br />
&quot;Black Widow's Eyes&quot; - The Who tarafından seslendirilmiştir.<br />
&quot;Children of Beslan&quot; - Steven Cravis tarafından seslendirilmiştir.<br />
&quot;Nichya&quot; (No One's) - t.A.T.u. tarafından Beslan 'daki çocuklara ve ailelere adanmış ve Beslan anıtında seslendirilmiştir.<br />
&quot;Pitch Black&quot; - Royal Anguish tarafından seslendirilmiştir.<br />
&quot;Zveri&quot; (Animals) - Alisa tarafından seslendirilmiştir.<br />
<br />
<b>Kitap</b><br />
House of Meetings, Martin Amis tarafından yazılmıştır, birçok kez katliamdan alıntı yapmıştır, Rus vatandaşlarının hükümetin bilgi akışına şüpheyle yaklaştıklarını anlatmaktadır.<br />
<br />
-Alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/">Çağdaş Türk Dünya Tarihi</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14693-beslan-katliami.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Normandiya Çıkarması</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14692-normandiya-cikarmasi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 18:48:45 GMT</pubDate>
			<description>* Normandiya Çıkarması  * 
General Dwight D. Eisenhower kumandasındaki müttefik kuvvetlerinin 1944 Haziran - Eylül ayları arasında giriştiği hücum...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b> Normandiya Çıkarması  </b><br />
General Dwight D. Eisenhower kumandasındaki müttefik kuvvetlerinin 1944 Haziran - Eylül ayları arasında giriştiği hücum harekâtıdır. Müttefiklerin çıkarmasından sonra Alman cephesinin yarılmasına ve hemen hemen Fransa'nın ortasına kadar geriletilmesine yol açtı.<br />
<br />
Uzun aylardan beri inceden inceye hazırlanan Normandiya'ya Britanyalı-Amerikan çıkarması (veya Overlord harekâtı), gerek teknik, gerek taktik alanda tesadüflere bağlı bir harekâttı. Başarısı, seçilen hücum cephesinin Wehrmacht'tan gizlenmesine ve Batı Avrupa'daki hava hücumu hazırlığının etkili olmasına dayanıyordu. Normandiya savaşı birbirini takip eden üç evrede yapıldı.<br />
<br />
Cherbourg ile Pas de Calais arasındaki Almanların Atlas Okyanusu duvarı kıyı tahkimatı bombalandı. 5 Haziran - 6 Haziran gecesi 722 savaş gemisinin eşlik ettiği 4.226 nakliye gemisi, İskoç asıllı İngiliz amirali Ramsey kumandasında başlangıç hücumunu yapmakla görevli 5 tümeni taşıyarak İngiliz kıyılarından çıkarmanın yapılacağı kumsallara doğru yola çıktı.<br />
<br />
6 Haziran sabahı hücum birlikleri Saint-Aubin, Courseulles, Arromanches, Saint-Laurent ve Saint-Martin-de-Varreville kumsallarını ele geçirmeye uğraşırken, 5-6 Haziran gecesi Caen ve Carentan dolaylarına paraşütle iniş yapmış olan üç hava indirme tümeni toparlanmaya çalışmaktadır. Bu birlikleri taşıyan uçakların yoğun bir Alman uçaksavar ateşi yemeleri sonucu, birliklerden büyük bir bölümü, hedeflenen alanların dışında indirme yapmak zorunda kalmışlardır. Ancak bu çok büyük bir sorun oluşturmamış, birlikler aynı akşam bölgeye sağlam bir şekilde yerleşmişlerdir.<br />
<br />
7 - 11 Haziran arası Pas de Calais'ye ikinci bir çıkarma bekleyen Almanların şiddetle tepki göstermesinden önce, kumsallarla hava indirme birlikleri arasında irtibat sağlanmış; Bayeux şehri kurtulmuş ve Mantebourg - Isigny-Bayeux - Kuzey Caen hattının gerisinde 325,000 kişi (çoğu suni Avromanches limanı sayesinde) karaya çıkmıştı.<br />
<br />
İlk Alman tepkisi, II. İngiliz ordusunun (Demasey) şiddetli muharebelerden sonra durdurulduğu cephenin doğu kesimini etkiledi (Caen kesimi). Buna karşılık Carentan koyunun her iki kenarından savaşa giren I. Amerikan Ordusu (Bradley), Almanların Montebourg üstüne karşı hücumuna rağmen 16 Haziran'da Barne Ville'de Cotentin'in batı kıyısına ulaşmayı başardı. Çevreyle bağlantısı kesilen Cherbourg, Almanların bütün liman tesislerini tahribinden sonra düştü.<br />
<br />
Daha sonra güneye dönen Bradley, 8 Haziran'da La Haye du-Puits'yi ele geçirirken, Dempsey ertesi gün şiddetli bir hücumla Caen'ı aldı. Birkaç gün önce Hitler, Batı cephesi kumandanlığına Rundstedt'ın yerine Kluge'yi getirmişti. Ama Kluge'nin elinde, Eisenhower'ın 6 hazirandan beri çıkarttığı bir milyon askere karşılık 35 tümen vardı. 10 - 25 Temmuz arası müttefikler, Lessay-Saint-Le-Caumont -Caen cephesinde kısa süre sonra başlatacakları hücum tertibatını almıştı.<br />
<br />
<b>Müttefiklerin istila rotaları</b><br />
D-Day (6 Haziran 1944)'nin saat 24:00'ndeki Müttefik ve Alman birliklerinin konumlarını gösteren bu harita General Staff Geographical Section'nin hazırladığı hava haritasını temel alınıp Mart 1944 tarihli Translation and Interpretation Services raporunu göz önüne tutularak 12. Ordu Grubu) Mühandis Bölümü tarafından hazırlandı.<br />
suların çekildiği sırada levazım malzemeleri sahile çıkartan çıkarma gemileriTarihin en büyük deniz çıkarması için hazırlıklar uzun sürdü. Rommel müttefiklere büyük bir hoşgeldin partisi hazırlamak istiyordu. Müttefikler Almanları kandırmak için çok fazla sayıda maket gemi, asker, tank <acronym title="vBulletin">vb</acronym>. farklı yerlere yerleştiyorlardı. Bununla birlikte Alman hava ordusu bunlara aldanıyordu.<br />
<br />
Ayrıca çıkarmanın yapılacağı günün gecesinde Alman istihbaratının uyuduğu söylentileride dolaşıyordu. Hatta Rommel bile bu havada çıkarma olmasına ihtimal vermeyerek izne ayrılmış ve eşinin doğum günü için Almanya'ya gönmüştü. Eisenhower kötü hava koşullarına karşın tarihin en büyük deniz çıkarmasını yapmakta kararlıydı.<br />
<br />
Alman cephesinin yarılması ve iç kısma doğru genişletilmesi [değiştir]18 Temmuz'da İngilizler boş yere Caen'den çıkmaya uğraştılar, ama kesin darbe batıda vuruldu. Hücum cephesine 50,000 ton bomba bırakan 2,000 bombardıman uçağının hava hücumundan sonra, General Omar Bradley, 25 Temmuz'da hücuma geçti. Sert direnmeye rağmen 28 Temmuz'da Coutances'ın, 30 ve 31 temmuzda Granville ve Avranches'ın alınmasıyla Alman cephesinde geniş bir gedik açıldı. Ozamana kadar yedekte tutulan III. Amerikan ordusu'nun komutanlığına General George S. Patton getirildi (saflarında Leclerc kumandasında 2 Fransız zırhlı tümeni de çarpışıyordu) ve hemen ilerleme görevi aldı.<br />
<br />
2 Ağustos'ta Avranches gediğine saldıran dört zırhlı tümen, Dinan (4 Ağustos), Renner (5 Ağustos), Laval (6 Ağustos), Le Mans (9 Ağustos), Alençon ve Chartres'ı (10 Ağustos) ele geçirdi. Ama bu ilerlemenin zayıf noktası Alman cephesinde Avranches ve Mortain arasında açılan gediğin darlığıydı (30 km).<br />
<br />
Bu durumu gözden kaçırmayan General Kluge bütün zırhlı kuvvetlerini birleştirerek Vire ve Mortain'e karşı şiddetli bir karşı hücuma geçti ve Mortain'i aldı. Ama geri hatlarına sarkılması ve müttefik uçaklarıyla bombardıman edilmesi üzerine, 13 Ağustos'ta birliklerine genel geri çekilme buyruğunu verdi. Creror kumandasındaki Kanadalıların Falaise'i alması (17 Ağustos) ve üç gün sonra Patton'un birlikleriyle temas kurması, 7. Alman Ordu'sunun kuşatılması ve yok edilmesiyle sonuçlandı.<br />
<br />
O tarihten sonra savaşın büyük bölümü bitmiş ve Sen'e doğru takip hemen başlamıştı. Kuzeyde kıyılar boyunca hücuma geçen Kanadalılar 2 Eylül'de Abbeville'e ulaşırken Rouen üstüne yürüyen Dempsey, 3 Eylül'de Lüle ve Brüksel'e, 4 Eylül'de Anvers'e vardı.<br />
<br />
Güneyde Patton 17 Ağustos'ta Orleans, 21 Ağustos'ta Fontainebleau, 25 Ağustos'ta Troyes'u aldı ve eylül ortasında Moselle'e ulaştı. Sağ kanadı (2. Fransız Zırhlı tümeni), 12 Eylül'de, Chatillon-sur-Seine yakınında Provence'tan gelen Fransız-Amerikan birlikleriyle birleşti. 24-25 Ağustos'ta da Leclerc, 2. Zırhlı Tümeni ile Paris'e girmişti. O tarihten sonra bütün müttefik birlikleri Reich sınırlarına doğru hücuma geçtiler.<br />
<br />
<b>Omaha Plajı</b><br />
Omaha sahilinde işler başından beri iyi gitmemişti. Uçaklar sahilleri bombalıyorlar açılan deliklerde askerler için siper oluyordu ama Omaha'ya başarılı bir bombardıman düzenlenemedi ve Müttefik askerleri hiç siperi olmayan bir sahile çıkarma yaptılar. Müttefikler yoğun makinalı tüfek atışında hiçbir siper olmayan sahillerde askerlerinin ağır kayıplar vereceğini biliyordu. Bunun için hafif tanklarını suda gidecek şekilde tasarlamışlardı.<br />
<br />
Tankların dört bir tarafı yüksek bezlerle örtülüyor böylece içeri su dolması önleniyordu. Ama Omaha Plajı çok dalgalıydı ve Müttefik tankları bu dalgalara dayanamadı ve battılar. İngiliz tank kumandanları bu dalgalı denizde tankların gidemeyeceklerini bildikleri için tanklarını denize sokmadılar. Çok sayıda piyadaye sahip olan Müttefikler büyük kayıplar verselerde sonunda Omaha'yı kontrol edebildiler.<br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/">Çağdaş Türk Dünya Tarihi</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14692-normandiya-cikarmasi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Körfez Savaşı ve Kuveyt'in İşgali]]></title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14691-korfez-savasi-ve-kuveytin-isgali.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 18:46:11 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[* Körfez Savaşı ve Kuveyt'in İşgali * 
 
Körfez Savaşı, Birinci Körfez Savaşı (1990-1991), 2 Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b> Körfez Savaşı ve Kuveyt'in İşgali </b><br />
<br />
Körfez Savaşı, Birinci Körfez Savaşı (1990-1991), 2 Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan krizin sonucunda gerçekleşen, ABD öncülüğünde, Birleşik Krallık, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi 28 devletin askeri koalisyonuyla Irak arasında yapılan uluslararası çatışma.<br />
<br />
<b>Kuveyt'in işgali</b><br />
Irak'ın Kuveyt'i işgali genelde Saddam Hüseyin'in politikalarına bağlansa da tarihsel olarak sorun 1932 ve 1961'de gündeme gelmiş, hatta Irak Temmuz 1961'de burayı ilhak ettiğini açıklamış ama İngiltere'nin karşı koymasıyla bundan vazgeçmek zorunda kalmıştı. İran-Irak Savaşı'nın 1988'de sona ermesinden sonra Saddam rejimi Kuveyt'in kendisine ait petrolü çaldığını ve üretimi yüksek tutarak petrol fiyatlarının düşmesine neden olarak Irak'ı zarara uğrattığını ileri sürmüş ve bu ülkeye 50-80 milyar ABD Doları civarında tahmin edilen borcunun silinmesini istemişti. Bu konuda yapılan görüşmelerden sonuç alınamayınca Irak 2 Ağustos 1990'da Kuveyt'i işgal etti.<br />
<br />
Irak lideri Saddam Hüseyin Kuveyt'e karşı giriştiği saldırı ve işgal hareketinin açık hedefi bu ülkenin zengin petrol rezervlerini ele geçirmekti.<br />
<br />
Saddam Hüseyin yönetimi uluslararası çağrılara rağmen ısrarlı bir tutumla Kuveyt'teki kuvvetlerini çekmeyi reddetti ve 28 Ağustos 1990'da Kuveyt'i Irak'ın 19. ili olarak ilhak ettiğini açıkladı.<br />
<br />
<b>Diploması Ve Askeri Hazırlık</b><br />
Anti-Irak KoalisyonuKuveyt'i işgal etmekle Irak, dünyanın bilinen petrol rezervlerinin yüzde 20'sini ele geçirmişti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 3 Ağustos'ta Irak'a Kuveyt'ten çekilme çağrısında bulundu ve 6 Ağustos'ta da uluslararası düzeyde Irak'la ticareti yasaklayan bir karar aldı. Kuveyt'in işgalinden sonra Irak bu kez Suudi Arabistan için potansiyel bir tehdit oluşturmaya başladı; Irak'ın Suudi Arabistan'a da girmesi, dünya petrol rezervlerinin yarıya yakınının bu ülkenin eline geçmesi anlamına geliyordu. Bu durum üzerine, ABD ile Batı Avrupa'daki NATO müttefikleri olası bir saldırıyı caydırmak üzere hemen Suudi Arabistan'a asker sevk etmeye yöneldi. Mısır ve öteki bazı Arap ülkeleri de Irak karşıtı koalisyona katıldı ve bölgeye kuvvet göndererek askeri yığınağına katkıda bulundu.<br />
<br />
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 29 Kasım 1990'da Irak'ın 15 Ocak 1991'e değin Kuveyt'ten çekilmemesi halinde kuvvete başvurulmasını öngören bir karar aldı. Ocak 1991'e gelindiğinde Saddam'a karşı oluşturulan koalisyonun bölgedeki askeri gücü 700 bin kişiye ulaşmıştı. ABD 540 bin askerle bu gücün asıl ağırlığını oluşturuyordu; geriye kalan bölüm Birleşik Krallık, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ve başka ülkelerin sayıca daha küçük asker birliklerini kapsıyordu.<br />
<br />
<br />
<b>Hava Harekatı</b><br />
Çöl Fırtınası (İngilizce: Desert Storm) adı verilen savaş, 16-17 Ocak 1991 geceyarısı ABD öncülüğünde Irak'a karşı girişilen geniş çaplı hava akımıyla başladı.Savaş boyunca kesilmeden süren hava bombardımanı, izleyen birkaç hafta içinde Irak'ın komuta ve iletişim altyapısını, elektrik üretim kapasitesini, havaalanlarını ve hava savunma sistemini, kimyasal silah ve nükleer araştırma tesislerini büyük ölçüde yok etti. Şubat ortalarına gelindiğinde müttefik hava saldırılarının ağırlığı Kuveyt'te ve Irak'ın güneyinde bulunan ileri kara kuvvetlerine kaymış bulunuyordu. Bu saldırılar tahkimatlar, yeraltı sığınakları, silah depolarının, tankların ve öteki zırhlı araçların yok edilmesini getirdi. 23 Ocak 1991'de, kara harekatını deniz yönünden bakleyen Irak, petrol vanalarını açarak Basra Körfezi'nin kuzeyini petrol kuyusu haline getirdi.<br />
<br />
<b>Kara Harekatı</b><br />
Çöl fırtınası100 Saatlik Kara Harekatı: 24 Şubat'ta Suudi Arabistan'ın kuzeydoğusundan Kuveyt içlerine ve Irak'ın güneyine doğru geniş çaplı bir müttefik kara saldırısı başladı.Müttefikler üç gün içinde Irak direnişini çökerterek Kuveyt kentini geri aldı.Bu arada Kuveyt'in batı kesiminde zırhlı birliklerle bir yarma hareketine girişen asıl kuvvetler hızla Irak içlerine yöneldi ve Basra'nın güneyinde tutunmaya çalışan Cumhuriyet Muhafızları adlı seçkin Irak birliklerinin çoğunu 27 Şubat'ta saf dışı bıraktı.ABD başkanı George Bush 28 Şubat'ta ateşkes ilan ettiğinde, Irak direnişi bütünüyle kırılmış bulunuyordu.Ateşkes, Bağdat saatiyle 28 Şubat günü saat 08:00'de uygulamaya konuldu.<br />
<br />
<b>Ateşkes</b><br />
Ateşkes görüşmeleri, Körfezi Savaşı'na katılan Koalisyon Kuvvetleri ve Irak askeri heyetleri arasında 3 Mart 1991 günü Kuveyt-Irak sınırının 5 km kuzeyindeki Koalisyon Kuvvetlerinin eline geçmiş, Safven kasabası yakınında bir Irak hava üssündeki bir çadır içinde yapıldı.Görüşmeleri Koalisyon Kuvvetleri komutanı ABD'li General Norman Schwarzkopf, İngiliz komutan Sir Peter de la Billiere ve Fransız general Michel Roquejeoffre ile Iraklı generaller Sultan Haşim Ahmet ve Irak'ın Kuveyt işgalinde 3. Alay komutanı olan Salih Abbud Mahmut yürüttü.<br />
<br />
BM Güvenlik Konseyi'nin 686 numaralı kararı olarak bilinen ateşkesin başlıca şartları;<br />
Irak'ın, Kuveyt'i ilhak ettiğine dair kararı kaldırması.<br />
Irak'ın, Kuveyt'ten elde ettiği tüm mülkleri ve esirleri iade etmesi.<br />
Kuveyt'e yönelik askeri harekata son verilmesi.<br />
Irak, bundan böyle tüm Birleşmiş Milletler üye ülkelerine yönelik, füze saldırıları ve savaş uçağı uçuşları dahil, şiddete ve provokasyona dayalı hareketlerden kaçınması.<br />
Irak, Kuveyt'i ilhak kararını kaldırmak ve tazminat ödemek başta olmak üzere bütün şartları kabul etmek zorunda kaldı. Bu şekilde Körfezi Savaşı fiilen sona ermiş oldu. 1991 yılı Nisan ayının ilk haftasında, Irak'ın BM Güvenlik Konseyi tarafından ortaya konan ateşkes şartlarını kabul ettiğine dair yazılı müracaatı ile de Körfezi Savaşı resmen sona erdi.<br />
<br />
<b>Irak'ın Yenilmesinin Sebepleri</b><br />
Ölüm Otoyolu; Kuveyt ile Basra arasında uzanan otoyol, ABD kuvvetlerince yok edilmiş, Irak'a ait binlerce askeri ve sivil araçla dolmuştu.Savaş başlamadan önce Irak, dünyanın beşinci büyük kara ordusuna sahipti. Fakat bu durum Irak'ın çok kısa bir sürede yenilmesine engel olmadı.<br />
<br />
Bu yenilginin en büyük sebebi, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefik ordularının nitelik (eğitim ve donanım) bakımından Irak ordularına kıyasla çok üstün olmasıdır. Müttefik orduları, hızla haraket edebilen ve yüksek teknolojiyi etkin biçimde kullanabilen ordulardı. Buna karşılık Irak orduları, 8 yıl süren Irak-İran Savaş'ndan yorgun çıkmış, savaşma iradesi düşük ve klasik piyade savaşına göre eğitilmiş ordulardı.<br />
<br />
Irak, İran-Irak savaşı boyunca dünyadaki başlıca silah sağlayıcılarından çok sayıda silah satın aldı.Buda yetersiz mürettebat eğitimine sebep oldu.<br />
<br />
<br />
Irak'ın yenilmesinde pay sahibi olan ikinci önemli etken, II. Dünya Savaşı'ndan beri bilinen bir savaş gerçeğiydi:<br />
<br />
Savaşılan bölgede hava üstünlüğünü sağlamak ve hava ile kara güçleri arasında etkin bir eşgüdüm sağlamak; karşı konulmaz bir üstünlük getirir. Müttefikler hava-kara koordinasyonunu parlak bir biçimde gerçekleştirirken Irak güçleri bu avantajdan yoksundu. Çölde saklanamayan ve havadan korunamayan Irak ordusu, müttefik saldırıları karşısında yok oldular.<br />
<br />
Nedenlerden üçüncüsü, vurucu gücü ne olursa olsun, tek bir silaha dayanmanın yarattığı aşırı ve yapay güven duygusudur. Saddam, Sovyetler'den aldığı Scud füzelerine ve bu füzelerin ucuna yerleştirmeyi planladığı kimyasal/biyolojik başlıklara güveniyordu. Ancak, bu füzeler savaş sırasında istenilen başarıyı gösteremedi. Füzeler Amerikan Patriot Hava Savunma sistemi tarafından havada yok edildiler.<br />
<br />
<b>Kayıplar</b><br />
Körfez Savaşı modern tarihte yaşanmış savaşlar içinde belki de askeri bilançosu en orantısız olanıydı. Irak'ın kayıpları hakkında kesin rakamlar olmamakla beraber, Savaş sırasında Irak kuvvetlerinin, Kuveyt cephesinde bulunanlar da dahil yaklaşık 100-200 bin ölü, 75-150 bin dolayında yaralı, ayrıca 60 bin tutsak verdiği kesin gibi görünmektedir.<br />
<br />
Irak'ın komuta ve kontrol merkezlerinin yer aldığı Bağdat özellikle savaşın ilk günlerinde yoğun hava saldırılarına maruz kaldı. Askeri komuta merkezlerinin sivil yerleşmelere yakın olması, hem koalisyon güçlerinin hava harekatı sırasında hedef gözetmemesi, hem de Saddam yönetiminin önemli hedefleri insan kalkanıyla çevirmesi sivil ölümleri daha da artırdı. Irak'ın askeri kayıpları gibi sivil kayıpları da hayli yüksek oldu; kesin bilgiler olmamakla birlikte Irak'ın yaklaşık 100 bin sivil kayıp verdiği tahmin edilmektedir.<br />
<br />
Buna karşılık müttefik kayıpları çarpışma sırasında 190, dost ateşi, kaza ve öteki terslikler sonucunda da 358 dolayında olmak üzere tahmin edilenin çok altında bir düzeyde kaldı.<br />
<br />
<b>Savaş Sonrası Irak</b><br />
Irak'ın yenilgisinden hemen sonra Saddam yönetimini hedef alan halk ayaklanmaları ülkenin önemli bir bölümünü sardı. Saddam yönetimi belirli bir güçlükle karşılaşmakla birlikte elinde kalan kuvvetleri kullanarak bu ayaklanmaları bastırmayı başardı. Mart 1991'de, Basra ve çevresinde başlayan, iki hafta süren ve Bağdat'a kadar sıçrayan Şii ayaklanması Irak kuvvetlerince sert biçimde bastırıldı. Şii ayaklanmasından birkaç gün sonra da kuzeyde Kürt ayaklanması başladı. Ayaklanmalara karşı Saddam Hüseyin yönetiminin giriştiği sindirme hareketinin vardığı boyutlar yeni bir uluslararası bunalım yarattı. Toplu katliam korkusuyla Türkiye ve İran sınırlarına yığılan yaklaşık 1.5 milyon Kürt mülteci için Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bir kurtarma harekatı başlatıldı. Nisan 1991'de, ABD yönetimi, Irak'a, Kürtlerin bulunduğu bölgede 36. paralelin kuzeyinde karada ve havada faaliyet göstermemesi uyarısında bulundu. Bu çerçevede 36. paralelin kuzeyinin Irak uçuşlarına yasaklanması, Çekiç Güç adındaki uluslararası bir askeri gücün bölgeye yerleştirilmesi ve sonraki gelişmeler Kuzey Irak'ta fiili bir Kürt yönetiminin oluşmasını getirdi. Ağustos 1990'da uygulamaya konan, Birleşmiş Milletler'in Irak'a yönelik ticaret ambargosu savaşın bitiminden sonra da yürürlükte kaldı.<br />
<br />
Başlangıçta ateşkes hükümlerine uyan Irak yönetimi, zamanla müdahale olarak gördüğü yardım programlarına ve Birleşmiş Milletler'in kitle imha silahlarını yok etme yönündeki çalışmalarına karşı çıkmaya başladı. Savaştan yenik çıkan Saddam Hüseyin'in içerideki konumunu yeniden güçlendirmesi dünya kamuoyunda savaşın gerçek sonucu konusunda kuşkular uyandırdı. Kasım 1992'de, George H. W. Bush'un ABD Başkanlık seçimlerini kaybetmesinden sonra, Saddam yönetimi Kuzey Irak'taki durum, ambargo ve ateşkes uygulamasıyla ilgili olarak sertleşmeye yöneldi. Gerginliğin tırmanmasıyla birlikte Şiileri korumak üzere 32. paralelin güneyi de uçuşa yasak bölge ilan edildi.<br />
<br />
Körfezi Savaşı fiilen sona ermesine rağmen Amerika bazı bahanelerle zaman zaman Irak'ı bombalamaya devam etmiştir. 23 Ocak 1993 gecesi Güney Irak'ı, ABD eski Devlet Başkanı George H. W. Bush'a Kuveyt'te bulunduğu sırada suikast planladıkları gerekçesiyle 26 Haziran 1993 gecesi de Bağdat'ı bombalamıştır.<br />
<br />
<b>Savaş'ta Türkiye</b><br />
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra Batı açısından stratejik önemini kaybedeceğini düşünen Türkiye'nin endişeleri Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle birlikte ortadan kalktı. Özellikle Cumhurbaşkanı Turgut Özal, doğan fırsatı kullanarak Türkiye'nin stratejik öneminin azalmadığını göstermek istiyordu. Körfez krizinde aktif politika izlemek isteyen Özal, temkinli bir siyasetten yana olan Başbakan Yıldırım Akbulut, Dışişleri Bakanı Ali Bozer ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay ile karşı karşıya kaldı, Özal'ın tutumuna tepki gösteren Dışişleri Bakanı Ali Bozer (11 Ekim 1990), Milli Savunma Bakanı Safa Giray ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay (3 Aralık 1990) görevlerinden istifa ettiler. Ayrıca Özal'ın uygulamak istediği aktif siyaset muhalefet tarafından sert biçimde eleştirildi.<br />
<br />
<br />
Turgut Özal, George H. W. Bush yönetiminin kararını destekleyerek, Irak devletine karşı saldırı amacıyla Türk Hava sahası ve İncirlik Üssü'nün kullanılmasına izin verdiABD bu kriz sırasında Ankara'dan 3 konuda yardım istedi; Türkiyedeki üslerin Irak'a yönelik hava hareketlarında kullanıdırılması ve Saddam'ın Kuveyt cephesideki asker sayısını azaltması için Türkiye'nin Irak sınırına asker kaydırması. Türkiye bu iki talebe olumlu cevap verirken, Suudi Arabistan'da toplanan koalisyon kuvvetlerine birlik göndermesi isteği ise Özal'ın ısrarına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin karşı çıkması sonucu gerçekleşmedi. Türkiye bu doğrultuda 180,000 kadar askeri Irak sınırına kaydırarak, Irak'ın kuzeyde 8 tümen tutmasını sağladı ve kara savaşında koalisyon güçleri üzerindeki yükü hafifletmiş oldu.<br />
<br />
Türkiye, Körfez krizinin başında ılımlı bir politika izlemesine rağmen 8 Ağustos 1990'da, BM'nin Irak'a ambargo kararlarına uyarak Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattını kapattı. Ambargoya katılmasına rağmen Türkiye, Körfez Savaşı'na fiili olarak katılmadı. Irak sınırına asker yığdı ve İncirlik Hava Üssü'ndeki Amerikan uçaklarının kullanılmasına müsaade etti.<br />
<br />
Özal'ın Musul ve Kerkük'ün alınmasından, bölgedeki Arap ülkeleriyle geliştirilecek ekonomik ve ticari ilişkiler ile bu ülkeleri potansiyel silah pazarı olarak görme planları uzun vadede sonuç vermedi. Aksine, savaştan sonra Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattını kapatılmasından dolayı Türkiye'nin uğradığı zararın tazmin edilmesi için Körfezi ülkeleri tarafından verilen 3 milyar dolarlık yardımın ödenmesinde bile isteksiz davranıldı. Körfezi ülkelerinden ve ABD'den alınan yardımlar ve tazminatlar, Türkiye'nin, Körfezi Savaşı'ndan sonra da yaklaşık 12 yıl yürürlükte kalan BM ambargosuna uyması nedeniye uğradığı 100 milyar ABD Dolarının üzerindeki zararın karşılanmasında çok yetersiz kaldı.<br />
<br />
Ayrıca savaştan sonra ayaklanan Kürtlerin Saddam kuvvetleri tarafından saldırıya uğraması sonucunda, yarım milyon Kürt Türkiye sınırına yığıldı. Türkiye, 1988'deki gibi bir Kürt göçünün yaratabileceği güvenlik ve maliyet sorunlarından çekinerek sınırlarını Kürtlere kapadı. Ancak duruma kayıtsız kalmayıp Kürtlerin sığındıkları dağlardan indirilip, Irak tarafındaki düzlüklere yerleştirilmesi için burada bir tampon bölge oluşturulması fikrini ABD'ye iletti. Bundan sonra Irak'ın kuzeyinde Kürtler için oluşturulan Güvenlik Bölgesi'nin korunması için aralarında Türkiye, ABD, İngiltere ve Fransız askeri kuvvetlerinin bulunduğu Çekiç Güç'ün Türkiye sınırları içinde de konuşlanmasına izin verildi (Temmuz 1991). 2003'teki Irak Savaşı'na kadar görev yapan Çekiç Güç'ün varlığı Türkiye'de büyük tartışmalara yol açtı.<br />
<br />
<b>Sonuçları</b><br />
Körfez Savaşı kesin bir askeri sonuç getirmekle birlikte bölgedeki istikrarsızlığı doğrudan çözemedi. Birinci Körfezi Savaşı'nın en önemli ve en uzun vadeli sonucu, tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde köktenci akımların güçlenmesidir. Bölgede 1945'den beri üzerinde çok konuşulan ve tüm siyasal partilerin programlarının başında yer alan Arap Birliği fikri, büyük bir darbe yemiştir. Körfezi Savaşı'nda Arapların ayrı ayrı saflarda toplanmaları ve kendi ulusal devletlerinin olduğu kadar Batı'nın da çıkarlarını korumak için savaşmaları, Arap Birliği düşünü çok zayıflattı.<br />
<br />
Savaşın bir o kadar önemli başka bir sonucu da, Irak'ın zayıflamasıyla beraber, İran'ın bölgedeki ağırlığı arttı. Bölgede İsrail Irak'ın yenilmesiyle rahatlarken, Irak'ın yanında yer alan Filistin Kurtuluş Örgütü zor durumda kaldı.<br />
<br />
<b>Komplo Teorileri</b><br />
ABD'nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie 25 Temmuz 1990'da Saddam Hüseyin'le yaptığı görüşmede &quot;Bu, Arapların kendi aralarındaki bir sorun. ABD'yi ilgilendirmez&quot; dediABD'nin Bağdat'taki büyekelçisi olan April Glaspie'nin 25 Temmuz 1990'da Irak lideri Saddam Hüseyin'le yaptığı görüşmede Araplar arasındaki sorunlara karışmak istemediğini belitmesi, 2 gün sonra da Bağdat'tan ayrılması ve Irak'ın Kuveyt sınırına asker yığdığını bilmesine rağmen ABD yönetiminin ciddi bir uyarıda bulunmaması ABD'nin bilinçli olarak Irak'a yeşil ışık yaktığı şeklindeki değerlendirmelere yol açtı. ABD'nin bu savaştan elde ettiği kazançlar şöyle sıralanabilir;<br />
<br />
500,000'den fazla askeri Orta Doğu'ya kaydırıp Irak'ı kesin bir yenilgiye uğratarak uluslararası alanda lider olduğunu ve Vietnam sendromunu atlattığını göstermesi<br />
<br />
Savaşın maliyetinin önemli bir kısmının Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Japonya ve Almanya gibi ülkelere yüklemiş olması<br />
Demode olan ve silahsızlanma anlaşmaları doğrultusunda elinden çıkarmak zorunda olduğu silah ve cephanenin bir kısmını burada kullanarak bunlardan kolay yoldan kurtulması<br />
<br />
Yeni silah sistemlerini gerçek savaş ortamında denemesi ve geliştirmesi<br />
Saddam'ı devirmeyerek ondan çekinen tutucu Körfez ülkelerine daha sonraki dönemde büyük müktarlarda silah satarak fazladan büyük karlar elde etmiş olması<br />
<br />
Irak'ı fiilen üçe bölerek ve ambargo uygulayarak zayıf tutması ve bu ülkenin petrol ihracını baskı altına alarak uluslararası alanda petrol fiyatlarını denetleyebilmesi.<br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/">Çağdaş Türk Dünya Tarihi</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14691-korfez-savasi-ve-kuveytin-isgali.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İngiltere İç Savaşı</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14690-ingiltere-ic-savasi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 18:40:26 GMT</pubDate>
			<description>*İngiltere İç Savaşı* 
 
1642 - 1651 yılları arasında Cumhuriyetçiler ve Kraliyet yanlıları arasında yaşanmış politik görüş anlaşmazlıkları ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>İngiltere İç Savaşı</b><br />
<br />
1642 - 1651 yılları arasında Cumhuriyetçiler ve Kraliyet yanlıları arasında yaşanmış politik görüş anlaşmazlıkları ve fiziksel çatışmaları adlandırırken kullanılan genel terimdir.<br />
<br />
Birincisi 1642 - 1645 yılları arasında, ikincisi 1648 - 1649 yılları arasında yaşanan çatışmalar I. Charles'a, 1649 - 1651 yılında gerçekleşen üçüncüsü ise II. Charles'a karşı Cumhuriyetçiler tarafından yapılmıştır. İç savaş 3 Eylül 1651'de Worcester Savaşı ile Cumhuriyetçilerin güçleri ele geçirmesi ile sona erdi.<br />
<br />
<br />
İngiltere Kralı Charles I.(1600–1649).17. yüzyıl birçok iç kargaşaya rağmen İngiltere’nin yükselmekte devam ettiği bir dönem oldu. I. Charles’in idamı ve Cromwell’in cumhuriyet adı altında diktatörlüğünü ilanı çok büyük iç krize zemin hazırladı. Ancak bu mücadele sonunda krallık yeniden kurulduğu gibi Parlamentonun nüfuzu da arttı. Ve artık İngiltere krallarının şahsen devleti yönetmeleri devri kapandı. Parlamento ile kral arasında sonradan kralın hükümet etme yetkilerinin tamamen ortadan kalkmasıyla neticelenecek bir denge hasıl oldu.<br />
<br />
İngiliz devrimi modern devrimlerin ilkidir. Birçok bakımdan sonraki Fransız ve Rus devrimlerine yakın yanları vardır. Her siyasi devrim kendine özgü karmaşık gelişme çizgisini izler. Devrimler belli aşamaların neticesinde ortaya çıkarlar. Aşamaları şöyle değerlendirmek mümkündür; siyasi ve entelektüel kargaşanın hızla arttığı bir başlangıç dönemi ve eski rejimin çökmesi siyasi kriz uzadıkça radikal bir önderliğin öne çıkması, devrimin sola kayışının bir noktadan sonra durması; güçlü ve çoğu zaman askere dayalı bir parti eliyle iktidarın pekiştirilmesi ve siyasi dengenin giderek yeniden kurulması kimi zaman biçimsel bir yenilemeyle devrimci hareketin çökmesidir. Bu aşamaları İngiliz ve Fransız devrimlerinde görmek mümkündür.<br />
<br />
İngiliz devriminin ilk aşaması 1640-41 devrimidir. Bununla birlikte eski mutla krallık rejimi zayıfladı. Bu aşama I. Charles’in mali krizden kurtulmak için 1640 yılı kasımında Uzun Parlamentoyu toplantıya çağırmasıyla başladı. Halk tarafından sevilmeyen Charles anayasa düzeni içinde Parlamentoya eskisinden çok daha önemli bir yer sağlayan bir dizi siyasi reforma razı olmak zorunda kaldı. Bu değişikliklerle birlikte özellikle 1641 Temmuz’unda başında sansürün kaldırılmasından sonra siyasi tartışma ortamı büyük ölçüde kızıştı.<br />
<br />
<br />
Charles I.Siyasi kriz iç savaşa doğru tırmandıkça devrimin gitgide sola kaymasına sahne oldu. Bu İngiliz devriminin ikinci aşamasıdır. Uzun Parlamento 1641’de kendi içinde rakip partilere bölündü. Kralın partisi olan kralcılar ile daha ileri siyasi ve dinsel reformlar isteyen Parlamentocular. Charles 1642’de önde gelen muhaliflerini tutuklatmaya kalktı. Başaramayınca Londra’dan kaçtı. Bu yüzden I. İç savaşa elverişsiz koşullarla girdi. Londra ve merkez hükümet mekanizması Parlamentocuların elinde kalmıştı. Maalesef Parlamentocular hemen bu olay hakim olamadılar. Bu ancak 1645 yılında sağlam, disiplinli bir ordu kurulmasıyla gerçekleştirildi. Bununla militan püritanizmin parlamento davasına katkısı sağlanmış oldu.<br />
<br />
<br />
Van Dyck'ın Çizimiyle Kral CharlesSir Thomas Fairfax yetenekli kumandası altında ordu Naseby’de kralcılar karşısında kesin zafer kazandı. III. aşamada devrimin sola kayışı doruk noktasına vardı. Parlamentocular başarıya ulaştıkları 1646 ve 1648 yıllarında kendi aralarında bölündüler. Daha tutucu grup Presbiteryenlerdi.Bunlar İskoçyalılarla birlikte olup Charles ile anlaştılar.Daha radikal parti Oliver Cromwell’in ve ordunun desteklediği “Bağımsızlar” bir anlaşma girişiminden sonuç alınamaması üzerine Charles’e muhalefet kaldılar. II. İç savaş kısa sürdü. Cromwell’in 1648’de Preston’da İskoç ordusunu ezip yok etmesiyle sona erdi.<br />
<br />
Bunun ardından da 1648 Aralık ayında Parlamento’da bazı değişiklikle beraber, 1649’da Charles’in yargılanıp idam edilmesi ve aynı yılın Şubat ayında krallığın ve lordlar kamarasının ortadan kaldırılmasıyla başladı. Aynı zamanda Cromwell ve ordu üst kademesinin halk sınıflarını temsil eden ve adına “Leveller” denilen radikal siyasi parti ile yolları ayrıldı. Leveller anayasada köklü değişiklik isteyerek toprak sahiplerinin siyasi ve sosyal iktidarına baş kaldırıyorlardı. 1647 yılında orduyu ele geçirmek için Cromwell'e karşı ayaklandılar. Cromwell harekete geçti. Mayıs 1649’da Leveller ordu isyanı Burford'da bastırıldı. Ordu içindeki mevzilerinden atılan Leveller hızla destek yitirdiler.<br />
<br />
IV. aşama yavaş yavaş siyasi dengeye dönüş aşamasıydı. Yeni ordu 1650'lerde altmış binden fazla mevcudu olan bir güçtü. Bu gücün işlevi İrlanda ayaklanmasının gaddarca bastırılması ve yeni kralcı başkaldırının bozguna uğratılmasında ortaya çıktı.<br />
<br />
Cromwell son derece başarılı bir yönetici olduğunu göstermişti.Bunun nedeni hem usta bir politikacı hem de parlak bir general olmasıydı. Cromwell hükümeti 1654’te Hollanda ile barış be ispanya karşısında zafer ve dış siyasetle ilgili bazı başarılar sağladı. Ama sistem Cromwell’in ölümünden sonra fazla uzun sürmedi. Beşinci aşamada ordu yönetiminin çökmesiyle birlikte önce bir siyasi karışıklık dönemi baş gösterdi. 1660 Mayısında kurucu meclisin çağrısıyla II. Charles’in geri dönmesi izledi. Yeniden başa geçen krallık yönetimi eskisine oranla çok güçsüzdü. ve parlamentoda temsil edilen soylu sınıf İngiliz devriminde son ve kesin zaferi sağlayarak mutlakiyetçi krallığa bir daha geri gelmemek üzere son verdi.<br />
<br />
<br />
Kral Charlesİç savaş, Kral I. Charles'ın yargılanarak idamına, ve oğlu II. Charles'ın da sürgününe neden olurken, İngiliz Kraliyet sisteminin ise bir İrlanda, İskoçya ve Galler Bölgesi'nin de katılımıyla ortak yönetimine çevirilmesine karar verildi. Birçok mücadeleden sonra 4 Nisan 1660'da II. Charles İngiliz Kraliyet tahtını kabul ettirdi. 23 Mayıs'ta sürgünden döndü ve kendini 29 Mayıs'da krallığı kabul edildi. 23 Nisan 1661'de Westminster Abbey'deki taç töreni ile resmen kral oldu.<br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/">Çağdaş Türk Dünya Tarihi</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14690-ingiltere-ic-savasi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Amerikan Devrimi</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14689-amerikan-devrimi.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 18:38:52 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[* Amerikan Devrimi    
* 
 
Amerikan Devrimi 18. yüzyılın ikinci yarısında Onüç Koloninin Britanya İmparatorluğu'ndan bağımsızlığını kazanarak...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font face="Century Gothic"><font size="3"><font color="DarkRed"><div align="center"> Amerikan Devrimi   </div></font></font></font></b><br />
<br />
Amerikan Devrimi 18. yüzyılın ikinci yarısında Onüç Koloninin Britanya İmparatorluğu'ndan bağımsızlığını kazanarak Amerika Birleşik Devletleri adını aldığı dönemi içine alır.<br />
<br />
Bu dönemde koloniler Britanya İmparatorluğu'na karşı ayaklandı ve 1775 ile 1783 yılları arasında Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı başlattılar. 1776'da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi yayımlandı ve 1781'de de savaş alanında zafer elde edildi.<br />
<br />
Fransa yeni ulus Amerikalılara para ve mühimmat sağlanmasında önemli bir rol oynamış, Britanya'ya karşı bir koalisyon örgütlemiş ve savaşı sona erdiren Yorktown'daki muharebede belirleyici bir rol oynayan bir ordu ve filo göndermiştir. Öte yandan Amerikalılar kraliyet ve aristokrasiye karşı ayaklanmışlardı ve Fransa'yı bir model olarak almadılar.<br />
<br />
Amerikan devrimi Amerikan halkını saran yeni cumhuriyetçi idealler gibi bir dizi entelektüel ve sosyal değişikliği da içinde barındırıyordu. Bazı eyaletlerde demokrasinin devlet idaresindeki rolü hakkında ateşli tartışmalar yaşanıyordu. Cumhuriyetçiliğe kayış ve giderek yayılan demokrasi geleneksel sosyal hiyerarşide karışıklıklara neden oldu ve Amerikan siyasi değerlerinin temelini oluşturan siyasi ahlâkı yarattı.<br />
<br />
<br />
Devrim dönemi Fransa'nın Amerika'daki kolonilere yönelik askerî tehdidinin sona erdiği 1763 yılında başladı. Britanya kolonilerin savunulması için yapılan harcamalarının büyük bir bölümünün yine koloniler tarafında ödenilmesi gerektiğine karar vererek kolonicilerin hiç de hoş karşılamadığı vergiler dayattı. Ayrıca kolonilerin Britanya parlamentosunda temsilcisi olmadığından birçok kolonici hareketi yasadışı kabul etti. Boston'daki protestolardan sonra Britanya buraya savaş birlikleri gönderdi. Buna karşılık olarak kendi milislerini seferber etti ve 1775'te savaş başladı. Nüfusun yüzde 15-20 kadarı Britanya'ya sadık olsa da savaş boyunca Vatanseverler savaş boyunca genellikle toprakların yüzde 80-90 kadarını ellerinde bulundurmuşlardır. Britanya, öte yandan yalnızca birkaç kıyı şehrini kontrol etmekteydi.<br />
<br />
1776 yılında 13 koloninin temsilcileri oybirliğiyle Amerika Birleşik Devletleri'ni kuran bir bağımsızlık bildirgesi kabul ettiler. 1778'de Amerikalılar Fransa ile asker ve donanma gücünü dengeleyen bir ittifak kurdular. 1777'de Saratoga'da ve 1781'de Yorktown'da iki Britanya ordusu esir alındı ve bunların sonucunda 1783'te Paris Antlaşması ile barış sağlandı. Birleşik Devletler'in kuzeyinde Britanya Kanadası, güneyinde İspanyol Floridası ve batısında da Mississipi Nehri bulunuyordu.<br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/">Çağdaş Türk Dünya Tarihi</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cagdas-turk-dunya-tarihi/14689-amerikan-devrimi.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
