<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>IRCdForum.Net - Diğer Dinler</title>
		<link>https://www.ircdforum.net/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Tue, 22 Sep 2026 20:52:31 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.ircdforum.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>IRCdForum.Net - Diğer Dinler</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Minos Uygarlığı Dini | Eski Girit Dini</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15198-minos-uygarligi-dini-eski-girit-dini.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 04:34:53 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Minos Uygarlığı Dini | Eski Girit Dini* 
 
M.Ö. 3000 yılında Girit Adası'nda ( Yunanistan) kurulan başkentleri Knosos olan Minos Uygarlığı ; M.Ö....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Minos Uygarlığı Dini | Eski Girit Dini</b><br />
<br />
M.Ö. 3000 yılında Girit Adası'nda ( Yunanistan) kurulan başkentleri Knosos olan Minos Uygarlığı ; M.Ö. 1200 lerde Dorların Girit Adasını ele geçirmeleriyle sona ermiştir. Aslında Minos ,efsane ile tarih arasında bir kişiliğe sahiptir. Bölgedeki korsanları yenerek Girit Merkezli bir devlet kuran Minos'un adı zamanla efsanelere karışırken öte yandan Minos adı özel ad olmaktan çıkıp bir hanedana mensup olanların ünvanı niteliğini (firavunlar gibi) kazanmıştır. Dolayısıyla zaman içinde Girit'le özdeşleşen bu unvan aynı zamanda Girit te doğan uygarlığın da adı olur.<br />
<br />
<b>GİRİT TARİHİNİN ANAHATLARI</b><br />
Günümüzde de Girit kronolojisi , bütünüyle olmasa da , Evans’ın yaptığı çalışmalara dayanmakta ve onun terminolojisini kullanmaktadır.<br />
<br />
İlk Çağ Girit tarihini şu ana başlıklarla özetleyebiliriz :<br />
<br />
<b>1. Neolitik dönem ( MÖ 6000 - 2600 )</b><br />
Girit paleolitik dönem boyunca iskan edilmemiş gibi gözükmektedir. Adaya ilk gelenlerin Anadolu’dan geldikleri sanılmakta ve adada Neolitik dönemin bu şekilde başladığı kabul edilmektedir.<br />
<br />
Bu dönemde konut inşaatı ve alet kullanımı gelişmiş ve ilk ana tanrıça idolleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu dönemde Girit çevresindeki adalarla ilişki içine de girmeye başlamıştır.<br />
<br />
<b>2. Eski Minos Dönemi ( MÖ 2600 - 2100 )</b><br />
Bu dönem aynı zamanda adada ilk metalin kullanıldığı zamanlardır. Evans’a göre adada ilk metal kullanımı buraya kaçan Mısır’lılar tarafından başlatılmıştır. Ancak bu görüş zamanla terk edilmiş ve adadaki metal kullanımına geçişte kaynağın Anadolu olduğu anlaşılmıştır. Böylece adanın doğu bölümünün de uygarlaşmada Anadolu ile bir kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>ü teşkil ettiği görülmüştür.<br />
<br />
Bu dönemde Girit çevresindeki adalarla da ticaret ilişkilerini geliştirmiştir. Bu da büyük ölçüde Girit’in denizcilikte , bölgedeki diğer uygarlıklara göre , ileri olmasından kaynaklanmıştır.<br />
<br />
Bu dönemin sonuna doğru Knossos önem kazanmaya başlamıştır.<br />
<br />
<b>3. Orta Minos Dönemi ( MÖ ~ 1600 - 1400 )</b><br />
Bu dönemde Girit Uygarlığında hızlı bir ilerleme kaydedilmiştir. Bu dönemin en önemli özelliği Anadolu ile olan ilişkilerin zayıflaması , buna karşılık Mısır ile olan ilişkilerin kuvvetlenmesidir. Buna bağlı olarak Girit’in doğusu zamanla önemini kaybetmiş ve orta kısımlar kuvvetlenmeye başlamıştır.<br />
<br />
Girit Kronolojisinde bu dönem sarayların yapımına göre Eski ve Yeni Saraylar Devirleri olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<br />
Eski Saraylar Devri MÖ 2000 ile 1700 yılları arasına tarihlenir. Bu dönemde Girit yüzünü Ege adaları ve Mısır’a çevirmiş ve buralarda yoğun ekonomik ilişkilere girmiştir. Öte yandan Anadolu ile olan ilişkiler zayıflamaya başlamıştır. Ekonominin ağırlığının doğudan orta bölgelere kayması da bu dönemde hızlanmıştır. MÖ 2000 yılında adanın doğu bölgesinde , Mallia’da inşa edilen bir sarayın 1900’de itibaren kullanılmamaya başlanması bu bölgenin ekonomik gerileyişi hakkında da ipuçları vermektedir.<br />
<br />
Eski Saraylar devrinde Orta Girit’e bulunan iki şehir ön plana çıkmıştır. Bunlardan birincisi Ege adaları ile ticareti geliştiren Knossos öteki de Mısır ile ticareti geliştiren Paestos’dur. Bu şehirlerdeki ekonomik zenginlik kalıntıları gün ışığına çıkartılan saraylarla da ortaya konmuştur . Her iki şehir arasında zaman zaman çekişmeler olsa da Knossos üstünlüğünü ortaya koymuştur.<br />
<br />
Bu dönemin sonunda bölgedeki binalarda bir yıkım göze çarpmaktadır. Bu yıkımın kaynağı büyük bir olasılıkla adaya dışarıdan gelen istilacılar olmakla birlikte daha araştırılmaktadır.<br />
<br />
Yeni Saraylar devrinde ise , Girit uygarlığı sanki hiç bir kesintiye uğramamış gibi devam etmektedir. Knossos’da , Phaestos’da ve Mallia’da yeni saraylar inşa edilmiş , eskileri de onarılmıştır.<br />
<br />
Bu dönemde Girit şehirleri arasında rekabet devam etmiş de olsa Knossos her bakımdan üstünlüğünü ortaya koymuştur.<br />
<br />
<b>4. Yakın Minos Dönemi ( MÖ ~ 1600 - 2100 )</b><br />
Bu dönem Knossos krallığının egemen olduğu dönemdir. Evans bu dönem uygarlığını , efsanevi kral Minos’dan ötürü , Minos uygarlığı diye adlandırmayı uygun bulmuştur.<br />
<br />
Bu dönemde Knossos’da Minos diye bir kralın bulunduğuna dair tarihi belgeler yoktur , ancak MÖ 1700-1400 yılları arasında hüküm süren bir hanedanın krallarının Minos ya da buna benzer bir isimle adlandırıldığı düşünülmektedir.<br />
<br />
Bu dönemde Girit’in büyük bir deniz üstünlüğüne sahip olduğu bilinmektedir. Thukydides bu konuda şöyle yazmaktadır :<br />
<br />
“ Geleneğe göre bir donanmaya ilk olarak Minos sahip oldu ; bugün Yunan Denizi adını verdiğimiz şeyin büyük bir kısmına gücünü kabul ettirdi ; Kyklades adalarına boyun eğdirdi ve Karia’lıları kovduğu bu adalarda ilk olarak koloniler kurdu; adalara vali olarak öz oğullarını yerleştirmişti ; ayrıca vergilerin toplanmasını daha kolayca sağlamak amacıyla korsanlığı elinden geldiğince ortadan kaldırdı.” ( Peloponnesos Savaşı 1 , 4)<br />
<br />
Knossos ayrıca , bu dönemde diğer Ege adalarına hükmetmeye başlamış ve gücünü Yunanistan’a , anakaraya kadar genişletmiştir. Mısır’da , On sekizinci sülale de Keftiu ülkesine yani Girit’e hediyeler göndermiştir.<br />
<br />
Ancak Girit uygarlığının sonu MÖ 1400 yılına doğru bir yıkımla gelmiştir.Bu dönem saraylarında, yapılarında bir yangın izine rastlanmaktadır. Yıkımın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte dışarıdan gelen bir istila ya da içeriden bir ayaklanma olasılıkları tartışılmaktadır.<br />
<br />
Bu yıkımdan sonra ise gelen Akha istilaları adayı Helenleştirmiş ancak uzun yıllar boyunca eski kültürü ve dili koruyanlar olmuştur.<br />
<br />
Daha sonraları Miken egemenliğine giren Girit MÖ 1100 yıllarında da Dor hakimiyeti altına girmiştir. Bu dönemde bir kere daha yakıp yıkılan Girit artık bir Yunan şehri olarak eski, görkemini kaybetmiştir.<br />
<br />
<b>GİRİT İLE İLGİLİ KLASİK KAYNAKLAR VE EFSANELER</b><br />
Klasik Yunan Mitolojisinde Girit ile ilgili anılar yerini mitoslara bırakmış ve burası ile ilgili değişik mitler oluşmuştur.<br />
<br />
Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Minos ile ilgili olan mitlerdir.<br />
<br />
Minos adının belli yaşamış bir krala mı ait olduğu yoksa Midas , Cæsar gibi yaşamış kişilerden alınan bir unvan mı olduğu tartışmalıdır. Ancak mitolojik öykülerde Girit dönemini anlatmak için kullanılmaktadır. Mitolojide de Minos boğa kültünden ayrı olarak geçmez.<br />
<br />
Mitolojiye göre Minos Zeus ile Europe’nin üç çocuğundan biridir. Minos efsanesini Azra Erhat şöyle anlatır :<br />
<br />
“ Minos Girit tahtına çıkmak isteyince üç kardeş arasında kavga kopmuş, ama Minos tanrıların kendisinden yana olduklarını ileri sürmüş, bunu kanıtlamak üzere de Poseidon tanrıdan bir dilek dilemiş, denizden bir boğa çıkarmasını istemiş ve bu boğayı da gene tanrıya kurban etmeye söz vermiş. Dilediği gibi olmuş, denizden köpükler gibi ak bir boğa çıkagelmiş. Minos boğayı almış, tahta oturmuş ama hayvanı tanrıya kurban etmeyi unutmuş. Güzelim ak boğayı sürülerinin arasına damızlık olarak göndermiş. Bu duruma çok kızan deniz tanrı, ak boğayı Minos’un başına bela etmiş; bir efsaneye göre de hayvan kudurmuş , ortalığı kasıp kavurduğu bir sırada Herakles’in elinden öldürülmüş, ama iş bununla da kalmamış, kralın karısı Pasiphae bu boğaya doğadışı bir aşkla tutulmuş ve onunla birleşmiş. Kral Minos güneş tanrı Helios’un kızlarından Pasiphae ile evlenmişti. Bir zamanlar Europe gibi boğaya vurulan Pasiphae ak boğayla birleşebilmek için Daidalos’a bir inek heykeli yaptırır, içine girer ve gebe kalarak Minotauros’u doğurur. Ondan sonra da doğurur. Ondan sonra da Girit sarayının yaşamı karmakarışık olur. Helios döllerinin hepsi gibi Pasiphae de büyücüdür, seviştiği boğayı öldürttü diye Minos’u büyüler, yatağından yılanlar, çıyanlar, akrepler çıkmasını sağlar. Bunlar işi çapkınlığa vuran Minos’un yatağına giren her kadını sokup öldürmekteymişler. “<br />
<br />
Minos hakkında anlatılagelen bu efsaneler de Minos’un Yunan mitolojisinde Midas’a benzer bir yer aldığını göstermektedir. Bu efsanede boğa kültünün önemi de dikkat çekmektedir. Burada Minos’un boğayı kurban etmemesi ve sonrasında da bu boğayı öldürmesi sonucu bir tür lanetlenme ile karşı karşıya kalması anlatılmaktadır. Başka bir efsaneye göre de bu yılanların,çıyanların ve kreplerin Minos’un sperminden çıkması , Girit kraliyet soyuna karşı da bir tepki olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da Pasiphae olarak gözükmektedir. Pasiphae’nin, Helios soyundan olması ve büyücü olması boğa ile ilintili ay kültü ile güneş kültü arasındaki bir karşıtlığı yansıtmaktadır.<br />
<br />
Bütün bunların yanında Minos, Yunanlılara göre halkının üzerinde adil ve düzgün bir şekilde hüküm sürmüş bir hükümdardır.<br />
<br />
Minos’un hükümdarlığı da , doğu kültürlerinde olduğu gibi tanrısaldır. Minos da kanunları Zeus’un iradesi ile yapmaktadır. Bunu kanıtlamak için de her dokuz yılda bir İda mağarasına gitmektedir ve burada tanrısal ilhamı da almaktadır.<br />
<br />
Minos’un mitolojide bir çok yere gitmiş olması da Girit kolonilerinin buralara uzandığını göstermektedir.<br />
<br />
Minos ile ilgili en ünlü efsanelerden biri de yukarıda kısaca sözü geçen Minotauros efsanesidir.<br />
<br />
Adı Minos’un boğası anlamına gelen Minotauros insan bedenli boğa başlı bir canavarmış. Tanrı Poseidon’un kral Minos’a gönderdiği bir boğa ile Minos’un karısı Pasiphae’den doğmaymış. Minos bu korkunç yaratığı saklamak için mimarı Daidalos’a Labyrinthos sarayını yaptırmış. Theseus Minos’un kızı Ariadne’nin yardımı ile Minotauros’u öldürmüş. Minotauros Girit sarayında derin izler bırakmış olan Girit’e özgü bir boğa kültünün simgesi olsa gerek. “<br />
<br />
Aslında bu efsane çok önemli ipuçları da vermektedir. Minotauros sadece Minos’un boğası anlamına gelmemekle birlikte bir bileşik isim olarak Boğa Minos anlamına da gelmektedir. Eğer Minos’u bir unvan olarak düşünürsek Boğa Kral gibi bir anlam kazanabilir. Bu ise daha eski dönemlerden kalan bir unvanı ya da bir tapınakta duran bir Boğa-tanrı heykeli ile ilişkili bir kültü düşündürtmektedir.<br />
<br />
<b>GİRİT’TE MİNOS DÖNEMİ İNANÇLARI</b><br />
Bütün eski topluluklarda olduğu gibi Girit’te de din toplumsal hayatta önemli bir yer tutuyordu. Yapılan kazılar önemli dini merkezleri ortaya çıkartmış ve dönemin inançları hakkında bilgi vermiştir. Ancak o dönemlerden kalan yazılı belge eksikliği nedeniyle bazı dinsel törenlerin içeriği tespit edilememiş , sembollerin açıklanması tam olarak yapılamamış ve Girit halkının dini yaşayışları tam olarak açıklığa kavuşmamıştır.<br />
<br />
Girit’te de Anadolu’da olduğu gibi ilk zamanlarda anaerkil bir kültün var olduğu bulunan ana tanrıça figürlerinden anlaşılmaktadır. Araştırmalar Girit’te bir çok farklı ana tanrıça kültünün de varlığını göstermiştir.<br />
<br />
Girit dininin en büyük özelliği yaygın sembol kullanımıdır. Bugün tamamı çözülmemiş olsa da bir çok sembolün tanrısal kuvvetleri simgelemek için kullanıldığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
En sık rastlanılan sembollerden biri boynuz çifti idi. Boğa kültünün yaygın olduğu bir yerde boynuz sembolizminin olması da doğaldır. Ayrıca doğuda olduğu gibi yukarı bakan boynuz çiftinin ay kültü ile de ilişkili olduğu düşünülebilir.<br />
<br />
Sık rastlanan bir başka dini sembol de , klasik dönem boyunca da Zeus’un simgesi olarak önemini koruyacak olan çift başlı baltadır. Çeşitli törenlerde tören aleti olarak gördüğümüz çift başlı balta çeşitli dini betimlemelerde de yer almaktadır .<br />
<br />
Çift başlı balta ilginç bir etimolojiye de ışık tutmaktadır. Yunanca da labr…j / labris diye adlandırılan çift başlı balta LabÚrinqoj/Labirent sözcüğünün kökeninde bulunmaktadır. Knossos sarayına eskiden LabÚrinqoj denildiği düşünülürse bu ismin bu sarayda sık sık sembolü bulunan çift başlı baltadan geldiği düşünülebilinir. Bu sözcükten türeme sıfatların klasik çağda Zeus’a da verildiğini görmekteyiz.<br />
<br />
Girit dinine ait bir ilginç sembol de haçtır. Haç tekerlek ya da gamalı haç olarak bazen de başka görüntülerle resmedilmekteydi. Alexiuo “ en akla yakın teoriye göre , haç ve tekerlek , yıldız ve güneşi simgeliyordu . Haçın kolları güneşin veya bir yıldızın ışınlarını , tekerlek de , ilkel insan tarafından göğü boylu boyunca kateden bir arabanın tekerleği olarak düşünülen güneş kursunu temsil ediyordu.” demektedir. Bizim görüşümüze göre haçın daha derin bir sembolizmi vardır ve diğer doğu dinlerinde de görülen bu sembolizmin açıklanması başka bir çalışmanın konusudur.<br />
<br />
Diğer ilkel dinlerde olduğu gibi burada da fetişizme ait buluntular mevcuttur. Yapılan kazılarda , halkın üzerlerinde çeşitli idoller taşıdıkları , göktaşlarını ve bazı özel taşları bir kült nesnesi olarak kullandıkları tespit edilmiştir.<br />
<br />
Girit uygarlığının ilk çağlarında çıplak kadın figürleri sık kullanılan idoller arasındaydı. Ayrıca bu dönemlerde çan biçimli idoller de sık kullanılıyordu.<br />
<br />
Eski Girit dininde ağaç ve hayvan kültleri de önemli bir yer tutmaktadır. Bir çok yerde kutsal ağaçlar olduğu , ve bunların yanında kült merkezlerinin oluşturulduğu bugün bilinmektedir.<br />
<br />
Bazı dini tasvirlerden görüldüğü üzere kutsal ağaçlar çitle çevriliyor ve buralarda dini ayin yapılıyordu. Törenin tam olarak nasıl olduğu tam bilinmemekle birlikte töreni gerçekleştirenlerin ağaca dokundukları , etrafında dans ettikleri tespit edilmiştir. Bazı törenlerde ağacın kökünden sökülmesi de gerçekleşmekteydi. Ayrıca ağaç figürleri ile birlikte çift başlı balta figürlerinin de görülmesi ilginçtir.<br />
<br />
Hayvan kültleri arasında ise en önemli yer tutan kuşkusuz boğa kültüdür. Boğa kültü Yunan mitolojisindeki bir çok mit içinde yer almaktadır. Boğa kültünün Anadolu kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Ancak Girit’e kültür olarak yakın olan Mısır’da da boğa ile ilgili Apis ve Hather kültlerinin olması kültürel etkileşimin daha karmaşık olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Dini tasvirlerde ayrıca , hayvan başlı , insan vücutlu tasvirler de görülmektedir. Bunların maske takılarak yapılan dini törenlerle ilişkili oldukları düşünülmektedir. Bu varlıkların aynı zamanda libasyon hizmetinde bulunduklarının da görülmesi bu törenlerle olan ilişkiyi güçlendirmektedir.<br />
<br />
Girit kültüründeki insan biçimli tanrıların ne zaman ve nasıl ortaya çıktıkları ise tam olarak bilinememektedir.<br />
<br />
Ana tanrıça figürleri , tıpkı Anadolu’da ve Mezopotamya’da olduğu gibi bitki ve hayvan dünyasına hükmeder biçimde ortaya konmuşlardır. Yine Anadolu ve Mezopotamya’da olduğu gibi Ana tanrıça burada da hayat ağacı ve çeşitli hayvanlarla birlikte resmedilmektedir.<br />
<br />
Ana tanrıça gösterimleri yere bağlı olarak da değişebilmektedir. Örneğin bir dağ yakınında ana tanrıça bir dağ tanrıçası görünümünü almakta , ekili alanlar yakınında ise tarımla ilgili özellikleri taşımaktadır.<br />
<br />
Bir önemli ana tanrıça tasviri de yılanlı tanrıçadır. Bir görüşe göre kişileştirilmiş yılan tasviri olan bu figürler başka bir görüşe göre ise yılan sembolizmi ile ana tanrıçanın yer altı dünyasına da hükmettiğini gösteren bir figürdür. Ancak bizim görüşümüze göre bu ana tanrıçanın yılanlardan koruma özelliğini de gösteriyor olabilir.<br />
<br />
Bunun yanında ana tanrıça figürü ile birlikte bir erkek figürüne sık rastlanmamaktadır. Bu durum bazı araştırmacılara Girit’te “tek tanrılı” bir din olabileceğini düşündürtmüşse de bu konuda kesin kanıtlar bulunamamıştır. Zeus ile ilgili inançlarda bile Girit’tin bu kadar önemli olması orada da Ana tanrıçaya eşlik eden bir tanrı olduğunu düşündürtmektedir. Ayrıca bulunan bazıtasvirlerde erkek tanrının aslanlarla beraber olması ve silahlı olarak resmedilmesi Girit’te erkek tanrı tapımı olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<b>KÜLT MERKEZLERİ</b><br />
Yapılan kazılar Girit’te bir çok kült merkezini açığa çıkartmıştır. Bu kültürde klasik Yunan kültüründe örnekleri olduğu gibi büyük tapınaklar inşa edilmediği için kült merkezleri ancak oralarda bulunan mücevher , heykel , silah gibi sunularla ya da kutsal kaplar , libasyon kapları , üç ayaklı kazanlar gibi eşyalarla tanınabilmektedir.<br />
<br />
Önemli kült merkezleri en eski zamanlardan beri kullanılmış olan ve mitlere konu olmuş mağaralardır. Girit’te bir çok mağarada kült töreni yapılmaktaydı. Yapılan araştırmalarda bir çok mağarada adak idollerinin bulunması bu görüşü desteklemektedir.<br />
<br />
Mağaralar içinde en önemli olanı , klasik devirde de içinde Rhea’nın Zeus’u doğurduğuna inanılan , Dikta mağarasıdır. Bu mağaranın en eski dönemlerden itibaren bir kült merkezi olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
Orta Minos devrinin ilk dönemlerinde , dağ tepelerinde , kutsal bir ağacın civarında , kaynak kenarlarında ve kayalıklarda kült merkezleri oluşturulmuştur. Yine aynı dönemde ev içlerinde de kutsal yerler belirlenmeye başlamıştır.<br />
<br />
Dağ tepelerine ya da çıkılabilen sarp kayalıklara duvar örülüyor ve buralardaki kutsal alanlar belirleniyordu. Bu alanlarda festival zamanlarında törenler yapılmaktaydı. Ayrıca buralarda yaz ve kış gündönümlerinde ateş yakılarak tören yapıldığı ve ateşlere adak eşyaları atıldığı da ortaya çıkarılmıştır.<br />
<br />
<b>DİNSEL TÖRENLER</b><br />
Diodorus’a göre “ Girit’liler tanrılara yakarışların , kurban törenlerinin ve gizemlerin kendi buluşları olduklarını ve diğer toplumların bunları kendilerinden aldıklarını söylerler. “<br />
<br />
İçerikleri tam bilinmese de bu törenlerin Girit kültüründe büyük rol oynadıkları kesindir.<br />
<br />
Girit’te kanlı kurban ayinleri de önemli bir yer tutmaktaydı. Boğa , keçi ve domuz sık kurban edilen hayvanlar arasındaydılar. Kurban töreni sırasında aynı zamanda meyve ve başka yiyecekler de sunuluyordu.<br />
<br />
Hagia Triada’da bulunan bir lahit üzerindeki betimlemelere göre Alexiou bir kurban törenini şöyle anlatmaktadır :<br />
<br />
“ Hagia Triada lahdinde tahta bir masa üzerine sıkıca bağlanmış bir boğa betimlenmiştir : Hayvan henüz öldürülmüştür , boğazından kan akmakta ve bu bir kabın içinde toplanmaktadır ; bu arada daha küçük başka hayvanlar da, muhtemelen keçi ve koçlar masanın altında kurban edilme sıralarını beklemektedir. Kurban kesimi flüt eşliğinde cereyan eder. Sonunda içleri kan dolu kaplar , kulplarından bir sırık geçirilerek , bunu omuzuna yerleştiren bir kadın tarafından götürülür. Rahibe kapları alır ve iki çifte balta arasında duran daha büyük bir kovanın içine kanları boşaltır. Şüphesiz ki bu , kurban töreninin doruk noktası , en kutsal anıdır. Yedi telli bir Lyra’nın nağmeleri buna eşlik eder. Knossos’da , Büyük Rahibin Evi’nde olduğu gibi, diğer bazı durumlarda da , kan veya bir başka sıvı yerdeki bir çukura boşaltılır , buradan bir oluk ile akıtılır. Diğer dinlerdeki paralellerine dayanarak , kurban töreninde hazır bulunan inananların , kutsal hayvanın vücudundan birer parça aldıkları düşünülebilir. Kurban edilen hayvanların derileri tapınağa adanır. Hagia Triada reliefli kasesindeki işte bu konuyu işler . Yine muhtemeldir ki , kurban töreni sırasında , tıpkı Homeros’un anlattığı gibi , kesilecek hayvanın başından aşağı öğütülmüş tahıl serpilirdi. “<br />
<br />
Ayrıca Girit halkının hayvan idollerini de tapınaklara adadıkları bilinmektedir.<br />
<br />
Bayram zamanları ise danslarla kutlanıyordu. Dans ele geçen buluntulara göre en önemli dinsel törenlerden biri sayılmaktadır. Çeşitli kaplarda , mühürlerde hatta saray duvarlarında dans eden figürler rastlanmaktadır. Bayram zamanlarında ateş yakmak , salıncakta sallanmak sık yapılan törenler arasındaydılar. Ele geçen tasvirlere göre boğa oyunları da yılın belli zamanları yapılıyor ve önemli bir yer tutuyordu.<br />
<br />
Festival zamanları tören alayları oluşturmak , tıpkı diğer bazı doğu dinlerinde olduğu gibi , Girit’te de sık rastlanan bir uygulama idi.<br />
<br />
Bayram zamanları tam olarak saptanamamış olmakla birlikte en önemli iki bayram İlkbahar bayramı ve zeytin toplama zamanı idi.<br />
<br />
Girit kültüründe ayrıca bir ölüler kültü olduğu da söylenebilir. Ölülerin eşyaları ile , hatta lamba ile gömüldüğü göz önüne alınırsa Girit halkının ölümden sonra bir hayatın varlığına inandıkları söylenebilir. Lahitler üzerindeki dinsel figürlerin bolluğu da bu nedenle olmalıdır. Ayrıca mezar civarlarında sunular bulunması da bu görüşü güçlendirmektedir.<br />
<br />
Kült gerekleri rahipler değil rahibeler tarafından yerine getirilmekteydi. Bunun da ana tanrıça kültünden ötürü doğal olması gerekmekteydi. Rahipler ise daha geç devirlerde ortaya çıkmışlardır.<br />
<br />
Betimlemelerde gördüğümüz üzere rahip ve rahibeler törenlerde hazır bulunmaktaydılar. Rahip ve rahibeler törene katılan diğer kişilerden üzerlerindeki kıyafetlerle ayırt edilebilmekteydiler. Rahip ve rahibelerin törenler sırasında doğu kökenli giysiler giymeleri ise Girit dininin doğu kökenleri hakkında düşündürtücüdür.<br />
<br />
 -Alinti.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15198-minos-uygarligi-dini-eski-girit-dini.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Samirilik Dini | Şomronim</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15197-samirilik-dini-somronim.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 04:28:41 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Samirilik Dini | Şomronim* 
 
İbranice "S-M-R" fiil kökünden türemiş "görüp gözetenbir şeyi dikkatle izleyen" anlamına gelmektedir. Samirîler...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Samirilik Dini | Şomronim</b><br />
<br />
İbranice &quot;S-M-R&quot; fiil kökünden türemiş &quot;görüp gözetenbir şeyi dikkatle izleyen&quot; anlamına gelmektedir. Samirîler Yahudiliğe benzer bir dine inanmakla birlikte Yahudiler tarafından Yahudi kabul edilmeyen bir topluluktur.<br />
<br />
Samirîlerin tarihi oldukça eskidir. M.Ö. 722 yılında Kuzey İsrail Krallığı yıkılıncaAsur İmparatoru Sargon bura halkından 30.000 kadarını alıp Asur 'a ve Medlerin şehirlerine sürmüş ( II.Krallar XVIII/11);Babil Kuta ve Avar 'dan adamlar getirerek İsrailoğullarının yerine yerleştirmiştir. (II.Krallar XVII / 24 ). Böylece Şomron şehrinin sakinleri ortaya çıkmış ve bunlara &quot;Şomronim&quot; denmiştir.<br />
<br />
Tanah 'ın II.Krallar Kitabında Samirîlerin nasıl Yahudileştiği anlatılır. YahudilerYahudiliğe ihtida eden Samirîleri Yahudi olarak kabul etmez. Yahudiliğe ihtidanın mümkün olmasına rağmen Samirîlerin samimi olmadıkları bahanesiyle onları Yahudi Cemaatinden saymazlar. Yahudiler Samirîleri sürekli dışlamışlardır. Hatta Samirîler kullanıyor diye İbrani harfleriyle yazılan Aramca 'yı terk etmişlerdir.<br />
<br />
Yahudiler ile Samirîler arasında bir çok fark vardır. Yahudilerin Tevrat 'ı ile Samirîlerin Tevrat 'ı arasında altıbine yakın fark bulunmaktadır. SamirîlerKudüs 'ün yerine Gerizim 'i kutsal mekan olarak kabul ederler ve kendilerini gerçek Yahudi olarak görürler.<br />
<br />
<b>Günümüzde Samirîler</b><br />
Yahudiler tarih boyunca hiçbir zaman Samirîleri gerçek Yahudi olarak görmemişlerdir. Samirîler buna rağmen varlıklarını günümüzde de sürdürmektedirler. Samirilerin sayısı günümüzde yaklaşık 1.000 kişi kadardır. Bunların tamamına yakını İsrail ve Filistin'de yaşamaktadırlar.<br />
<br />
Günümüz Yahudileriyle oldukça farklı olmalarından dolayı; Samirîleri Yahudilerden ayrı bir dini topluluk olarak kabul etmek ve Samirîlerin kendilerini gerçek Yahudi olarak görmelerine rağmen Yahudi dininden farklı bir dini inanca sahip olmalarından dolayı Samirîliği farklı bir din olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.<br />
<br />
-Alinti.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15197-samirilik-dini-somronim.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bogomiller</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15196-bogomiller.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 04:24:06 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Bogomiller* 
 
10. Yüz yıldan başlayarak Bizans 'ta bulunan din adamları, Bulgaristan 'da " Bogomiller " adı verilen yeni bir dinsel akımın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Bogomiller</b><br />
<br />
10. Yüz yıldan başlayarak Bizans 'ta bulunan din adamları, Bulgaristan 'da &quot; Bogomiller &quot; adı verilen yeni bir dinsel akımın gelişmekte olduğunu fark ettiler. Akımın kurucusu Bogomil (Tanrı 'nın sevdiği) adında bir köy papazıydı. Yaklaşık 930 yıllarında papaz Bogomil yoksulluk, alçakgönüllülük, dua ve tövbe ile geçen bir yaşamı vaaz etmeye koyulmuştu.<br />
<br />
10. Yüz yıl ortalarında Bulgar Çariçesi Maria-Irena 'nin amcası İstanbul Patriği Theophilaktes, damadı Bulgar Çarı Petro 'dan iki endişe dolu mektup alır. Bu mektuplarda Çar, Bulgaristan 'da ortaya çıkmış yeni bir dinsel, ama Kilise karşıtı akımı anlatmakta ve bu akımla Nasıl bas edilmesi gerektiğini sormaktadır. Konuya eğilen Patrik, bu akımın Paflikyanlar 'ın yeniden canlanması olduğuna karar verir. 954 Tarihli yanıtında, bu akımı iyi bildiğini ve bu kişilerin Kilise öğretisine geri çağrılmaları gerektiğini yazar. Ancak Patrik 'in yanıtı, bu akımı alışılagelmiş bir sapkınlık olarak açıklamasına karşın, bunun Bulgaristan 'da yeni ortaya çıkısına şaşırdığını ve bundan pek etkilendiğini açıkça sergilemektedir.<br />
<br />
Bogomilizm 'den ikinci kez söz eden kişi bir Ortodoks Bulgar papazı olan Kozmas 'tır: &quot; Çar Petro 'nun zamanında Bulgaristan 'da Bogomil adlı bir papaz yasıyordu. O, Bulgaristan 'a sapkınlığı eken ilk kişiydi &quot;. Kozmas, bu satırları içeren ve 977 yılında kaleme aldığı risalesinde, Bogomilizm 'in yeşermesine olanak sağlayan Ortodoks Kilisesinin tembellik ve savurganlığına çatmaktadır.<br />
<br />
Bogomil 'e göre dünya kötüydü, çünkü İsa 'nın kardeşi ve Tanrı 'nın diğer oğlu olan &quot; Satanael &quot; (Şeytan) tarafından yaratılmıştı; Şeytan, Eski Ahitteki kıyıcı Tanrı &quot; Yehova &quot;dan başkası değildi. Büyük olasılıkla Bogomil, 6. ile 10. yüzyıllar arasında Anadolu 'da yaygın olan Paflikyanlar 'in ve Messalianlar 'in düalist inançlarından etkilenmişti. Bogomil akiminin inanışlarına göre Ortodoks kilisesinin törenleri, kutsal eşyalar ve ikonalar, Aslında Şeytan tarafından yaratıldıkları için anlamsız ve yararsızdılar; Haçtan da nefret etmek gerekliydi, zira İsa Haçın üzerinde işkence çekmiş ve öldürülmüştü; Geçerli olan tek dua, gece ve gündüz dörder kez yinelenmesi gereken &quot; Bizim Babamız &quot; duasıydı.<br />
<br />
Bogomiller 'in kozmolojik ilkeleri arasında Baba ile iki oğlu önde geliyordu. Baba süper kozmik yörelerde, İsa göklerde, Satanael adlı büyük oğul dünyada egemendiler. Satanael adı, &quot; Tanrı 'ya karşı gelen &quot; anlamına geliyordu. Çoğu Düalist topluluklar her iki oğlu da, küçüğünü sevgiden büyüğünü ise korkudan, yüceltiyorlardı.<br />
<br />
Paflikyanlar 'in Şeytanı Tanrı 'nın büyük oğlu olarak gördüklerine dair bir kanıt yoktur. Bu nedenle söz konusu öğretinin kökeni doğrudan Bogomiller'e dayandırılır. Doğal olarak Bogomiller, hiç kuskusuz Şeytanin kötülük ortakları olarak toprak ağalarını ve soyluları görüyorlar; yeryüzünün tüm mallarını ve zenginliklerini reddediyorlardı. &quot; Eğer iyi bir Tanrı varsa, kötülükler nereden geliyor? &quot; İste Bogomiller'in yanıt bulmaya çabaladıkları soru buydu.<br />
<br />
9. ve 10. yüz yıllarda Trakya 'daki koşullar feodalitenin gelişmesine elverişliydi. Küçük toprak sahibi köylülerin aleyhine güçlü bir feodalitenin boy vermesi, köylü sınıfının sefaletine neden olmaktaydı. Bölgenin sahne olduğu sürekli savaş durumu halkın omuzlarına her gün artan vergiler yüklemekte, yoksulluğa düsen köylüler bir koruyucu (prostasia) aramak zorunda kalmaktaydılar. Aşırı ölçüde sert geçen 927-928 yılı kişini izleyen korkunç bir kıtlık ve veba ile birkaç yıl yinelenen kötü hasat, feodal sınıfa halka ait toprakları olabildiğince düşük fiyatlarla ya da birkaç besin maddesi karşılığında satın alma olanağını vermişti. Bu ekonomik koşullar hiç kuskusuz Bogomil propagandasının yayılmasına yardımcı olmaktaydı. yaygın sefalet, bir yandan Bogomiller 'in çağrısına uygun zemin hazırlarken, diğer yandan gelişen bir feodalitenin oluşmasını hızlandırıyordu. Tüm kudret ve zenginlikler bir azınlığın elinde toplanıyordu. Bu sosyal dengesizlik Bogomiller 'in sert karşı çıkışlarına yol açmaktaydı.<br />
<br />
Bogomil inancının sosyo-politik temeli, Bulgar köylüsünün toprak ağalarına karsı gelişen tepkisi olmuştur. Bu tepki yadsıyıcı, olumsuz, bozguncu bir tepkiydi ve hiç kuskusuz Çar Petro ve oğullarının dönemlerinde Bulgaristan 'ın gerilemesine yol açmıştı. Kozmas 'ın risalesini yazdığı dönemde Bogomilizm yeni gelişen bir akımdı ve kısa süre önce Bizans İmparatoru Yohan Tzimises, Philippopolis (Filibe) civarındaki yörelere Paflikyanlar 'ı göçe zorlamıştı. Bu bağlamda, hoşnutsuzluk yaratan ekonomik durumun ve yörede aniden ortaya çıkan düalist Paflikyan inançlarının Bogomilizm 'in temelini oluşturduğu düşünülebilir. Genel kural olarak Bogomil öğretisi, Gnostik akımlardan aktarılmış düalizm ile olabildiğince tam uygulanması istenen Hıristiyan öğretisinin arasındaki gizli ya da açık karsılaştırmalarda belirginleşiyor. Bir akımın ilerleyip gelişmesi, yalnızca diş etkiler ve üyelerinin ateşli çabalarıyla açıklanamaz. Ortam elverişli, insanlar etkilenmeye hazır olmalıdır. Bu koşullar, o dönemde Bulgaristan ve Bosna 'da yeterince bulunuyordu.<br />
<br />
Bogomiller ne et yiyorlar, ne de şarap içiyorlardı; evliliğe de karsıydılar. Topluluklarında hiyerarşik bir düzen yoktu. Birbirlerine günah çıkartıyorlar, birbirlerini affediyorlardı. Zenginleri eleştiriyorlar, soyluları aşağılıyorlar ve sıradan insanları, edilgin bir direniş göstererek, efendilerine bas kaldırmaya davet ediyorlardı. Bogomil akiminin basarisi, Kilisenin zenginlik ve ihtişamı ile papazların değersizliklerinin yarattığı düş kırıklığından kaynaklanan toplu bir adanmışlıkla açıklanabilir. Ancak asil etken, giderek yoksullaşan ve toprak köleliğine bile razı olan Bulgar köylülerinin, toprak sahiplerine ve Bizans işbirlikçilerine duydukları nefretti.<br />
<br />
Ortodoks inançlarına bu denli karsı çıkan bir öğretinin, ister istemez bölgenin sosyal yaşamının tüm öğeleri üzerinde önemli yankıları olmuştu. Özellikle Kilise ile Devlet çıkarlarının böylesine iç içe olduğu bir dönemde Ortodoks inancının reddi, kaçınılmaz olarak yasalara bir başkaldırı ve toplumsal düzenin tümüne yöneltilmiş bir meydan okumaydı. Bogomiller halkı sivil itaatsizliğe çağırıyorlardı: efendilerine itaat etmemeyi, zenginleri hor görmeyi, Çardan nefret etmeyi, Çar 'a hizmet edenleri alçak olarak değerlendirmeyi, soyluları gülünç duruma düşürmeyi, her ırgata ağası için çalışmayı reddetmeyi öğütlüyorlardı. Bu sosyal anarşizme karsı Kilise, siyasi yetkenin kutsallığını ileri sürerek karsı çıkmaya çabalıyor, Çar ve soyluların Tanrı tarafından görevlendirildiklerini ileri sürüyordu.<br />
<br />
Ancak bu toplumsal anarşizmin rolü abartılarak, Bogomiller Ortaçağın komünistleri gibi değerlendirilmemelidir. Bogomilizm 'in eşitlik ilkesi, yoksulluk ve ahlaki saflık arayışlarından türemiştir. Feodaliteye karsı savaşımları adeta Yılık ve Kötülük arasındaki kozmik savasın toplumsal düzeye oturtulması gibidir. yalnızca bu anlamıyla bile Bogomilizm, feodalitenin gelişimine karsı koymuştur ama, esas olarak hiçbir zaman bir politik akım biçimine dönüşmemiştir. Bogomiller her şeyin üstünde dinsel vaizler olarak kalmışlar, sivil işlevlere ilgi duymamışlardır.<br />
<br />
Gönüllü yoksullukla birlikte, çalışmanın Bogomiller tarafından hor görülmesi, gezgin keşiş tipini ortaya çıkarmıştır. Bu nitelik, Paflikyanlar 'dan çok Messalianlar 'a özgüdür. Bogomiller 'in edilgin tutumları, onları Paflikyanlar 'dan ayıran en önemli özellikleridir. Bogomiller 'e verilen diğer bir ad olan ve Türkçe &quot; torba &quot; sözcüğünden türemiş olan &quot; Torbeshi &quot;, gezgin Bogomil keşişlerinin omuzlarına astıkları ve içine aldıkları sadakaları koydukları torbadan kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
Günümüzde Torbeshi adı, Makedonya 'nın Müslüman Bulgarları olan Pomak 'lara verilen bir addır. Bizans İmparatoru II. Basil 'in 1018 yılında Bulgaristan 'ı fethinden sonra, birçok Bulgar soylusu zorla İstanbul 'a yerleştirilmişti. Bu soylular ve hatta Bazı Bizanslı papazlar tarafından kabul edilen Bogomilizm kendi teolojisini geliştirme çabasını sürdürdü. Ne var ki, bu teolojik çabalar sonunda Bogomil akımı ikiye bölündü. Şeytanin yetkesini kabul ederek, onu ezeli ve mutlak bir Tanrı olarak görenler &quot; Dragovitsa Kilisesi &quot; adıyla örgütlendiler (Dragovitsa, Trakya ile Makedonya sınırı üzerinde bulunan bir köyün adıydı). Şeytani İsa 'nın kötü kardeşi olarak gören eski Bogomiller ise &quot; Bulgarlar &quot; adını aldılar. Dragovitsa kolunun mutlak bir düalizmi, Bulgarların ise ilimli bir düalizmi savunmalarına karşın, iki grup birbirine hoşgörü ile bakmaktaydı. Bu dönemde Bogomilizm hızlı bir atılım gösterdi ; üyelerinin sayısı artarken, Anadolu ve Balkanlar 'da yeni topluluklar oluştu.<br />
<br />
<br />
10. Yüz yıl sonlarına doğru Bogomil toplulukları içinde hiyerarşik bir yapı gelişmeye başladı: rahipler ve inananlar birbirinden ayrıldı. Dua ve oruç, kesinlikle uyulması zorunlu uygulamalar haline geldiler; giderek törenlerin sayısı ve ayrıntısı arttı. Bir köylü hareketi olarak başlayan akım, 12. yüz yıl sonlarında, ayrıntılı törenleri ve Hıristiyanlıktan giderek uzaklaşan düalist eğilimleri olan bir manastır tarikatı biçimine dönüştü.<br />
<br />
12. Yüz yılın başlarında, Bogomiller 'i baskı altına almak amacıyla Kilise örgütlenmeye koyuldu. Bunun üzerine Bogomiller Balkanların kuzeyine çekildiler. Buradan yola çıkan Bogomil misyonerleri Dalmaçya, İtalya ve Fransa 'ya kadar yayıldılar. Bazı dönemlerde Bogomilizm, devlet düzeyinde de başarılar kazandı. Örneğin; 13. Yüz yılın ilk yarısında Ban Kulin (1180-1214) yönetimi sırasında Bulgaristan ve Bosna 'da resmi din olarak kabul gördü.<br />
<br />
Bogomilizm 'in tüm tarihi boyunca sürdürdüğü bir başka belirgin özelliği ise, değişkenlik ve koşullara uyum sağlama yeteneğidir. Bu bağdaştırmacı nitelik, onlara çağrı etkinliklerini sürdürebilme ya da baskıları atlatabilme fırsatını tanımaktaydı. Bogomiller, diğer dinlerle ya da din dışı akımlarla bağdaşmaktan çekinmezlerdi. Bu eğilim zamanla daha belirgin biçime dönüştü ve 13. Yüz yıldan başlayarak Bogomilizm daha sik olarak Paganizm, büyü ve batıl inançlar ile iç içe geçti. Bu durum, herhangi bir sapkınlığı Bogomilizm olarak damgalayan Ortodoks eğilimini haklı duruma getirdi.<br />
<br />
<br />
14. Yüz yılda Bogomilizm giderek etkisini yitirdi ve Osmanlıların Bulgaristan 'ı (1393) ve Bosna 'yı fethetmelerinden sonra (1463) Bogomiller 'in büyük çoğunluğu İslam dinine geçti.<br />
<br />
Oysa Bogomilizm 'in dinsel etkileri uzun süre devam etti. Güneydoğu Avrupa 'da Bazı Bogomil inanç ve kavramları &quot; Apokrifalar &quot; (gizli ya da aslı olmayan İnciller) aracılığı ile yayılmayı sürdürdü. Ortaçağ süresince bu bölgede bir kaç Apokrifa, Jeremias adında bir Bogomil papazının adı ile bağlantılı biçimde elden ele dolaşmaktaydı. Ne var ki, bu kitapların hiçbiri Aslında Jeremias 'a ait değildi. Örneğin; tüm Ortaçağ Avrupa 'sında iyi tanınan &quot; The Wood of the Cross &quot; (Haçın Tahtası) adlı Apokrifa, Gnostik kökenli &quot; Nicodemus İncili &quot;nden alınmaydı. &quot; İsa Nasıl Rahip Oldu &quot; adındaki bir diğer Apokrifa, Bizanslılarca uzun zamandan beri biliniyordu. Bogomiller, bu eski metinlere düalist unsurlar eklemişlerdi. &quot; Haçın Tahtası &quot; adlı Apokrifanin Slovence çevirisi &quot; Tanrı dünyayı yarattığı zaman, yalnızca kendisi ve Satanael vardı… &quot; diye başlamaktaydı. Bu kozmogonik motifin çok yaygın olduğu bilinmektedir, ancak Güneydoğu Avrupa 'daki Slavca uyarlamalarda Şeytanın rolü alabildiğine abartılmıştı. Kimi Gnostik tarikatların modelini izleyen Bogomiller, Şeytana verdikleri önemi abartarak, düalist yaklaşımlarını güçlendirme yolunu seçmişlerdi.<br />
<br />
Benzer biçimde &quot; Adem ve Havva &quot; adındaki Apokrifaya da Bogomiller, Adem ve Şeytan arasında gerçekleştirilen bir anlaşma hakkında bir bölüm eklemişlerdi. Bu anlaşma uyarınca, dünyayı yaratan Şeytan olduğu için, Adem ve soyundan gelenler, İsa 'nın gelişine kadar Şeytana ait olacaklardır. Bu temaya bugün bile Balkan folklorunda rastlanmaktadır.<br />
<br />
<br />
Bu Apokrifaları yorumlama yöntemi &quot; Interrogatio Iohannis &quot; adlı tek otantik Bogomil metninde açıklanmaktadır. İsa ile İncilci Yahya arasında geçen bir konuşmayı içeren söz konusu metin engizisyon görevlileri tarafından Güney Fransa 'da Latince 'ye çevrilmiştir. Konuşmanın konusu dünyanın yaratılısı, Şeytanin düşüşü, Enoch 'un göğe yükselişi çevresinde geçer. Aslında metinde yer alan bir çok bölüm diğer Apokrifalardan ve &quot; İncilci Yahya 'nın Soruları &quot; adında 12. yüz yıla ait Slavca bir yapıttan alınmıştır. Halbuki, anlatının özündeki teoloji tümüyle Bogomil inançlarını yansıtmaktadır. Yine de bu metnin özgün bir Bogomil yapıtı mi, yoksa Yunanca 'dan bir çeviri mi olduğu hakkında kesin bir yargıya varılamaz. Öğreti açısından bu yapıtın büyük olasılıkla eski Apokrifalardan yola çıkılarak Bogomiller tarafından derlendiği söylenebilir.<br />
<br />
Önemli olan Bogomil Apokrifalarının birkaç yüz yıl boyunca halkın dinsel inançları üzerinde oynadığı roldür. Bogomilizm 'le Şeytana verilen önem, Tanri 'nin edilgenligi ve anlaşılmaz aldırışsızlığı – tüm bu unsurlar ilkel dinlerde de sıkça görülen &quot; Deus Otiosus &quot; motifinin ifadesi olarak düşünülmelidir. Bu inanışlara göre, dünyayı ve insani yaratan Tanrı, Yaratılısın sonuçları ile ilgilenmez, cennete çekilir ve yapıtının tamamlanmasını bir doğaüstü varlığa, yani &quot; Demiurgos &quot;a bırakır<br />
<br />
11. Yüz yılın başlarından itibaren İtalya, Fransa ve Güney Almanya 'da Bogomil misyonerlerinin etkinlik gösterdikleri biliniyor. Örneğin, bu misyonerlerin Orleans 'ta birçok soyluyu ve hatta rahipleri bile kendi inançlarına çekmeyi başardıkları tarih belgelerinde yer alıyor. Ne var ki, Fransa kralı Robert bunları ortaya çıkarmakta ve yargılamakta gecikmedi. Batının ilk düalistleri (sapkınlıkla suçlananlar) 28 Aralık 1022 tarihinde ateşte can verdiler. Yine de akım yayılmasını sürdürdü. Bu kez İtalya 'da yerleşmiş olan Bogomil temelli Katlar (Yunanca Katharos –saf, temiz- anlamına gelen bu isim 1163 yılından itibaren kullanılmaya başlandı) inancı Provence ve Languedoc yörelerine, hatta Pireneler 'e kadar misyonerler göndermeye başladı. Provence bölgesindeki topluluklar dört piskoposluk altında örgütlendiler ve 1167 yılında Toulouse 'da bir konsül toplandı. Bu konsüle İstanbul Bogomil piskoposunun katıldığı ve bu fırsattan yararlanarak Güney Fransa 'da birçok kişiyi kendi kökten düalizmine yönelttiği biliniyor. İşte böylelikle Bogomil öğretisi zaman içinde benzer düalist öğeleri içeren Katlar öğretisine dönüştü.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15196-bogomiller.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Katharizm</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15195-katharizm.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 04:22:17 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Katharizm* 
 
Katharizm ya da Katarcılık (-okunuşu "katar"-) Ortaçağ’da Fransa’nın Albi bölgesinde ortaya çıkan, 12. ve 13. yüzyıllarda Avrupa’nın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Katharizm</b><br />
<br />
Katharizm ya da Katarcılık (-okunuşu &quot;katar&quot;-) Ortaçağ’da Fransa’nın Albi bölgesinde ortaya çıkan, 12. ve 13. yüzyıllarda Avrupa’nın batı kısmındaki ülkelerde etkili olan bir tarikattır. Din tarihçilerinden bazıları bu tarikatı Hıristiyan tarikatlar sınıfına sokmaya çalışmışsa da, Kilise’nin görüşlerine karşı çıkmış ve reenkarnasyonu kabul eden bir tarikattır.<br />
<br />
“Kathar” adı, sözcük anlamıyla arınmış anlamına gelir. Albigeois olarak da adlandırılan Katharlar’ın (Cathares) temel görüşleri şöyle özetlenebilir:<br />
<br />
• Ruhun dünyevi kurtuluşa ermesi için pek çok defa bedenlenmesi gerekir.<br />
• Ruhun kurtuluşunu maddi bağlardan kopma yoluyla aramak gerekir.<br />
• Nefis terbiyesi ruhun kurtuluş sürecini hızlandırıcı bir yoldur.<br />
• Dünyada düalite (ikilem) ilkesi geçerlidir.<br />
• Dünya’da Satan’ın (şeytanın) egemenliği hüküm sürdüğünden, Dünya yaşamı ötesinde bir cehennemden söz etmeye gerek yoktur. (Yani cehennem bizzat yaşadığımız kötülük dolu yeryüzü olarak kabul edilebilir.)<br />
• Kötülüğün kaynağı bedensel istekler, maddi hırslardır<br />
• İsa Peygamber’in dediği gibi, mal mülk edinme kaygısı kaçınılması gereken nefsani bir kaygıdır.<br />
• İsa Peygamber Tanrı’nın oğlu değildir, o da hepimiz gibi, bir ruhtur.<br />
• Katoliklik boş inançlardan başka bir şey değildir.<br />
<br />
Kilise ve krallık Katharlar’ı birkaç kez imha girişiminde bulunmuş ve bunu sonunda 13. yy.’da Haçlı orduları başarmıştır. 20.000 kişinin katledilmesi ve keşişlerin yakılmasından sonra, Kathar tradisyonu kısmen Trubadur’lar tarafından sürdürülmeye çalışılmışsa da, bunların yaymaya çalıştıkları öğreti de yine Engizisyon tarafından yasaklanmıştır.<br />
<br />
Yüzyıllarca unutulmuş durumda kalan kathar öğretisi, 20.yy’da ünlü reenkarnasyon araştırmacısı İngiliz psikiyatr Dr. Arthur Guirdham’ın araştırmalarıyla yeniden gündeme getirilmiştir.<br />
<br />
Mine Saulnier adlı bir Türk araştırmacı-yazar, &quot;Gülün Öteki Adı&quot; adlı kitabında, ortak mülkiyeti savunan Şeyh Bedrettin’in Kathar öğretisinden esinlendiğini ileri <br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15195-katharizm.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Atenizm</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15194-atenizm.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 04:21:05 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Atenizm* 
 
Eski Mısır 'da Mö 14.yy'da görülmüş olan bir monoteist bir dindir.Semavi dinlere tek bir farkla benzer.Bu dinde cehnennem yoktur.III....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Atenizm</b><br />
<br />
Eski Mısır 'da Mö 14.yy'da görülmüş olan bir monoteist bir dindir.Semavi dinlere tek bir farkla benzer.Bu dinde cehnennem yoktur.III. Amenhotep'in oğlu IV. Amenhotep devrinde yayılmıştır ve 20 yıl boyunca sürmüştür.Ancak onun öldürülmesinin ardından bu inanç terk edilmiştir.Ölümünün ardından yerine geçen firavun ve rahipler onu sapkın firavun ilan etmişlerdir.<br />
<br />
Bu dinin gelişinin ardından sanat bile değişmiş Mısır tarihinde başkent eskiden kurtulmak için Tebs'den yeni bir kent olan Tel El Amarna ya taşınmıştır.Sanatta da Amarna dönemi başlamış ve de artık firavun ve ailesi tanrı durağanlığıyla çizilmez olmuştur.Bu dini benimseyen IV. Amenhotep adını Akhenaton (Aton'un hizmetkarı) yapmış ve ona şiirler yazmıştır.<br />
<br />
<b>Nedenleri</b><br />
Sigmund Freud'un başta olmak üzere araştırmaları sonucu ortaya çıkış nedenleri tam bilinmese de birkaç ön plana çıkan sav şunlardır;<br />
<br />
Çok geniş topraklara sahip Mısır'daki var olan firavun otoritesini halkın inancında birlik oluşturarak artırmak<br />
<br />
Dindeki yanlışlığı görerek o dönemdeki bir peygamberin inancını benimseme sürdürmek isteğidir. Firavunun bir peygamber oluşu.<br />
<br />
Bu nedenlerde gününmüzde en geçerli olanı ikincisidir.<br />
<br />
<b>Tapınakları</b><br />
Tapınakların adı gematon olup Aton'a taptık anlamındadır ve de diğer Mısır tapınaklarından farkla üstleri açıktır.Ayrıca dini törenlere firavun ve ailesi de halkla birlikte katılır.<br />
<br />
<b>Özellikleri</b><br />
Tanrı tektir,görünmezdir ve yalnızca Mısır'ın değil tüm evrenin yaradıcısıdır.Barış ve sevgi yanlısıdır.Hiç bir şeye gereksininimi yoktur.<br />
Kimse tarafından görülemez ebedi ve ezeli olandır.Ayrıca yaradılanlara her zaman sır olarak kalacaktır.<br />
Tanrı Güneş değilse de onun kendisini Güneş simgeler.<br />
Tapınaklara girilmeden önce eller ayaklar sırasıyla uygun biçimde yıkanır.<br />
Domuz eti yasaktır.<br />
Hayvanlardan kurban kesilir.<br />
Ahiret inancı vardır.<br />
<br />
<b>Aten ve tek tanrılı dinlerle olan bağlantısı</b><br />
Akhenaten'in annesinin babası olan Yuya'nın Eski Ahit ve Kur'an'da adı geçen Yusuf Peygamber ( Joseph ) olduğu Mısırlı tarihçi Ahmed Osman tarafından iddia edilmiştir.<br />
<br />
Akhenaton, Yusuf Peygamber'in rüyasını yorumladığı firavun olarak düşünülen tek uygun firavundur. Yusuf Peygamber onun danışmanı, mali müşaviri ve veziri olması hususu da ayrı bir görüştür. Tek İlah inancınına Yusuf Peygamber sayesinde geçen bu Firavun Amon inancını yıkmıştır. Amon rahipleri, İşsiz kalacaklarını ve insanları pagan inançlarla sömüremeyeceklerini anlayınca, Yusuf Peygamber'e karşı birçok süikast girişimine başvurmuşlardır. Akhenaton ve Hz. Yusuf Peygamber öldüğünde, tahta Akhenaton'un yerine 10 yaşında olan Tutankhaton geçti. Amon rahipleri bu çocuk firavunu kendi istedikleri gibi yetiştirip babasına ve onun Tek İlah inancına düşman ettiler. Bu dönemde Yusuf Peygamber'e ait bilgileri yok etme girişimine başladılar. Onun isminin Mısır'da anılması bile Amoncuları rahatsız etmeye yetiyordu. Tutankhaton ismini Tuthankhamon olarak değiştirerek Amon ve diğer pagan ilahlara tekrar tapınılmasının yolunu açmış oldu. Genç firavun 18 yaşında öldüğünde, Amon rahipleri eski sömürge ve pagan düzenin tekrar getirilmesi sebebiyle Tutankhamun'a unutulmaz bir tören yaptılar. Firavun çoktan hazırlanmış olan mezarına, yüzyıllar sonra Howard Carter tarafından bulunmak üzere yerleştirilmiş, Akhenaton ve soyundan birçok kimsenin isimleri ise tapınak duvarlarından silinmiştir.<br />
<br />
Akhenaten'in tek tanrılı dinlerin öncülüğünü yapan bir firavun olduğu iddiası ve bu dinin daha sonra Yahudilik şekline dönüşmüş olabileceği birçok bilim adamı tarafından kabul gören bir görüştür. Bu görüşün en önemli savunucularından birisi Moses and Monotheism (Musa ve tek tanrıcılık) isimli kitabında açıkladığı görüşleriyle Psikanaliz biliminin kurucusu olan Sigmund Freud'dur. Freud Musa'nın kendisine iman edenlerle birlikte Akhenaten'in ölümünden sonra Mısır'ı terk etmek zorunda kalan Atenist bir din adamı olduğunu iddia etmiştir.<br />
<br />
Diğer Mısır Bilimciler ise Yahudilik ve diğer Semitik dinî âdetler arasında doğrudan yakın alâkaların mevcudiyetine dikkat çekmetedir. <br />
<br />
-Alinti.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15194-atenizm.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Edelweiss Tarikatı</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15008-edelweiss-tarikati.html</link>
			<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 21:15:45 GMT</pubDate>
			<description>*Edelweiss Tarikatı* 
 
Eduardo Gonzales Arenas bu tarikatın kurucusuydu. “Delhais” gezegeninden geldiğini iddia ediyor ve esas adının “Alain”...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Edelweiss Tarikatı</b><br />
<br />
Eduardo Gonzales Arenas bu tarikatın kurucusuydu. “Delhais” gezegeninden geldiğini iddia ediyor ve esas adının “Alain” olduğunu söylüyordu. Geliş amacı 1992 ‘de yaşanacak olan büyük nükleer felaketten dünyayı kurtarmak idi. Kurtulanları uzay gemileri ile “Delhais” eg*türecekti. Tarikatına girenlerin vücudu kızgın demirle dövmeleniyordu. Dövmedeki sembol ise UMMO gezegeniydi.<br />
<br />
Eduardo’nun kendi cemiyetini kurmadan önce hırsızlık ve sahtekarlıktan başı derde girmişti. Daha sonra uzaysal liderliğe soyunduğu günlerde de, grubun kadın ve erkeklerine cinsel tacizde bulunmak başta olmak üzere 28 ayrı suçtan yargılandı ve toplam 168 yıl hapis cezası aldı. 6 yıl hapiste yattı ve sonra delil yetersizliğinden şartlı olarak serbest bırakıldı. Daha ilerki tarihlerde İbiza’ya yerleşti, Geceleri devam ettiği eşcinsel barlarda, yanında İbiza’da tanıştığı Joan Marti adlı sorunlu bir müridi ile görünüyordu. Joan, daha sonraları sağda solda, kendisine zorla tecavüz ettiği için Eduardo’yu öldüreceğini ve intikamını alacağını söylemeye başladı ve sununda da bir gün Eduardo’nun boğazını keserek onu öldürdü.<br />
<br />
<br />
-Alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15008-edelweiss-tarikati.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Pastafaryanizm</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15007-pastafaryanizm.html</link>
			<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 21:13:46 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Pastafaryanizm*: Uçan Spagetti Canavarı 
Amerika'da, Akıllı Tasarım iddialarının yoğun biçimde tartışıldığı bir dönemde ortaya atılan Pastafaryanizm...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Pastafaryanizm</b>: Uçan Spagetti Canavarı<br />
Amerika'da, Akıllı Tasarım iddialarının yoğun biçimde tartışıldığı bir dönemde ortaya atılan Pastafaryanizm parodi dinler arasında en çok tanınanlardan biridir. Uçan Spagetti Canavarı da bu dinin tanrısıdır.<br />
Kendi kutsal kitabı da bulunan dinin en önemli savlarından biri Akılsız Tasarımdır. Bu sav dünyadaki bütün sorunların sebebi olarak, Uçan Spagetti Canavarının evreni yarattığı sırada alkollü ve dikkatsiz oluşunu öne sürmektedir!<br />
Uçan Spagetti Canavarı aslında, Darwin'in evrim teorisine karşı ortaya sürülen &quot;akıllı tasarım&quot;ın parodisi.<br />
<br />
Daha doğrusu parodisiydi ama, şimdi iş bir çeşit tarikatlaşma yönünde ciddiye binmeye başladı. Uçan Spagetti Canavarı'nın kilisesi, 'İncil'i, taraftarları ve hatta karşıtları var. &quot;Akıllı tasarım teorisini fen derslerinde okutacaksanız, alın size bir teori daha&quot; diyerek köfte gözlü spagetti canavarını yaratan 25 yaşındaki Amerikalı fizikçi Bobby Henderson'un absürd parodisi, Yıldız Savaşları fanatiklerinin Jedi dini gibi kült oluyor.<br />
<br />
Olay, geçen yıl evrim teorisi ile akıllı tasarımın mahkemelik olmasıyla başlıyor. Çocukları Dover Lisesi'nde okuyan bir grup veli, biyoloji dersinde öğrencilere ek kaynak olarak &quot;Pandalar ve İnsanlar&quot; adlı kitabın tavsiye edilmesi üzerine mahkemeye başvuruyor. Çünkü bu kitap Darwin'in evrim teorisini reddediyor ve üstün bir zeka tarafından tasarlanıp yaratılan canlıların aynı bugünkü halleriyle dünyaya geldiğini iddia ediyor.<br />
<br />
Sonunda mahkeme akıllı tasarımın bilim olmadığına karar veriyor. Bush'un da desteklediği akıllı tasarımın taraftarları bozuluyor. Ancak bozuldukları başka bir şey daha var; Kansas'taki bir okulun akıllı tasarımı müfredata dahil etme girişimi üzerine, aniden <br />
peydahlanan Uçan Spagetti Canavarı.<br />
<br />
Üniversiteden henüz mezun olmuş 25 yaşındaki fizikçi Bobby Henderson, okul yönetim kurulu üyelerine bir mektup göndererek, &quot;Ben evreni bu spagetti canavarının yarattığına inanıyorum. Bunu da diğer iki teoriyle birlikte fen dersinde okutun&quot; diyor ve kağıt parçasına &quot;akıllı&quot; yaratıcının arapsaçına benzeyen resmini de karalıyor.<br />
<br />
<b>Pastafaryanizmin Doğuşu</b><br />
Henderson da o mektupla yetinmeyip bir web sitesi kuruyor: venganza.org. Uçan Spagetti Canavarı'nın müritleri bu sitede buluşuyor ve kendilerine &quot;Pastafaryanlar&quot; adını takıyorlar. Bu isim, Etiyopya'nın eski imparatoru Haile Selasiye'yi tanrı kabul eden Rastafaryanlara atfen, İtalyanca'da makarna anlamına gelen &quot;pasta&quot;dan üretilmiş. Web sitesindeki sohbet grubuna dünyanın dört bir yanından katılımlar oluyor. Derken hareket &quot;Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi&quot; adını alıyor. &quot;Yüce Makarnaları&quot; diye hitap ettikleri canavara dualarını &quot;Ramen&quot; diye sona erdiriyorlar.<br />
&quot;Ramen&quot; makarnadan yapılan bir Japon yemeği.<br />
FSM'nin tişörtleri, kahve kupaları, buzdolabı süsleri, bayrak ve stickerları, bilgisayar oyunları çıkıyor. Bu objeler üzerine basılan en tutulan desenlerden biri de 10 numara Buitoni tipi makarna yumağı ortasına oturtulmuş köfte gözlü yaratığı, Michelangelo'nun Yaratılış sahnesinde Adem'e dokunurken gösteren Photoshop resmi.<br />
<br />
FSM taraftarlarının çoğu öğrenci. Bilimin uyduruk teorilerle yazboz tahtasına dönmesine başkaldırdıkları için taraftar olduklarını ve FSM'nin &quot;sözünü&quot; yaymaya çalıştıklarını söylüyorlar. Amerikalı akademisyenlere göre de bu çocuklar, yaratılışla ilgili keyfi görüşlerin kendilerine dayatılmasına tepki gösteriyor. FSM'nin yaratıcısı Bobby Henderson &quot;akıllı tasarımın&quot; bu teoriyi savunanlar açısından da tehlikeli olduğunu belirterek &quot;Öyle tehlikeli ki, her türlü yaratıcıya açık kapı bırakıyor; bir tabak makarna dahil&quot; diyor.<br />
Korsan Gemisi Almak İstiyorlar<br />
FSM'nin ateistlerin ürünü olduğunu öne süren bazı Hıristiyan grupları siteye lanetler yağdıran, &quot;cehennemde yanacaksınız&quot; diye kehanetler savuran mailler göndermeye başlıyor. İçlerinde ölüm tehditleri de var. Bunun üzerine Henderson Oregon'dan Arizona'ya taşınıyor.<br />
<br />
Sonrasında FSM'nin İncil'i de çıkıyor. Henderson'un mizahi bir dille yazdığı &quot;The Gospel of the Flying Spaghetti Monster&quot;, Random House tarafından yayınlanıyor.<br />
<br />
Şimdi FSM kilisesi bu kitabın geliriyle bir korsan gemisi satın alıp Yüce Makarnaları'nın sözünü yaymak için dünya limanlarını dolaşmayı planlıyor.<br />
Neden korsan gemisi? Çünkü FSM kilisesi, korsanları da yüceltiyor ve global ısınmadan tutun da deprem ve kasırgalara kadar bütün doğal afetlerin korsan kıtlığından kaynaklandığına; 19. yüzyıldan başlayarak korsanları ortadan kaldıran insanoğlunun felaketlerle cezalandırıldığına inanıyor!<br />
<b>Bazı İnançlar</b><br />
* Evren, beraberinde bir dağ, ağaçlar ve bir cüce (resimde &quot;cücük&quot; yazıyor) ile birlikte, görünmeyen ve saptanamayan bir Uçan Spagetti Canavarı (USC) tarafından yaratılmıştır.<br />
* Evrim hakkındaki bütün kanıtlar Uçan Spagetti Canavarı tarafından yerleştirilmiştir.<br />
USC, etraftaki şeyleri olduklarından daha yaşlı göstererek Pastafaryan'ların inançlarını sınamaktadır. &quot;Örneğin, bir biliminsanı bir kalıntıya radyokarbon testi uygulasın.<br />
Kalıntıdaki Karbon-14'ün %75'inin elektron ışınımıyla Nitrojen-14'e dönüştüğünü görsün, ve bu kalıntının yaklaşık 11.000 yıllık olduğu sonucuna ulaşsın; zira karbon-14'ün yarıömrünün 5.730 yıl olduğu düşünülüyor. Ancak bilimcimizin gözden kaçırdığı şey, yaptığı her ölçümde Uçan Spagetti Canavarı'nın gelip Kutsal Makarna Kollarıyla onun bulduğu sonucu değiştiriyor olduğudur.<br />
Elimizde bunun nasıl mümkün olduğunu detaylarıyla anlatan ve O'nun bunu neden yaptığını söyleyen çok sayıda belge mevcuttur. O elbette ki görünmez olandır, normal cisimlerin içinden kolaylıkla geçebilendir.&quot;<br />
* Pastafaryan inancındaki Cennet'te göze çarpan iki nokta vardır. &quot;A) Uçsuz bucaksız bira volkanlarıyla doludur. B) Bir striptizci fabrikası vardır.&quot;<br />
* Pastafaryan dininin metinlerinde &quot;On Emir&quot; yerine ahlâkî açıdan daha zayıf olan sekiz &quot;Yapmazsanız Çok Memnun Olurum&quot; öğesi içerir.<br />
* Duaların ve belli bazı ayetlerinin sonunda &quot;RAmen&quot; denir. Bu sözcük Musevilik'te, Hıristiyanlık'ta ve İslam'da kullanılan &quot;Amîn&quot; (İngilizce: Amen) sözcüğü ile bir makarna çeşidi olan &quot;ramen&quot;in birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Her ne kadar geleneksel olarak büyük &quot;R&quot; ve &quot;A&quot; ile yazılsa da sadece büyük &quot;R&quot; ile yazılması da kabul edilebilir.<br />
8 yapmassanız çok mutlu olurum...(2 tanesini kırmıştır)<br />
<b>Soru</b>: Pastafaryanizm'in kaç şartı vardır? Bunlar nelerdir?<br />
<b>Cevap</b>: Şart yerine &quot;Eğer Yapmazsan Çok Mutlu Olurum&quot; vardır. FSM, alışılmış tanrılar gibi bencil değildir. FSM, Kaptan Mosey'e 10 &quot;Eğer Yapmazsan Çok Mutlu Olurum&quot; tableti vermiştir. Fakat o bunların 2'sini yanlışlıkla kırmıştır. 8 tablette yazan 8 &quot;Eğer Yapmazsan Çok Mutlu Olurum&quot;:<br />
<br />
<b>1.</b> Eğer benim Makarnavi varlığımdan bahsederken sofuluk taslayan ben-senden-daha-kutsalım tipi serserice davranışlarda bulunmazsan çok memnun olurum. Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil. Cidden, o kadar kendini beğenmiş değilim. Ayrıca, meselemiz onlar değil, o yüzden konuyu değiştirme.<br />
<b>2.</b> Eğer benim varlığımı başka insanları bastırmak, buyruk altına almak, cezalandırmak, deşmek, ve/veya, yani işte, kaba davranmak için kullanmazsanız çok memnun olurum. Ben kurban talep etmiyorum, ve saflık dediğin suda olur, insanda değil.<br />
<b>3</b>. Eğer başka insanları yargılamak için nasıl göründüklerine, veya nasıl giyindiklerine, veya nasıl konuştuklarına bakmazsan, veya, yani, iyi davran işte, tamam mı? Ha bir de şunu kalın kafalarınıza sokun: Kadın = insan. Erkek = insan. Aynı = aynı. Biri diğerinden daha iyi değildir, tabi konumuz moda değilse, zira kusura bakmayın ama onda üstünlük kadınlarda, ha bir de mor ile fuşya arasındaki farkı bilen bazı erkeklerde.<br />
<b>4.</b> Eğer sizin ve karşınızdakinin yasal yaş sınırı ve ruhsal olgunluğa ulaşması koşuluyla sizi inciten, veya arkadaşınızın gönlünün ve iradesinin razı olmadığı ilişkilere girmezseniz çok memnun olurum. İtirazı olanlara ise şunu söyleyebilirim: gidin kendinizi s****! (özgün metindeki gibi sansürlenmiştir). Eğer bu cevaptan hoşlanmazlarsa gidip televizyonlarını kapatsınlar, yürüyüşe falan çıksınlar.<br />
<b>5</b>. Eğer başkalarının bağnaz, kadın düşmanı, nefret içeren fikirleriyle miden boşken yarışmaya kalkmazsan çok memnun olurum. Önce yemek ye, sonra ne b** yersen ye!<br />
<b>6.</b> Eğer Makarnavi varlığıma adamak üzere milyon dolarlık kiliseler/tapınaklar/camiler/sinagoglar/türbeler yapmak yerine parayı daha iyi amaçlarla harcarsan çok memnun olurum (istediğini seç):<br />
1. Fakirliği ortadan kaldırmak<br />
2. Hastalıklara çare bulmak<br />
3. Barış içinde yaşamak, tutkuyla sevmek, ve kablolu televizyon fiyatını düşürmek Ben karmaşık karbonhidratlı sonsuz kudretli bir varlık olabilirim, ama hayattaki küçük şeyleri severim. Bana inan. Sonuçta yaratan benim.<br />
<b>7</b>. Eğer etrafta dolanıp herkese seninle konuştuğumu söylemezsen çok memnun olurum. O kadar ilginç biri değilsin. O kadar böbürlenme. Ayrıca sana insan kardeşlerini sevmeni söyledim, bu ipucu yetmiyor mu?<br />
<b>8</b>. Eğer, ee, ilgilendiğin konuda, yani çokça kapütilasyon/kayganlaştırıcı/Kayzer Wilhelm gerektiren bir konuda, kendine yaptırmayacağın işleri başkalarına yapmaya kalkmazsan çok memnun olurum. Eğer karşındakinin gönlü razı ise, (madde 4'e göre) yumul, ve Miki Fare aşkına, bir KONDOM TAK! Cidden, sadece bir lastik parçası. Eğer iyi hissetmeni engellemesini isteseydim onu dikenli olarak falan yaratırdım.<br />
<br />
 -Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15007-pastafaryanizm.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ezidilik dini nedir? Yezidilik nedir?</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15006-ezidilik-dini-nedir-yezidilik-nedir.html</link>
			<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 21:07:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[* Ezidilik dini nedir? Yezidilik nedir? * 
 
Yezidilik tarihte Hz. Muhammed'in emriyle babası "El-Hakem ibn-i Ebî el-&#703;As" ile birlikte Mekke'nin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b> Ezidilik dini nedir? Yezidilik nedir? </b><br />
<br />
Yezidilik tarihte Hz. Muhammed'in emriyle babası &quot;El-Hakem ibn-i Ebî el-&#703;As&quot; ile birlikte Mekke'nin güneyindeki Taif kentine sürülen dördüncü Emevî Hâlifesi I. Mervan ile aynı soydan gelen Adi bin Musafir tarafından Zerdüştlük ilkeleri üzerine kurulan; evrenin ve insanların Azda adında bir tanrının görevlendirmiş olduğu Melek Tavus tarafından yaratıldığına inanan &quot;Mushafa Reş&quot; ve &quot;Kitab el Celve&quot; adlı kitapları dinî öğretilerinin ana kaynağı olarak kabullenen inanç.<br />
Ezidilik dini 12. yüzyılda Şeyh Adi bin Musafir tarafından Zerdüştlük yerel Mezopotamya inançları ile İslâm Sufiliğinin kaynaştırılması neticesinde oluşan bir dinî inanç sistemidir.<br />
Bu inançta Yezid bin Muâviye - &quot;Sultân Êzi&quot; (Yerin Nûr’u ve insanlığın sevinci) Adi bin Musafir &quot;mürşid&quot; kabul edilir..<br />
Koyu bir Sünni olan Arap kökenli Şeyh Adi tarafından kurumlaştırılan bu dinde inananların çoğunluğu Kürtçe konuşmakta olup ağırlıklı olarak Irak'ın Musul kentinde yaşamaktadırlar.<br />
Bazı araştırmacılara göre Yezidiler Kürtler tarafından asimile edilmiş Asurilerdir[6] Tarih öncesi dönemlerde Asurlular da kuş şeklinde simgeleştirdikleri ve kutsal kabul ettikleri bir şeytana tapmaktaydılar[7]<br />
Suriye Türkiye İran Gürcistan ve Ermenistan'da da cemaatleri bulunan Yezîdîler'in bugünkü toplam sayısının 1000000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.<br />
Bazı bilimsel araştırmalar ise Yezîdîler'in nüfusunun çok daha fazla olduğu yönündedir.<br />
Ayrıca başta Almanya ve İsveç olmak üzere Avrupa ülkelerinde de birçok göçmen Yezîdî yaşamaktadır.<br />
<br />
1970'li yıllara kadar özellikle Urfa-Viranşehir'de yoğun olarak yaşayan ve sayıları 80.000'i bulan Türkiye Yezîdîleri 1980'lerle beraber yurtdışına göç etmeye başlamışlardır.<br />
1985 yılında 23.000'e inen sayıları 2007 yılında 377'ye kadar (Urfa'da 243 Batman'da 72 Mardin'de 51 Diyarbakır'da 11 kişi) gerilemiştir.<br />
Türkiye Yezîdîleri'nin büyük bir kısmı bugün Almanya'da yaşamaktadır Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknas Uca bunlardan biridir.<br />
<br />
Yezîdîler'e Göre Yaradılış<br />
19. yüzyılın sonlarında Mardinli Yezîdîler.<br />
Başlangıçta Tanrı Azda kendi ateşinden Melek Tavus'u yaratır ve ona evreni ve insanı yaratma görevini verir.<br />
Bununla birlikte yaradılış işinde Tavus'a yardımcı olacak altı melek daha yaratır.<br />
Bunun üzerine Melek Tavus Azda'nın verdiği buyruk doğrultusunda ve yine Azda'dan aldığı bir toz ile Erkek ile Kadın'ı ve evreni yaratır.<br />
Ayrıca ayak işlerini görmesi için de dört tane de cin.<br />
Daha sonra Melek Tavus yarattığı bu iki insanı takdim etmek üzere Azda'nın yanına gider ve Azda Melek Tavus'a &quot;Bundan sonra bu iki insana tabi olacaksın&quot; der.<br />
Bunun üzerine Melek Tavus &quot;Bu iki insanı yaratan yoktan vareden benim niçin onlara tabi olayım ben sadece beni yaratan sana tabi olur sana ibadet ederim&quot; der.<br />
Bu ilk iki insandan toplam 80 çocuk dünyaya gelir.<br />
Daha sonra bu ilk iki insan ideal insan konuda anlaşmazlığa düşerek kavgaya tutuşurlar ve sınavdan geçirilmelerine karar verilir.<br />
Her ikisi de ruhlarını düşüncelerini bir küpe doldururlar ve ağzını kapatırlar.<br />
40 gün sonra Erkek olanın küpünden Şahid bin Car adında güzel bir genç çıkar.<br />
Kadınınkinden ise sürüngenler akrepler çıyanlar.<br />
Adam Şahid bin Car'ı o kadar sever ki diğer 80 çocuğuyla artık ilgilenmez olur. Bu da kadın ve 80 çocuğu arasında kıskançlık ve nefrete neden olur.<br />
Karar verirler Şahid bin Car öldürülecektir.<br />
Kadın bir parola belirler ve suikastın yapılacağını bu parolayla bildireceğini söyler.<br />
Ancak her şeyi bilen ve duyan Melek Tavus'u hesaba katmamıştır<br />
Melek Tavus yarattığı dört cine emir verir ve cinler gece olunca bu 80 çocuğun ağızlarına üflerler. Uyandıklarında 80'i de farklı dil konuşmaktadırlar.<br />
Bu sebeple annelerinin söylediği parolayı da anlayamazlar Şahid bin Car böylelikle Melek Tavus'un sayesinde kurtulur.<br />
Daha sonra Şahid bin Car'a dişi bir melek gönderilir ve bundan olan çocuklar Yezidilerin atalarını oluşturur diğer 80Çocuktan dünyaya gelenlerse diğer insanları oluştururlar.<br />
Yezidilikteki inançlar<br />
Yezidiler kendilerine &quot;Azday Halkı&quot; adını verirler. İnançları arasında:<br />
Dünya sonsuzdur dünyayı yaratan tanrı onu asla yıkmaz<br />
Doğanın korunması ve doğaya saygıyı benimserler<br />
Günde üç defa güneşe dönerek ibadet edilir<br />
Çarşamba gününü dinlenme günü olarak kabul ederler çünkü Melek Tavus'un yaratıldığı gün İlk iki insanın yaratıldığı gün ve Şahid bin Car'ın meydana geldiği gündür çarşamba<br />
Sonradan Yezidi olmaya izin verilmez<br />
Şeytan'ın adını telaffuz etmek haramdır<br />
Şeytan'ın adını anımsatan kelimeleri anmak (Kitan Şar Şat mel'un na'l) haramdır.<br />
Yezidiler'in Kutsal Kitapları<br />
Yezidiler'in iki kutsal kitabı olduğu ortaya atılmış;<br />
1. Meshaf Reş :<br />
15. yy da yazıldığı ortaya atılmış olan ve Yezidiler'in mitolojisini anlatan bir eser. Ayrıca kitabın sonunda Yezidiler'in yapmalarının yasak olduğu şeyler bildirilir.<br />
2. Kitab el Celve :<br />
Daha geniş bir zaman diliminde yazılmış Yezidiler'i bilgilendiren bir kitaptır. Bu kitabın içide bu kitabın sadece Yezidiler tarafından okunması gerektiği ve yabancıların eline geçmemesi gerektiği söylenir. Beş bölümden oluşur.<br />
Birinci Bölüm: Melek Tavus'un ezeli oluşu ve sıfatları. Diğer dinlerin artık hükümsüz oluşu ve kitaplarının geçerlililiğini yitirmiş olduğu.<br />
İkinci Bölüm: Ödül ve Ceza Reenkarnasyon.<br />
Üçüncü Bölüm: Herşeyin Melek Tavus'un denetiminde olduğunu anlatan bölüm.<br />
Dördüncü Bölüm: Mevsimler yasalar ile ilgili bilgiler ve yabancı inançlara kapılmamak gerektiğine dair uyarılar.<br />
Beşinci Bölüm: Kendisini simgeleyen kavramlara saygılı olmayı buyuran bölüm.<br />
Bugün çağdaş dilbilimciler bu eserlerin aslında Yezidilerin kutsal kitabı olmadığını kabul ederler ve yukarıda geçen iki eserin de eski çağlara dayanmadığı kanıtlanmıştır.<br />
Bunun en büyük sebebi Yezidiliğin büyük ölçüde sözlü bir edebî geleneğe dayanmasıdır; bu sebeple büyük İbrahimî dinlerdeki gibi bir yazılı kutsal metin mevcut değildir.<br />
Bununla birlikte son zamanlarda Yezidiler ritüellerde kullandıkları şarkılar gibi çeşitli dinî sözlü edebiyatı yazılı forma geçirmeye ve basmaya başlamışlardır.<br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15006-ezidilik-dini-nedir-yezidilik-nedir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Meyveş Nine Tarikatı</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15005-meyves-nine-tarikati.html</link>
			<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 21:06:10 GMT</pubDate>
			<description>*Meyveş Nine Tarikatı* 
 
Amerika’daki bir UFO tarikatı mensuplarının, 130 yaşında öldüğünden dolayı uzaylı olduğuna inandıkları “Meyveş Nine”nin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Meyveş Nine Tarikatı</b><br />
<br />
Amerika’daki bir UFO tarikatı mensuplarının, 130 yaşında öldüğünden dolayı uzaylı olduğuna inandıkları “Meyveş Nine”nin köyü Trabzon, Sürmene’dedir. Buradan yaklaşık 30 dakika içinde beton düzgün bir yoldan Meyveş ninenin köyüne ve evine ulaşılabilir. Meyveş Nine Kırım savaşı sırasında çocukken bir gemiyle Sürmene’ye kaçan bir ailenin çocuğu. Öldüğünde 130 yaşında çok dinç ve sağlıklı bir insanmış, Yörede anlatılanlara göre Meyveş Nine insanlara şifa vererek, onların hastalıklarını iyileştirebilen, öldüğü güne kadar, bahçesinde çalışan, sesi tıpkı bir genç kız sesi olan, iyilik timsali bir insanmış.<br />
<br />
“Meyveş Nine” nin hikayesi, NASA’da akademisyen olarak çalışan ve onun torunu olan ve Prof. Dr. Alaattin Yıldız’ın uzun yaşamla ilgili bir arkadaşı ile yaptığı sohbet sırasında, arkadaşına ninesinin 130 yaşında öldüğünü ve bu yaşa kadar nasıl zinde ve genç kalabildiğini anlatmasıyla dünyanın ilgi odağı haline gelmiş ve bu olayın gelişimi sonucunda Amerika’daki UFO tarikatı mensupları bir fon kurup Sürmene’de Meyveş nine adına bir anıt mezar inşa etmek için girişimlerde bulunmuşlardır, Hatta anıt mezarın projesini İsrail’deki soykırım anıtının mimarı olan Derek Cooper’a yaptırmışlar bile… Bir internet sayfası dahi bulunan Meyveş ninenin anıt mezarı çeşitli sebeplerle yapılamamış ama köyde şu anda bildiğimiz türden bir mezan var.<br />
<br />
-Alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/diger-dinler/">Diğer Dinler</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/diger-dinler/15005-meyves-nine-tarikati.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
