<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>IRCdForum.Net - Coğrafya Dünyası</title>
		<link>https://www.ircdforum.net/</link>
		<description />
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Mon, 21 Sep 2026 12:35:39 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.ircdforum.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>IRCdForum.Net - Coğrafya Dünyası</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Ege Denizi</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15723-ege-denizi.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 21:33:21 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[* Ege Denizi * 
 
*Ege Denizi* (Yunanca: Αιγαίο Πέλαγος: "Egeo Pélagos") veya Türkçe diğer adı ile Adalar Denizi, Balkan ve Anadolu Yarımadaları...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b> Ege Denizi </b><br />
<br />
<b>Ege Denizi</b> (Yunanca: Αιγαίο Πέλαγος: &quot;Egeo Pélagos&quot;) veya Türkçe diğer adı ile Adalar Denizi, Balkan ve Anadolu Yarımadaları arasında, Akdeniz'e bağlı bir denizdir. Marmara Denizi ve Karadeniz'den Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile ayrılan bu denizin kuzey sınırları karalarla çizilmiş olmakla birlikte, güney sınırlarını Yunanistan'a bağlı adalar olan Rodos ve Girit çizer. Ege Denizinin tüm kıyıları Türkiye ve Yunanistan ile çevrilidir. Karadeniz üzerinden taşınan petrol ürünlerinin dünya pazarına ulaşmasında başlıca yoldur.<br />
<br />
<b>Etimoloji</b><br />
Ege denizi ile ilgili kelime kökeni konusunda ortak bir görüş yoktur. Ama en yaygın ve eski görüş, ismin mitolojik köken anlatısıdır. Ama daha sistemetik yapılan modern araştırmalar kelimenin kökeni konusunda başka bakışlarınında ortaya çıkmasının sağlamıştır. Ege kelimesinin Türkçeye nasıl geçtiği konusunda ise, kelimenin bu denizin Fransızcadaki karşılığı olan &quot;Mer Égée&quot; den Türkçeye geçtiği düşünülmektedir. 1941 yılındaki 1. Coğrafya Kurultayında Ege ismi, coğrafi adlandırmalarda standartlaşmayı sağlamak için resmi olarak seçilmiş ve bu sayede yaygınlaşmıştır.<br />
<br />
<b>Ege Denizi ismi</b><br />
Hem Ege (Egiopelago) ve hemde Arşipel (Archipelago) ismini gösteren bir harita<br />
<br />
<br />
<b>Yunanca görüşü</b><br />
Mitolojik, inanışa göre ismin kökeni Aegeus efsanesine dayandırılmaktadır. Bu efsaneye göre Atina'da düzenlenen bir bayram olan Panathenaia'da Girit Kralı Minos'un oğlu Androgues öldürülür. Buna karşılık Girit kralı Atina'dan her yıl yarı insan yarı boğa olan Minotaur'a kurban edilmek üzere yedi kız ve yedi erkeğin gönderilmesini talep eder. Bundan hoşlanmayan Atina kralı Aegeus, oğlu Theseus'a Minotaur'u öldürme görevi verir. Bu görevi başarması halinde geri dönerken gemisine beyaz bayrak çekmesini, başaramaması halinde ise siyah bayrak çekmesini ister. Girit'e giden kralın oğlu Theseus, görevini başarıyla sonlandırır ve zafer sarhoşluğuyla geri dönerken babasının söylediklerini karıştırır ve gemisine yanlışlıkla siyah bayrak çeker. Bunu gören kral oğlunun başarısızlığa uğradığını düşünerek kendini denize atarak intihar eder. Bu olay sonunda kralın atladığı yer olan Atina Körfezi'ne &quot;Aegeus Pontos&quot; (Ege Denizi-Aegeus'un Denizi) denilmeye başlar ve isim yaygınlaşır.<br />
<br />
<br />
Bazı tarihi görüşler ise &quot;Pelagos&quot; ismi üzerine yoğunlaşır. Tarihi açıdan, Yunan soyunun öncüsü sayılan Hellenler Yunanistan bölgesinde yaşayan yerli bir halk değil, Balkanlardan gelen bir halktır. Batı Anadolu ve Yunanistan'da erken dönemde Pelasg adlı başka bir kavim yaşamaktadır. Hellenlerin denizin bu ilk sakinleri nedeniyle Pelasg Denizi olarak adlandırdığı savunulur. Kimi dil bilimsel görüşlerde deniz anlamının pontus sözcüğünden değil, kesin olmakla beraber anlamın Yunanca dalgalar anlamına gelen &quot;aiges&quot; kelimesinden türemiş olabilceğini söyler.<br />
Anadolu görüşü<br />
<br />
Ege denizi isminin etimolojik olarak yunan dili ile açıklanamayan bir isim olduğu Bilge Umar'ın &quot;Türkiye'deki Tarihsel Adlar&quot; isimli eserinde savunulmaktadır. Aynı kitapta bu ismin eski Anadolu dillerinden olan Luvi dilinden gelen bir miras olduğu savunulmaktadır. Yunanca &quot;Aigaion Pelagos&quot; kelimesinin, Luvice toprak anlamına gelen &quot;Aia/İa&quot; kelimesinden türediğini iddaa eder ve adı ana tanrıça kültü ile ilişkilendirir.<br />
<br />
<b>Adalar Denizi ismi</b><br />
Adalar denizi ya da takımada anlamından gelen Arşipel adı denizin teknotik yapısı neticesinde sahip olduğu çok sayıda adadan gelen tamamen coğrafya kökenli bir isimdir. Yabancı dillerde &quot;Archipelago&quot; olarak geçen adlandırma, &quot;üzerinde pek çok ada bulunan deniz; adalar grubu; takımadalar&quot; anlamındadır.<br />
<br />
Ege Deniziyle Türkler ilk olarak 1081 yılında karşılaşmış ve bu denize &quot;Adalar Denizi&quot; ismini vermişlerdir. Bu dönemden sonra Aydın Oğulları ve Osmanlı kaynaklarında bu denizden &quot;Adalar Denizi&quot; şeklinde bahsedilmektedir. Piri Reis'in 1519 yılında tamamladığı kitabı &quot;Kitab-ı Bahriye&quot; de,Piri reis şu ifadeyi kullanır, &quot;Şunu bilmek gerektir ki, 'adalar arası' denen yere &quot;Erso Peloga&quot; derler&quot;. Bu şekilde denizin Türkçe ve yabancı ismini belirtir. Bir başka Osmanlı yazarı Katip Çelebi de benzer şekilde 1656 yılında yazdığı &quot;Tuhfetü'l-Kibar Fi Esfari'l-Bihar&quot; (Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan) adlı eserinde Ege Denizi için &quot;Adalar Arası&quot; derler ifadesini kullanır. Avrupadaki örnekler içinde de Archipelago ismi oldukça yaygındır. Bu ismi tercih eden kimi eserler ve yapımcıları<br />
<br />
    Natoliae Quae Olim Asia Minor Mova Descripto Abraham Ortelius (1584)<br />
    Turcia Turci Cive İmperli, Gerard De Jode (1593)<br />
    Carte Particolare dei Archipelago, Sir Robert Dudley (1661)<br />
<br />
20.yy örneklerine bakarsak, 1913 yılında Ali Tevfik tarafından tamamlanan Memalik-i Osmaniye'nin Coğrafyası adlı eserde Adalar Denizi adı kullanılmaktadır. Aynı kaynağa göre 1931 yılında Latin harfleriyle basılan ve Mektep Haritaları Mürettibi Muallim Abdülkadir, Kuleli Askeri Lisesi Coğrafya Muallimi kaymakam Mehmet Rüştü ve Kandilli Lisesi Muallimlerinden Hattat Süreyya tarafından hazırlanan &quot;Mükemmel Umumi Atlas&quot; da Ege Denizi, Adalar Denizi adıyla belirtilmiştir.Aynı isim 1938 yılında Faik Sabri Duran'ın yazdığı lise 3. sınıf &quot;Türkiye Coğrafyası&quot; adlı ders kitabıda sayfa 70 ve 338'de sunulan haritalarda yer almıştır ve 26. sayfasında da geçmiş Ege bölgesi için ise Garbi Anadolu ifadesi kullanılmıştır. Ancak aynı kitabın farklı bir sayfasında Ege Denizi ifadesi de kullanılmıştır.<br />
<br />
<b>Coğrafya</b><br />
Ege Denizi Anadolu ve Yunanistan Yarımadası arasında bulunan irili ufaklı 3000 kadar ada ve ada görünümündeki kara parçalarına da içine alan yarı kapalı bir denizdir. Anadolu Yarımadasının batı kıyılarının çok fazla girintili ve çıkıntılı olması ve bu kıyılara çok yakın konumda çok sayıda ada bulunması, Ege denizinin daha önce büyük bir kara parçası olduğunu düşündürmektedir. Ege denizinin, başka yerlerde çok az görülen, girintili çıkıntılı kıyılara; bu kıyılarda bulunan çok sayıdaki koy, körfez, boğaz ve yarımadaya sahip olma gibi bir başka özelliği daha vardır.<br />
<br />
Ege Denizi, yakın bir geçmişte “Aegeis” ya da “Egeid” adı verilen bir kara parçasının, büyük bir bölümünün sular altında kalmasıyla oluşmuştur; üstündeki adaların çokluğu nedeniyle “Adalar Denizi” diye de adlandırılır.<br />
Ege'de gelgit önemsizdir ve yol açtığı düzey genişliği ancak bazı dar boğazlarda, rüzgarlarla meydana gelen yığılmaların da etkisiyle 30–40 cm'yi bulur. Adalar arasındaki bazı dar ve dolambaçlı boğazlar şiddetli ve karmaşık yerel akıntılara neden olur. Bunların en ünlüsü Eğriboğaz Körfezi'nde görülür.<br />
<br />
Ege Denizi'nde, kuzeyde Saros Körfezi'nden başlayarak güneye doğru “S” biçiminde uzanan, tabanının derinliği yer yer 1000 m'yi aşan bir oluk yer alır. Ege Denizi'nde çok sayıda ada bulunur. Toplam yüzölçümleri yaklaşık olarak 23.000 km² olan bu adalar, her yana serpilmiş gibi görünmelerine karşın, belli bir düzen ve gruplaşma gösterirler.<br />
Denizi üstünde egemen olan Akdeniz iklimi, bu büyük su kütlesinin etkisiyle bazı değişikliklere uğrar: Ege Denizi'nin etkisi, donlu günlerin sayısını azaltır. Denizi suyu sıcaklıkları da genelde kuzeyden güneye doğru artar. Bu artış kışın daha çok belirlidir. Kıyı ve adalarda kışları yağışlı bir Akdeniz iklimi görülür.<br />
<br />
Yazın bütün Ege Denizi ısınır. Kuzey ve güney yüzey suları arasındaki sıcaklık farkı, 1°-2 °C'a iner. Sıcaklığın en yüksek olduğu ayda Ege Denizi'nin her yanında deniz suyu sıcaklığı 23°-24 °C arasındadır.<br />
<br />
Ege Denizi'nde yıllık yağış tutarı kuzeyden güneye gidildikçe azalır. Yağışlar genellikle kış aylarında toplanmıştır. Komşu karalarda olduğu gibi, Ege Denizi alanında da yazlar çok kuraktır. Yazın Ege Denizi'nin her yanında, kuzeyden ve kuzeydoğudan “etezyen” adı verilen şiddetli bir rüzgar eser. Ege Denizi, biyoloji ve hidroloji özellikleri bakımından Karadeniz ile Akdeniz arasında bir geçiş alanı oluşturur.<br />
<br />
<b>Bölümleri</b><br />
Genel olarak, Türkiye tarafından kullanılmasada, dünyada farklı kaynaklara göre Ege Denizi 3 alt kol barındırır. Bunlar;<br />
<br />
    Trakya Denizi, Ege Denizinin kuzey kısmı oluşturur. kabaca Limni Adasının kuzey'i ve Yunanistanın Halkidiki yarımadasının doğusu kapsar<br />
    Girit Denizi, Kiklad Adaları ile Girit Adası arasını içerir.<br />
    Mirtoan Denizi, Kiklad Adaları ile Mora Yarımadası arasında kalan bölgeyi tanımlar.<br />
<br />
<b>Vokanizma ve Depremler</b><br />
Güneyden Afrika Plakası, batıdan Anadolu Plakası tarafından sıkıştırılan Ege Deniz tabanı, volkanik faaliyetlerini hala sürdüren ve tarihsel olarak 7-8 şiddetinde pek çok deprem yaratan teknotik açıdan aktif bir bölgedir . Denizin kuzeyi, KAF fay sisteminin Marmara Denizinin altından Ege Denizine kadar uzanan fay hatlarıyla doludur. Orta kısımlarda, Türkiyenin Ege bölgesindeki grabenlere paralel birçok fay hattı, denizin içine kadar uzanır.. Güneyde ise yay şeklinde Yunanistan kıyılarında, Rodos ve Türkiye kıyılarına uzanan aktif hatlar vardır.<br />
Volkanik açıdan Santorini, tarihsel olarak en bilinen örnektir. Ayrıca, antik çağda Limni adası açıklarında teknotik bir hareketlilik sonucu batan bir adadan (Chryse Island) söz edilir.<br />
<br />
<b>Ekonomi</b><br />
Girit Adasındaki satılmaya hazır süngerler<br />
<br />
<br />
<b>Balıkçılık</b><br />
Çanakkale Boğazı'ndan ve altüst akıntısıyla gelen ve besin tuzları, oksijen ve plankton bakımından zengin olan Karadeniz suları, kuzeydeki balık yaşamını olumlu yönde etkiler. Ege Denizi, oksijen bakımından zengin olmasına karşın, fosfat ve nitrat bakımından yoksuldur. Bu yüzden güney bölümü, dünyanın balık bakımından en yoksul denizlerindendir. Buna karşın denizin güney bölgesinde süngercilik, tarihsel olarak yapılan bir diğer iş koludur.<br />
Yeraltı Kaynakları<br />
<br />
Denizin kuzeyinde Batı Trakya açıklarında, Yunanistan tarafından 60 yıl boyunca işlenen bir petrol rezervi vardır. Ama artık ömrünü doldurmuştur.<br />
Hukuki durum<br />
<br />
Ege Denizi'nin orta bölümleri, her ne kadar arada Yunanistan'a ait adalar olsa da , Türkiye ana kıta topraklarından 200 deniz mili daha yakında bulunmasından ötürü Türkiye'nin münhasır ekonomik bölgesi içinde kalır. B.M. Uluslararası Deniz Hakları Sözleşmesi'nin ilgili maddelerine göre; münhasır ekonomik bölge adı verilen ve petrol, madenler ve deniz servetlerini çıkarma hakkını veren bölge alanları tayin edilirken, bu münhasır ekonomik bölge sınırlarının belirlenmesinde adalar dikkate alınmamakta ve bu ekonomik alanın son hudutları, ana kıta topraklarından uzaklığıyla ölçülmektedir. Böylece Türkiye devleti, arada kalan Midilli, Sakız, Sisam ve Rodos gibi adaların 6 deniz mili karasularının üzerinden atlayarak bulunan Ege denizi orta bölümleri üzerinde—karasuları egemenliği anlamında değil—fakat ekonomik hakları bakımından deniz tabanı mülkiyetine sahip bulunmaktadır. Uluslarası Lahey Adalet Divanı da bu doğrultuda çeşitli ülkelerle ilgili kararlar vermiştir. (adaların deniz ekonomik bölgelerinin olamayacağı şeklinde...) Böylece Türkiye ülkesinin denizaltı yataklarını işletme hakları kendi kıyılarından çok uzaklara, Limni, Naksos ve Girit adaları yakınlarına kadar uzanmaktadır.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/">Coğrafya Dünyası</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15723-ege-denizi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tektonik göller</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15722-tektonik-goller.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 21:23:40 GMT</pubDate>
			<description>*Tektonik göller  * 
 
Tektonik göller, orojenez ve epirojenez gibi iç kuvvetlere bağlı olarak oluşan çukurluklarda su birikmesiyle oluşan göllerdir....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Tektonik göller  </b><br />
<br />
Tektonik göller, orojenez ve epirojenez gibi iç kuvvetlere bağlı olarak oluşan çukurluklarda su birikmesiyle oluşan göllerdir.<br />
Başlıca tektonik göller:<br />
<br />
 *   Hazar Denizi<br />
  *  Aral Gölü<br />
  *  Baykal Gölü<br />
 *   Lut Gölü<br />
   * Tuz Gölü<br />
   * Issık Gölü<br />
    *Sapanca Gölü<br />
 *   İznik Gölü<br />
  *  Uluabat Gölü<br />
   * Manyas Gölü<br />
   * Simav gölü<br />
    *Beyşehir Gölü<br />
    *Eğirdir Gölü<br />
    *Acıgöl<br />
    *Burdur Gölü<br />
   * Ilgın Gölü<br />
   * Akşehir Gölü<br />
    *Eber Gölü<br />
   * Suğla Gölü<br />
  *  Kovada Gölü<br />
   * Seyfe Gölü<br />
   * Tuzla Gölü<br />
    *Hozapin (Aktaş) Gölü<br />
   * Van Gölü<br />
<br />
Doğu Afrika'daki Cad, Tongonika, Albert; Orta doğudaki Lut, Asyadaki Baykal Gölü tektonik göllerdendir.<br />
<br />
 -Alinti.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/">Coğrafya Dünyası</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15722-tektonik-goller.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Geçici ve Sürekli Göç Nedir?</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15721-gecici-ve-surekli-goc-nedir.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 21:20:36 GMT</pubDate>
			<description>*Geçici ve Sürekli Göç Nedir?   * 
 
Göçler kendi aralarında ikiye ayrılır geçici ve sürekli göç olarak bilinir. 
 
Geçici göç; mevsimlik yada yıllık...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Geçici ve Sürekli Göç Nedir?   </b><br />
<br />
Göçler kendi aralarında ikiye ayrılır geçici ve sürekli göç olarak bilinir.<br />
<br />
Geçici göç; mevsimlik yada yıllık işcilere denir ailesiyle birlikte başka memleketlerde çalışmaya yaşamaya giderler.<br />
<br />
Sürekli göç; göç ettiği yerden başka yere göç etmesidir 1-2 yılda bir il değiştirmesi olarak örnek gösterilebilir.<br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/">Coğrafya Dünyası</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15721-gecici-ve-surekli-goc-nedir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Taş Kömürünün Kökeni</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15720-tas-komurunun-kokeni.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 21:19:08 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[* Taş Kömürünün Kökeni * 
 
Karbon oranı % 75 ve % 90 arasında değişen madenkömürü. Taşkömüründen yakıt olarak ilk kez Çin'de yararlanıldı. 
...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b> Taş Kömürünün Kökeni </b><br />
<br />
Karbon oranı % 75 ve % 90 arasında değişen madenkömürü. Taşkömüründen yakıt olarak ilk kez Çin'de yararlanıldı.<br />
<br />
Avrupa'daysa, taşkömürü, ilkin İngiltere'de IX. yy'da kullanıldı. Demir filizinin XVIII. yy. başlarında yüksek fırınlarda işlenmesi için buharlı makinenin bulunmasını ve taşkömüründen kok elde edilmesini, sonra da taşkömürü sanayisinin tümüyle gelişmesi için taşkömüründen hareketle gaz üretilmeye başlanmasını beklemek gerekti.<br />
<br />
Madenkömürlerinin oluşmasıyla sonuçlanan uzun değişimler dizisiyle ilgili fazla bir şey bilinmemektedir. Birinci Zaman'm sonunda Karbon ve Permiyen devirleri boyunca, iklim koşulları, anakaraların uçsuz bucaksız ormanlarla kaplanmasına yol açtı. Büyük tufanların (taşkınlar, çökmeler, deniz hareketleri, <acronym title="vBulletin">vb</acronym>.) ardından geniş ormanlar ya bulundukları yere gömüldüler ya da akarsular ve denizler tarafından yığıldıkları ve gömüldükleri çöküntü alanlarına sürüklendiler.<br />
<br />
Bazı mikrokok ve bakterilerin etkisinde kalan gömülmüş bitkilerin selülozu havasız ortamda oksijen gidermeye denk düşen özel bir mayalanma ve karbon bakımından gitgide artan bir zenginleşmeyle karşı karşıya kaldı. Bu gelişme önce turbamn, sonra linyitin, en sonunda da taşkömürü ve antrasitin oluşmasına neden oldu.<br />
<br />
Taşkömürü yataklarında fosilleşmiş ağaç gövdelerinin, Karbon devrinden kalma bitki yapraklan izlerinin, kara ya da deniz fosillerinin bulunması, bu varsayımları doğrulamaktadır. Taşkömürü, az ya da çok sıkışık, kırık yüzeyleri parlak, siyahımsı kayaçtır. Yoğunluğu 1,2 - 1,5 arasında, içerdiği su oranı % 2 - % 7 arasında değişir.<br />
<br />
Mikroskopta yapılan bir inceleme, homojen bir karışım içine batmış çeşitli bitki parçacıklarını ortaya çıkarır. Bu inceleme dört bileşenin seçilmeşini sağlar: Kırık yeri siyah bir cama benzeyen amorf karışım vitren; yivler ve küçük sporlar içeren klaren; çok daha sert olan ve iri sporlar taşıyan düren; odunkömürüne benzeyen ve çok ufalanabilir nitelikte olan füzen.<br />
<br />
Taşkömürü ne karbonun bir alotrop halidir, ne de kimyasal olarak tanımlanmış bir bileşiktir. Çözümlenmesi, % 8 - % 45 arasında değişen uçucu maddeler içerdiğini ortaya koyar (yağsız taşkömürîeri için % 8 - % 18, yağlı taşkömürîeri için % 18 - % 40, kuru taşkömürîeri için % 40 - % 45). Baskın olan element karbondur (% 75 - % 90). Öbür bileşenlerse, hidrojen, oksijen, azot, kükürt ve arseniktir.<br />
<br />
Daha ileri bir gelişme evresine ulaşmış bir taşkömürü çeşidi olarak kabul edilen antrasitler, daha yüksek bir yoğunluğa (1,7), daha güçlü bir karbon oranına (% 94'e kadar) ve düşük uçucu madde oranına [% 10'dan az) sahiptirler.<br />
<br />
Taşkömürleri yanarken, içerdikleri uçucu madde oranı ne kadar fazlaysa o kadar uzun süreli bir alev oluştururlar; aynı zamanda, az ya da çok yumuşarlar. Alt ısı gücü, 7 800 ve 8 600 kkal / kg arasında değişir.<br />
<br />
Bir piroliz işleminden geçirildiklerinde, yani yüksek sıcaklığa çıkarıldıklarında taşkömürleri gerek gaz halde, gerekse ağdalı bir sıvıya, katrana yapışmış halde, farklı hidrokarbonlar (başta metan olmak üzere, etilen, asetilen, benzen, <acronym title="vBulletin">vb</acronym>.), amonyak gazı, karbonik anhidrit, karbon oksit, azot, <acronym title="vBulletin">vb</acronym>. maddeler verirler. Sabit kalıntı ya da kok, yalnızca karbon ve mineral maddeler içerir.<br />
<br />
<br />
-Alıntı.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/">Coğrafya Dünyası</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15720-tas-komurunun-kokeni.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dünyanın En Büyük Gölleri Hangileridir?</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15719-dunyanin-en-buyuk-golleri-hangileridir.html</link>
			<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 21:17:17 GMT</pubDate>
			<description>*Dünyanın En Büyük Gölleri Hangileridir? * 
 
Göl bir ülkenin kendi toprakları içersinde bulunan su topluluğuna denir. 
 
Asya kıtasında yer alan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Dünyanın En Büyük Gölleri Hangileridir? </b><br />
<br />
Göl bir ülkenin kendi toprakları içersinde bulunan su topluluğuna denir.<br />
<br />
Asya kıtasında yer alan Hazar Denizi veya Hazar Gölü<br />
Kuzey Amerika’ daki Superior Gölü<br />
Afrika’ daki Victoria Gölü<br />
Kuzey Amerika’ daki Huron Gölü<br />
Kuzey Amerika’ daki Michigan Gölü</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/">Coğrafya Dünyası</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15719-dunyanin-en-buyuk-golleri-hangileridir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kutuplar</title>
			<link>https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15238-kutuplar.html</link>
			<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 21:32:52 GMT</pubDate>
			<description>* Kutuplar * 
 
Kutuplar, Dünyanın en kuzey ve en güney noktalarıdır. Bu noktalar coğrafya, haritacılık, manyetizma ve kutup yıldızı açısından farklı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b> Kutuplar </b><br />
<br />
Kutuplar, Dünyanın en kuzey ve en güney noktalarıdır. Bu noktalar coğrafya, haritacılık, manyetizma ve kutup yıldızı açısından farklı tanımlanır. Ancak aradaki farklar küçüktür.<br />
<br />
<b>Coğrafi Tanım</b><br />
Dünya kendi ekseni etrafında yaklaşık olarak günde bir defa döner. Coğrafi tanıma göre kutuplar, dönüş ekseninin Dünya yüzeyini kestiği noktalardır. Aynı zamanda, tanım gereği bu noktalar ekvatordan en uzak noktalardır (10 000 km).<br />
<br />
<b>Haritacılık Tanımı</b><br />
Haritacılık tanımı kuramsal olarak coğrafi tanımla özdeştir. Ne var ki, çok duyarlı gözlemler Dünya'nın kendi çevresindeki dönüş ekeseninin her yıl bir iki metre ileri geri oynadığını göstermektedir. Haritacılıkta kesin bir nokta tanımlanması gerektiğinden, bazı yıllar coğrafi tanım ile haritacılık tanımı arasında Dünya ölçeğinde çok küçük (% 10-5 dolaylarında) bir fark olabilir. Haritacılıkta kuzey 90&#730; kuzey enleminde, güney ise 90&#730; güney enlemindedir.<br />
<br />
<b>Manyetik Kutup</b><br />
Dünya'nın manyetik alanı vardır. Bu alan, kabaca kuzey-güney doğrultusundadır. Ancak manyetik kutup coğrafi kutuptan farklıdır. Her şeyden önce kuzey coğrafi kutup dolaylarında yer alan kutup, manyetizma açısından kuzey değil, güney kutuptur. Aynı şekilde güney coğrafi kutup dolaylarında yer alan manyetik kutup da manyetizma açısından kuzey kutuptur. Ne var ki, bu durum pusula kullanımında bir sorun yaratmaz. Ayrıca manyetik kutuplar her yıl bir kaç kilometre yer değiştirir. 20. yüzyıl boyunca manyetik kutupların toplam olarak 1100 km yer değiştirdiği saptanmıştır. 2001 yılı verilerine göre, kuzey yarıküredeki manyetik kutup 81.3 kuzey ve 114.4 batı koordinatlarındadır. 1998 verilerine göre de güney yarıküredeki manyetik kutup 64.6 güney ve 138.5 doğu koordinatlarındadır. (Bu koordinatlar birbirlerinin tam karşısında değildirler, yani antipodal değildir.)<br />
<br />
Geçmişte manyetik kutuplar bir kaç defa yer değiştirmiş olup, gelecekte de böyle bir kutup değişikliği olabilir.<br />
<br />
<b>Yıldıza göre Kuzey Kutbu</b><br />
Pusulanın bulunuşundan önce denizciler kuzey ve güney yönleri gök cisimlerinin yardımıyla saptarlardı. Kuzey yarıkürede en uygun gök cisimlerinden biri Kutup Yıldızı'dır (Polaris). Bulutsuz gecelerde rahatlıkla gözlemlenen Küçük Ayı Takımyıldızı'ndaki bu yıldız, Dünya'nın dönme ekseninin gökküreyi kestiği noktaya çok yakındır. Arada sadece 46 dakikalık bir fark vardır ki, bu fark yeryüzü ölçülerinde yaklaşık 120 kilometreye denktir. Ancak Dünya'nın ekseninin 26000 yıllık bir periyot içerisinde yön değiştirmesi sebebiyle Polaris geçmişte, daima kuzey kutup tepe noktası dolaylarında olmamıştır. Kuzey kutup tepe noktasının bir başka adayı Vega Yıldızı'dır. Günümüzden 12000 önce kutup yıldızı Vega'ydı. (Vega günümüzden 14000 yıl sonra da kutup yıldızı olacaktır.)<br />
Güney coğrafi kutbu tepe noktasında ise kutup yıldızı sayılacak parlak bir yıldız yoktur.<br />
<br />
<b>Kuzey Kutup Bölgesi</b><br />
Kuzey Kutup Bölgesi Yeryüzünün kuzeyinde, çok yeri buzlarla örtülü, Kuzey kutbuyla çevresini içine alan bölge. Arktik olarak da bilinir. Tamamına yakın kısmı karalarla çevrili büyük bir okyanus havzasıdır.<br />
<br />
66° 30’ Kuzey eyleminin geçtiği kabul edilen Kuzey Kutup dairesi coğrafi bir sınır teşkil etmediğinden Asya, Amerika ve Avrupa kıtalarında ağaçlı arazinin bittiği yer bölgenin sınırı kabul edilmektedir. Grönland, Svalbard ve diğer kutup bölgesi adaları, Norveç, Alaska, Kanada ve Rusya Federasyonunun kuzey kesimleri İzlanda’nın büyük bölümü ve Bering Denizi ile Atlas Okyanusunun kuzeyi bölgenin içinde kalır.<br />
<br />
<b>Tarihi</b><br />
Kuzey Kutbu bölgesinin büyük kısmı buzlarla kaplı ve soğuk olduğundan, insanoğlu bölgeye on altıncı yüzyıldan itibaren uzak doğuya giden yeni ticaret yollarını bulmak için keşif seferleri düzenlemeye başlamıştı. 1553’te bu gaye için yola çıkan İngiliz Sir Hug, soğuk hava şartları yüzünden bütün mürettebatıyla yolda öldü. Bu sefere başka bir gemiyle katılan Richard Chancellar ise, Arhangelsk’e ulaştıktan sonra karayolu ile Moskova üzerinden İngiltere’ye döndü. Bu seferin ardından Moskova kampanyası kuruldu ve Rusya ile İngiltere arasında ticaret gelişti.<br />
<br />
Rus Çarı Birinci Petro doğudaki deniz yolunun bulunması ve haritasının çıkarılması için bölgeye birçok seferler düzenletti. 1728’de düzenlenen bir seferde güneyden Bering Boğazını geçmeyi başaran Bering 1741’de ise Büyük Okyanusun kuzeyini geçerek Alaska kıyısına ayak bastı. İngiliz kaşif James Cook, 1778’de Bering Boğazını geçerek Sibirya’daki kuzey burnuna ulaşması ile Amerika ileAsya’yı birbirinden ayıran boğazın varlığı kesinlik kazandı. Avusturyalı Julius Payer ve Karl Weyprecht Kuzeydoğu geçidinden geçmek için düzenledikleri bir seferde rastlantı sonucunda Fransız Josef topraklarını keşfettiler (1874). Kuzeydoğu Geçidini ilk olarak 1878’de İsveçli Nordenslüöld geçmeyi başardı. Bunu başka kaşifler takib etti. Günümüzde Rusya Federasyonu Buzkıranlar Geçidini sürekli olarak açık tutmağa çalışmaktadır.<br />
<br />
Bölgenin Kuzeybatı Geçidini bulmak için keşifler Amerika’nın keşfi ile başladı. Bunun için ilk olarak iki tekneyle denize açılan Frobisher, Boffin Adasının güneydoğu kıyısına kadar ulaşabildi. 1585-1587 arasında sefere çıkan, John Davis, Grönland’ı keşfetti. Körfezin batı kıyısına varmayı başaran Thoman Buthon 1613’te Roes Welcome Boğazını buldu. Kuzeybatı Geçidini bulma çalışmaları 18. asır sonlarına doğru azaldı. Geçidi bulma seferleri 19. yüzyılda tekrar başladı. Yapılan seferler neticesinde Regent Körfezi, Boothia Körfezi bulundu ve Amerika kıtasının kuzey kıyıları ile Kuzey Kutup Takımadalarının büyük bölümünün haritası çıkarıldı. 1906’da Bering Boğazını aşan Kuzeybatı Geçidinden gemisiyle ilk olarak Roald Amundsen geçti. 1940-42 arasında ve 1944’te Henriy A. Larsen Bellot Boğazı yoluyla doğu-batı yönünde geçitten geçmeyi başardı. 1954’te Kanada buzkıranı, 1969’da ise bir gemi tarafından iki defa açıldı.<br />
<br />
Yirminci yüzyılın başlarında Sovyetler Birliği yönetimi, kuzey denizyolunu geliştirmek için, bölgedeki keşif çalışmalarını gözlem ve radyo istasyonlarının sayısını hızla arttırdı. İlmi çalışmalarda buzkıranların yanında uçaklar da kullanılmaya başlandı. Bölgede son olarak 1948’de Foxe havzasındaki üç ada keşfedildi. Bu adalardan biri Prens Charles Adasıdır. Bugün Kuzey Kutup bölgesi tamamiyle keşfedilmiştir. Uçakla çekilen fotoğraflarla, daha doğru haritalar çizilmektedir.<br />
<br />
<b>Fiziki Yapı</b><br />
Kuzey Kutbu bölgesi, çok eski zamanlardan beri buzullarla kaplıdır. Buzulların bir kısmının erimesi ile orjinal yüzey şekilleri ortaya çıkmıştır. Yüksek bölgelerde ortaya çıkan verimli vadiler, kıyıya yakın yerlerde fiyortlar, meydana gelmiştir. Diğer taraftan buzulların erimesi ile alçalan arazilerin deniz suları ile kaplanması oldukça yüksek kumsalların meydana gelmesine sebeb oldu. Lobrada’dan Ellesmese Adasına kadar uzanan Kanada’nın doğu kesiminde buzulların derinlemesine yarılması neticesinde fiyortlar ve yüksekliği 1800 m’yi aşan dağlar meydana gelmiştir.<br />
<br />
Gevşek tortul kayalarından meydana gelen bölgelerde geniş düzlükler vardır. Bu düzlükler engebesiz ve çok sayıda sığ gölle kaplıdır. Sibirya’nın kuzeydoğusunda ve Alaska’da yüksek dağlar vardır. Çeşitli sıradağların yüksekliği 3.000 metreyi aşan dorukları mevcuttur. Büyük ırmaklar dağlar arasındaki geniş havzalardan akar. Kuzey Kutup bölgesinin toprak yüzeyinin beşte ikisi devamlı buzullarla kaplıdır. Bölgenin en büyük buzulu olan Grönland’ın kuzey-güney doğrultusunda uzunluğu 2526 km, genişliği 965 km’dir. Buzulun kalınlığı 1525 metredir. Grönland Adasının % 85’ini kaplar.<br />
<br />
<b>İklim</b><br />
Kuzey Kutup bölgesinde iklim, bölgelere göre büyük değişiklik gösterir. Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus çevresinde kutup deniz iklimi; Alaska’nın kuzeyi, Kanada ve Sibirya’da kutup kara iklimi hüküm sürer. Kutup deniz ikliminde kar yağışı bol olup, kışın ısı nadir olarak düşük olur. Kışın fırtınalar ve sert rüzgarlar eser. Kutup kara ikliminde kışlar çok soğuk olup, kar az yağar. Bu iklimin hakim olduğu yerlerde yazın sıcaklığın 26.5°C’ye yükseldiği olur. Havanın güneşli ve sakin olduğu görülür sıcak dönemler yaşanırsa da, bu havaların arkasından sık sık fırtınalar gelir. Kutup bölgesinin kışları soğuk, uzun ve açık geçer. Arasıra çıkan fırtınalar sırasında hava kısa süreyle ısınır.<br />
<br />
<b>Bitki Örtüsü ve Hayvanlar</b><br />
Kuzey kutup bölgesinde iki ana bitki örtüsü kuşağı bulunmaktadır. Bölgenin sınırı olan orman hattının güney kısmında kalan bölge kutupaltı bitki örtüsü, kuzey kısmında kalan bölge ise tundralarla kaplıdır. Bu bitki örtülerini birbirinden ayıran orman hattında da beyaz ladin, kara ladin, çam, köknar ağaçları vardır. Bölgenin ılıman kesimlerinde bodur çalılar, söğüt, kuş, ağaç, ardıç ve kızılağaç yetişir. Bazı yerlerde çalılık ormanlar geniş alanları kaplamaktadır.<br />
<br />
Kuzey kutup bölgesinde hayvan türleri zengin olmamakla birlikte geniş hayvan sürüleri vardır. Bu sürülerden çok yaygını ve en çok bilineni yaban geyikleri ve onların ehlileştirilmiş türü olan Ren geyiğidir. Diğer kutup hayvanları; kutub ayısı, kutup faresi, yaban mandası, yaban keçisi, kutup tilkisi, gelincik, kartavuğu, karbay kuşu, kenevir kuşu, kuyruk kakan, karagözlü yunko, ördek ve kazdır.<br />
<br />
<b>Nüfus ve Sosyal Hayat</b><br />
Kuzey Kutup bölgesinde değişik etnik gruplar yaşamaktadır. Bölgenin batısında Eskimolar yaşar. Geçimlerini balıkçılık ve avcılıkla sağlarlar. Eskimoların büyük bölümü toprağın altına yapılmış evlerde otururlar. Bölgenin doğusunda yaşayan etnik grupların en büyük özelliği avcılığın yanında Ren geyiği besiciliği ile uğraşmalarıdır. Bu grupların başlıcaları Laplar, Komiler, Mansiler, Hantılar, Yakutlar, Tungunlar, Koryaklar, Çukçiler, Yuitler, Aleutlar ve Evenlerdir.<br />
<br />
Günümüzde 60° kuzey enleminin kuzey kesiminde kalan Rus topraklarında beş milyondan fazla insan yaşar. Buralardaki şehirlerin çoğunun nüfusu yüz binin üzerindedir. Amerika kıtasında kalan topraklarda ise nüfus çok düşüktür. Kanada ve Alaska’da nüfusun büyük bölümü kutup altı bölgede yaşamaktadır. Nüfusun hızla arttığı Grönland ile Svalband’da şehirlerin çoğunun nüfusu on binin altındadır.<br />
<br />
<b>Ulaşım</b><br />
Kuzey Kutub bölgesinde iklim şartlarından dolayı karayolu az olup, ısının sıfırın altında olmasından dolayı muhafazası da çok zordur. Yollar yavaş yavaş kutuba doğru geliştirilmekte ve karayolları, demiryolları yaygınlaşmaktadır. Ulaşım daha çok küçük uçaklarla yapılır.<br />
<br />
<b>Ekonomi</b><br />
Tarım yapmanın mümkün olmadığı Kuzey kutup bölgesinde halk geçimini daha çok denizden sağlamaktadır. Bölgede bulunan tabii kaynaklardan faydalanmak gayesiyle yapılan çalışmalar ekonomide bazı değişmelere sebeb oldu. Kuzey Amerika, Rusya Federasyonu ve Japon şirketleri bölgede başta petrol olmak üzere çeşitli madenler çıkarmaktadırlar.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/">Coğrafya Dünyası</category>
			<dc:creator>Damla</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.ircdforum.net/cografya-dunyasi/15238-kutuplar.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
