Yanıt: Karanlığa esir edilmiş maddenin kurtuluşu
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Yine aynı ifadelerde geçen “hayal süratinde” tabiri ise “Esir” maddesinin (Karanlık Madde) ışıktan daha yüksek hızlarda hareket edebilme kabliyetine de vurgu yapar.
1970'li yıllarda Washington Carnegie Enstitüsü'nden Vera Rubin ve arkadaşları yaptıkları bilimsel deneylerde yıldızların hızlarının düşmek yerine sabit kaldıklarını ortaya koyarak karanlık maddenin varlığını bilimsel olarak da ispat etmiştir.
Bilim adamları Magellan Bulutsusunda bir yıldızın yavaşça parladığını ve yavaşça da parlaklığını yitirdiğini gözlemlerler ve bu olayı “Karanlık Madde”nin varlığı için delil gösterirler.
Bilim adamları kendi çekirdekleri etrafında dönen galaksilerin sadece çekirdeğin çekim kuvvetiyle değil “karanlık madde” olarak anılan maddenin çekim kuvvetiyle dağılmaktan kurtulduğunu ortaya koymuşlardır.
Galaksilerin hareketlerini, galaksi kümelerinde bulunan sıcak gazların varlığını da “Karanlık Madde”nin varlığına delil olarak gören bilim adamları, galaksi hareketleri için karanlık maddenin çekimine ihtiyaç olduğunu bilimsel delillerle ortaya koymaktadırlar.
Yine bilim adamlarına göre, galaksi kümelerinin etrafında bulunan sıcak gazlar da “Karanlık Madde”nin çekim kuvvetinden kurtulamadıkları için galaksi kümesini terk edememektedirler.
Bediüzzaman bu kanıtların benzerlerini çok önceleri kullandığını aşağıdaki ifadelerden açıkça anlarız:
“Evet, senin gibi aklı gözüne inmiş ve gözüne perde çekilmiş adamlara söz anlatmak ve bir şey göstermek elbette müşküldür. Fakat, hak o kadar parlaktır ki, körler de görebildiği için biz de deriz ki: Fezâ-i ulvî, bilittifak esir ile doludur. Ziyâ, elektrik, hararet gibi sâir seyyâlât-ı latîfe, o fezâyı dolduran bir maddenin vücuduna delâlet eder. Meyveler, ağacını; çiçekler, çimenlerini; sümbüller, tarlalarını; balıklar, denizini bilbedâhe gösterdiği gibi; şu yıldızlar dahi, bizzarûre, menşe'lerini, tarlasını, denizini, çimengâhının vücudunu aklın gözüne sokuyor.
Esirden yapılmış; elektrik, ziyâ, hararet, câzibe gibi, seyyalât-ı lâtifenin medârı olmuş ve hadîste “Sema, dalgaları karar kılmış bir denizdir.” işaretiyle, seyyarat ve nücumun harekâtına müsaid olmuş ve Samanyolu denilen mecerretü's-semâ'dan tâ en yakın seyyareye kadar, muhtelif vaziyet ve teşekkülde yedi tabaka, herbir tabaka âlem-i Arzdan, tâ âlem-i Berzaha, âlem-i misâle; tâ âlem-i âhirete kadar birer âlemin damı hükmünde birer semanın bulunması, hikmeten, aklen iktiza eder. (31. Söz)
Bediüzzaman’ın 12. Lema’da Modern Bilimin Karanlık Maddeyi ispat için kullandığı “çekim (cazibe) ve itim (dafia)” terimlerini daha o dönemlerde, Esir maddesinin varlığını ispat için kullanması ise oldukça ilginçtir:
“Fennen ve aklen, belki müşahedeten sabittir ki, ecrâm-ı ulviyenin câzibe ve dâfia gibi kanunlarının rabıtası ve ziya ve hararet ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin nâşiri ve nâkili, o fezayı dolduran bir madde mevcuttur.” (12. Lema)
Karanlık maddeyi ortaya koyabilmek için yapılan bilimsel çalışmalardan birisi olan “çekimsel mercek olgusundan” tam da bu noktada bahsetmekte yarar var sanırım.
Bildiğimiz gibi güneş ışınları dünyaya gelene kadar epey bir yol kateder. Eğer karanlık madde ışık fotonlarını nakletmeyen bir madde olsaydı belki de hayat da devam etmeyecekti.
Ancak ışınlar farklı maddelere çarptıklarında bükülmektedirler haliyle. İşte çekimsel mercek olgusu yöntemiyle bu bükülmeye sebep olan maddelerin bir haritası çıkarılabilmektedir. Bu yöntemle “karanlık maddenin” varlığı da tespit edilebilecektir.
|