| 15 Ekim 2026, 00:25 | |
|
[Only registered and activated users can see links. ] Bir Çift Gözün İçinde Kaldım Ben… Bazı sevdalar vardır; insanın kalbine girer ama ömrüne sığmaz. Bir çift göz tanıdım ben… Öyle sıradan, bakıp geçilecek gözlerden değildi. İçinde gecelerin sustuğu, kelimelerin anlamını yitirdiği, insanın kendinden bile sakladığı nice duygunun sessizce yaşadığı iki ayrı dünyaydı. İlk baktığımda ne gördüğümü bilmiyordum; yalnızca o gözlerin içinde kendime ait, yıllardır aradığım bir şey bulmuştum. Sanki ruhum, bedenimden önce tanımıştı o bakışı. Sanki ben o gözlere ilk defa bakmıyor, çok eskiden yarım kalmış bir hikâyeme yeniden dönüyordum. İnsan bazen bir yüzü sever, bazen bir sesi… Bazen bir gülüşe tutunur, bazen de bir çift gözün içinde kaybolur. Ben kayboldum. Hem de yolumu bulmak için hiç çaba göstermeden… Çünkü bazı kayboluşlar vardır ki insan orada kalmak ister. Dünyanın bütün yolları önüne serilse bile çıkıp gitmeye gönlü razı gelmez. Benim yolum o gözlerde son buldu. Kalbim, kendine bir yurt ararken hiç bilmediği bir bakışın içine yerleşti. Sonra o gözlerin bir de kokusu vardı… Evet, yanlış duymadınız; bir çift gözün kokusu olur mu demeyin. Bazı insanların kokusu burnunuza değil, doğrudan ruhunuza işler. Bir yağmurun toprağa ilk değdiği an gibi, eski bir mektubun arasından çıkan hatıra gibi, gecenin bir vakti ansızın akla düşen ve insanın içini titreten bir özlem gibi… Onu görmeseniz de hissedersiniz. Yanınızda olmasa da varlığını duyarsınız. Bir sokaktan geçerken, bir şarkının ortasında, hiç beklemediğiniz bir anda içinize doluverir. Sonra anlarsınız ki özlemek, yalnızca bir insanı aramak değilmiş; onun dünyanızda bıraktığı kokuyu, sesi, bakışı ve hiç yaşanmamış ihtimalleri de aramakmış. Ben o gözlerin içinde bir sevda büyüttüm. Kimseye anlatamadığım, anlatmaya kalksam kelimelerin yetmeyeceği bir sevda… Herkesin aşk dediğine ben biraz dua, biraz hasret, biraz da içimde taşıdığım sessiz bir yara dedim. Çünkü benim sevdamın içinde kavuşmak kadar kavuşamamak da vardı. Bir gün elini tutmanın hayali kadar, o ele hiçbir zaman dokunamayacağımı bilmenin hüznü de… İşte insanı en çok da bu yoruyor. Birini sevmek değil, onu sevdiğin hâlde ona ulaşamayacağını bilmek… Kalbin bütün yollarını bir insana çıkarırken hayatın bütün kapılarının yüzüne kapanması… İçinde binlerce cümle biriktirip bir tekini bile gerektiği gibi söyleyememek… Bazen bir çift göze bakıp saatlerce konuşmak istersin de yalnızca susarsın. Çünkü bazı duygular dile geldiğinde eksilecekmiş gibi gelir insana. Söylesen ne değişecek? Adını koysan hangi mesafe kısalacak? Kalbinin bütün hakikatini anlatsan, kader sana bir yol açacak mı? Açmıyor bazen kankam… Hayat, insanın en çok istediği şeyi en çok özleyeceği yere koyuyor. Ve sen, bir başkasının gözlerinde kendine ait bir dünya bulduğun hâlde o dünyada yaşayamayacağını öğreniyorsun. Uzaktan bakıyorsun. İçinden bin kez gidip bin kez geri dönüyorsun. Bir yanın, belki bir gün diyerek umutlanıyor; öteki yanın, olmayacağını bildiği hâlde o ihtimali kalbinden söküp atamıyor. Çünkü akıl, bir sevdanın imkânsız olduğunu anlayabilir ama kalbe bunu anlatmak kolay değildir. Kalp takvim bilmez. Mesafe ölçmez. Olmayacak şeylerin listesini tutmaz. O, bir bakışta kendine ait sandığı şeyi yıllarca içinde taşıyabilir. Sen hayatına devam edersin, insanlar seni gülerken görür, konuşurken duyar, hatta her şeyi unutmuş sanır. Oysa kimsenin bilmediği bir yerde, bir çift göz hâlâ duruyordur. Kimsenin göremediği bir köşede, o gözlerin bıraktığı koku hâlâ tazedir. Bazen gecenin en sessiz saatinde birden hatırlarsın. Nasıl baktığını, gözlerinin içinde nasıl bir anlam sakladığını, sana ne hissettirdiğini… Sonra kendi kendine sorarsın: “Acaba o da bir gün beni böyle hatırlıyor mudur? Hiçbir sebep yokken aklına düşüyor muyum? Bir şarkıda, bir rüzgârda, bir akşamüstünde benim de gölgem geçiyor mudur içinden?” Cevabını bilemezsin. Belki hatırlıyordur, belki de çoktan unutmuştur. Belki o bakışta senin gördüğün sevdayı o hiç görmemiştir. İşte özlemin en ağır tarafı da budur: İnsan yalnızca birine kavuşamamaktan değil, onun kalbinde ne kadar yer tuttuğunu hiçbir zaman bilememekten de yorulur. Yine de sevmişsindir. Hem öyle böyle değil… İçinde bir ömür saklayacak kadar, adını duyduğunda susacak kadar, bir başkasına anlatırken sesin değişecek kadar sevmişsindir. Belki de hiçbir zaman senin olmayacak birini, kendi kalbinin en güzel yerine koymuşsundur. Bu yüzden ona kızamazsın. Kendine de kızsan fayda etmez. Çünkü insan bazen seçmez sevmeyi; bir bakış gelir, bir şey değişir ve sen artık eski sen olmazsın. Zaman geçer. Günler birbirini kovalar. Mevsimler değişir. İnsan, alıştığını sanır. Ama bazı özlemler alışmakla eksilmez; yalnızca insanın içine yerleşmeyi öğrenir. Eskiden canını yakan şey, zamanla sessiz bir sızıya dönüşür. Eskiden gözlerini dolduran hatıra, bir gün boğazında düğümlenir. Artık her an ağlamazsın ama bazı geceler vardır ki bir çift göz, bütün ömrünü yeniden önüne serer. Ve sen anlarsın… Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, içimizde hiç kapanmayacak bir pencere açmak için girer. O pencereden bazen umut, bazen hüzün, bazen de geçmişte bıraktığımız kendimiz görünür. Onlar gider, belki yollar ayrılır, belki bir daha karşılaşılmaz. Ama bir bakışın insanda bıraktığı iz, yolların ayrılmasıyla silinmez. Ben hâlâ o gözleri düşünüyorum demeyeceğim. Çünkü düşünmek, isteyerek yapılan bir şeydir. Benimki biraz başka… Bazen hiç aklımda yokken bir koku geliyor içime, bir sessizlik çöküyor üzerime, dünya bir anlığına yavaşlıyor. İşte o an anlıyorum; bazı sevdalar bitmiyor, yalnızca insanın içinde konuşmayı bırakıyor. Ve ben o gözlerin içinde, belki hiç yaşanmayacak bir hikâyenin en güzel cümlesi olarak kaldım. Ne kavuşabildim ne de bütünüyle vazgeçebildim. Ne unuttum diyebildim ne de bekliyorum diye kendimi kandırabildim. Çünkü beklemek bazen bir kapının açılacağına inanmak değildir; o kapının açılmayacağını bile bile, ardında bıraktığın duyguyu incitmeye kıyamamaktır. Şimdi biri bana aşk nedir diye sorsa, uzun uzun anlatmam. Bir çift göz derim… İçine bakınca kendini bulduğun, uzaklaşınca kendinden bir şeyleri kaybettiğin, kokusunu bir ömür unutamadığın bir çift göz. Ve o gözlere kavuşamayacağını bildiğin hâlde, başka hiçbir bakışta aynı dünyayı bulamadığın bir sevda… Sonra susarım. Çünkü bazı hikâyeler anlatılınca bitmez; yalnızca insanın içindeki hüznün adı konur. Benim hüznümün adı da o gözlerdi. Ve belki de bu dünyada en ağır ayrılık, bir insandan uzak kalmak değil; onun gözlerinde bulduğun kendine bir daha hiçbir yerde rastlayamamaktır. Son söz… Bir çift göz bıraktın içimde, ne gece silebildi ne zaman… Her kokuda sana döndü ruhum, her sessizlikte adın oldu hicran. Sen belki hiç bilmedin; ben sana kavuşmayı değil, seni özlemeyi bile bir ömürlük sevda sandım. Şimdi ne yolum sana çıkıyor ne de kalbim senden geçiyor… Ben, sana varamayan bütün yolların sonunda, hâlâ o gözlerin içinde bekliyorum. Devamı ileride ..... Benzer Konular:
Son düzenleyen: Kaf Dağı; 15 Ekim 2026, 00:57. |
|
| 15 Ekim 2026, 01:00 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Kalemine yüreğine sağlık çok güzel
__________________
|
|
| 15 Ekim 2026, 01:13 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
yazan kaleme kelama bin maşalah
|
|
| 15 Ekim 2026, 07:50 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz. |
|
| 15 Ekim 2026, 12:57 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Kalemine sağlık
|
|
| Yer İmleri |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 2 (0 üye ve 2 konuk) | |
|
|