15 Nisan 2026, 11:49
|
#1
|
|
|
Kıssadan Hisse Anlayana diyelim...
Aşka inancımızın özü en iyi şekilde onu din ile karşılaştırarak gösterilebilir. Her ikisi de benzer yollarla elde edilmeyi bekleyen, kusursuz mutluluk beklentisi taşır. Her biri, alışılmış yaşama yeni bir esinti katarak, kendini günlük karmaşadan kurtulmanın bir yöntemi biçiminde ortaya çıkarır. Eski bayat tutumlar bir kenara itilir ve dünya yeni bir anlamla kaplandığı için farklı bir gözle görülür. Din olayında, tüm enerji bir başka sonsuz gerçekliğe yöneltilmiştir. Tek doğru gerçeklik budur ve tüm fani dünyayı bu gerçeklik sarmaktadır. Aşkta, olağan sınırların bu şekilde açılması hem duyusal, hem kişisel, hem cinsel tutku biçiminde, aynı zamanda da insanın kendini ve dış dünyayı yeni bir biçimde algılaması şeklinde gerçekleşir. Âşıklar farklı görürler ve bu nedenle de hem kendileri farklıdır hem de farklılaşırlarken, yeni gerçekliklerin kapılarını da birbirlerine açarlar. Kendi geçmişlerini açığa çıkarırken kendilerini yeniden yaratırlar, geleceklerine de yeni bir biçim verirler. Aşk “iki kişilik bir devrimdir.” Birbirlerine duydukları aşkı gerçekten kanıtlamaya çalışırken, yollarına çıkanlarla ve ahlak yasalarıyla baş etmeye çalışırlar. Birbirlerinin duygularından esinlenen sevgililer kendilerini dünyevi, ancak kendine özgü bir alanda, yeni bir dünya içinde bulurlar.
Aşk, “model olacak nitelikte bir karşı koyma eylemidir” (Alberoni): Modern aşkın vaat ettiği şey, pragmatik çözümler ve uygun yalanlar üzerinde dönen bir dünyada otantik kalabilme fırsatıdır. Aşk, kendini arayış, gerçekten sana ve bana ulaşma arzusu, bedenleri paylaşma, düşünceleri paylaşma, hiçbir şey saklamadan birbiriyle yakınlaşmak, itiraflarda bulunmak ve affedilmek, anlaşılmak, doğrulanmak ve eskiden olanı ve şimdikini desteklemek, bir yuvaya ve modern yaşamın yarattığı kuşku ve endişelere birlikte karşı konulacağına dair bir güven duygusuna özlem duymaktır. Eğer hiçbir şey güvenli ya da kesin değilse, eğer bu denli kirlenmiş bir dünyada nefes almak bile riskliyse, o zaman insanlar aşkın aldatıcı hayallerinin peşine düşerler, ta ki bu hayaller ansızın kâbusa dönene kadar.
Her zaman her günlük gerçekliğin sağlam sınırlarının ötesine sıçramaya çalışırız. Belleğim beni gençliğime götürmektedir. Bulutları düşünüyor ve onların ötesinde bir öykü düşlüyorum. Bir kitap okuyorum ve kendimi başka bir çağda buluyorum. Kafam, artık ölmüş ve hiç tanımadığım birinin yaşamından sahnelerle dolu. Hiç duymadığım sesler kulağımın içinde. Yaşadığımız olağanüstü deneyimler arasında aşkın farklı bir yeri vardır. Hastalık ve ölümün aksine arzu edilir ve en azından günümüzde kültürümüzde bastırılmaz. Bilinçli ve pratik manipülasyona karşı bağışıklığı vardır ve sipariş üzerine üretilemez. Onu bulmayı arzulayanlar burada, hemen şimdi kurtuluşu ararlar ve “öteki dünya”, kendine özgü bir ses, bir beden ve bir iradeyle bu dünyada bulunur. Din bize ölümden sonra bir yaşam olduğunu anlatır. Aşk ise bize ölümden önce bir yaşam olduğunu söyler
keyifle Saygılar...
|
|
|
|