![]() |
|
|
||
Kıskançlığın cinsiyeti yok. Ama toplum uzun süre “erkek kıskanır, kadın nazlanır” diye kodladı. Gerçekte iş öyle yürümüyor.
Erkekler genelde sahiplenme ve rekabet üzerinden kıskanır. “Başka biri onun ilgisini çalar mı?” korkusu daha görünür olur. Beden dili, ses tonu değişir, daha korumacı, bazen saldırgan tavır çıkar. Çünkü erkeklere “kızma, güçlü ol” denerek duygu bastırmayı öğrettiler. Kıskançlık da bastırılamayınca kontrol etmeye dönüşüyor. Kadınlar ise genelde bağ üzerinden kıskanır. “Benim yerimi doldur mu, artık beni seçmez mi?” kaygısı daha baskın. Daha çok konuşur, sorar, detay ister. Çünkü kadınlara “ilişkiyi sen yürüt” sorumluluğu yüklendi. Bu yüzden kıskançlık, onlar için erken uyarı sistemi gibi işliyor. Ama biyoloji değil, öğrenme belirliyor bunu. Güvenli bağlanan erkek de kadın da kıskançlığını yönetebiliyor. Güvensiz bağlanan herkes abartıyor. Yani mesele X kromozomu değil, çocukken öğrenilen “sevilmek için ne yapmalıyım” kalıbı. Sağlıklısı şu: Ne erkek “kıskanmak benim hakkım” deyip boğmalı, ne kadın “kıskanırsa seviyordur” deyip normalleştirmeli. Kıskançlık sinyaldir, ehliyet değil. “Şu durum beni rahatsız etti” diyebilmek lazım. Cinsiyet fark etmeksizin. Kim daha çok kıskanmalı? Kimse. İkisi de aynı oranda konuşmalı. Kıskançlık yarış değil, ilişkiyi ayakta tutma meselesi. |
||
| Yer İmleri |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk) | |
|
|