Slovenyalı filozof Alenka Zupancic, Komedi: Sonsuzun Fiziği (Metis, 2011) isimli kitabında genelgeçer komedi tahlillerinin aksi istikametinde bir teorik zemin kurarken, alışıldık komedi tariflerini elden geçirip düzelterek insanın “sonsuzluğu” üzerinden yeni bir paradigma denemesi yapıyor. Bugün teorik alanda komedi, daha çok insanın sonlu bir varlık olduğu, dolayısıyla komedinin bize bu sonluluğu ima ettiğini ifade eder. İfade etmek yanında aynı zamanda söz konusu “hümanist” yaklaşım sonsuzun imkânsızlığını da vurgulamış olur ki bu da sonsuzu ve imkânsızı düşünce alanından çıkarmak anlamına gelir. Bu elbette liberal ve hümanist alçakgönüllülüğün altında yatan önerme özetle şöyle: “Bizler sonlu yaratıklar, ölümlü varlıklarız ve hayatımız da mükemmel değil. Sonsuzun peşinde koşmak yerine bu varlığımızı kabul edip ona göre yaşamalıyız.”
Oysa Zupancic, -aşkın ve dolayısıyla metafiziğe gönderme yapan bir sonsuzluk düşüncesinde olmasa da- insanın hiçbir zaman sonlu olmadığını, aksine insanda içkin olan bir sonsuzlukla imkânsızı mümkün kılacak bir çekirdeğin olduğunu vurgular. Buna göre insan hiçbir zaman sadece insan değildir. Tam aksine insanlık durumunun kendisi insanın sadece insandan ibaret olmadığını, onun sonsuzlukla, evrenselle temas içinde bulunduğunu söyler. Trajedide sonlu insanla sonsuz evrenselin karşılaşması, komedide evrenselin somutlaşmasıyla gerçekleşir ki bu da evrenselin sonlu olduğu kadar insanın da sonsuz olduğuna işaret eder.
Zupancic için bir tarafta sonluluğun diğer tarafta da sonsuzluğun olduğu bir ikili sistem yoktur, insan dünyada var oldukça bu ikisi birbiriyle kesişir, yazarın ifadesiyle söylersek aralarında bir “sızıntı” oluşur. Burada söz konusu ikiliğin birbiriyle temas etmesine yapılan vurgunun altında sonluluğu öne çıkaran liberal hümanist ahlâka dönük ideolojik bir karşı çıkış vardır. Zira eğer komedi özelinde sonluluğa vurgu öne çıkarsa, insanın sonsuzluğu göz ardı edildiği gibi siyaseten bir boyun eğmeden de söz edilebilir: Biz bu’yuz, bu kadar. Daha fazlasını yapmaya çalışmanın anlamı yok!
Bu sadece siyasetle sınırlı bir durum da değildir; insanın varoluş kaygılarıyla da ilgilidir. İnsan, kendini “sonlunun içine” kapadığında yeryüzünde, gönlünde ve zihnindeki arayış da sona erer. Liberal ahlâkın o alçakgönüllü önermesi aslında “kibarca” şunu söyler: Boşu boşuna kendini arama.