![]() |
|
|||||||
|
|
Konu Araçları |
|
|
|
|
||
2018 yazında, Rize taraflarında dağların arasına sıkışmış küçük bir köy olan Yanoba’ya, dedemin yanına gittim. Çocukken birkaç kez gitmiştim ama bu sefer her şey farklıydı. [hr]Daha ilk gün dikkatimi çeken şey, köydeki insanların akşamüstü davranışları oldu. Saat ezana yaklaşınca herkes bir anda telaşa kapılıyordu. Tarlada olanlar işini yarım bırakıp dönüyor, çocuklar sert şekilde eve çağrılıyor, kapılar kilitleniyordu. Sanki görünmeyen bir şeyden kaçıyorlardı. Dedeme sordum: “Dede, neden herkes böyle acele ediyor?” Bana uzun uzun baktı. Sonra gözlerini kaçırıp sadece şunu söyledi: “Akşam ezanından sonra dışarı çıkılmaz.” “Niye?” “Çünkü çağırırlar.” “Kim?” Cevap vermedi. Ama o gece, cevabı kendim duydum. Ezan okunduğu anda köydeki tüm sesler kesildi. Bu kadar ani bir sessizlik hayatımda görmemiştim. Köpekler bile susmuştu. Yaklaşık yarım saat sonra, pencereden dışarı bakarken ilk kez duydum. Uzaklardan gelen bir uğultu… Sonra netleşen bir fısıltı: “Gel…” Tek bir kişi değildi. Birden fazla… ama aynı kelime. Dedeme söyledim. Yüzü gerildi. “Perdeyi kapat,” dedi sertçe. “Bir daha da o saatte pencereye bakma.” Ertesi gün köyde Mehmet diye biriyle tanıştım. Benim yaşlarımdaydı. Konuyu ona açtım. İlk başta konuşmak istemedi. Sonra sessizce: “Dereye gitmedin değil mi?” dedi. “Hayır.” “Gitme.” “Niye?” Sadece şu cevabı verdi: “Akşamdan sonra orası onların.” Bu “onlar” kelimesi köyde herkesin bildiği ama kimsenin açıklamadığı bir şeydi. O gece merakıma yenildim. Mehmet’i zorla ikna ettim. Ezan okunduktan sonra dereye gidecektik. Hayatımın en büyük hatasını yaptığımı o an bilmiyordum. Ezan okundu. Köy bir anda karanlığa ve sessizliğe gömüldü. [hr]Arka kapıdan çıktık. Köyün içinden geçerken fark ettik ki gerçekten kimse yoktu. Perdeler kapalı, ışıklar minimumda… sanki herkes saklanıyordu. Dereye yaklaştıkça hava değişti. Bir anda soğudu. Nefes almak zorlaştı. Ve o koku… Yanık gibi… ama odun değil. Daha ağır, daha keskin. Tam derenin kenarına geldiğimizde Mehmet kolumu sıktı: “Orada…” Ağaçların arasında bir şey vardı. İlk başta insan sandım. Ama değildi. Çünkü yürümüyor… Süzülüyordu. Yavaşça bize doğru döndü. Yüzü yoktu. Ya da karanlık yüzünü tamamen yutmuştu. Ve o anda… Fısıltı başladı. “Gel…” Ama bu sefer tek bir yerden değil… Her yerden geliyordu. Mehmet bağırdı: “KAÇ!” Koşmaya başladık. Ama garip bir şey oldu. Koşuyoruz… ama ilerleyemiyoruz gibiydi. Ayaklarımız ağırlaştı. Sanki yer bizi tutuyordu. Fısıltılar çoğaldı. Bu sefer sadece ses değil… Adımlar da vardı. Ama o adımlar insan gibi değildi. Sürüklenen… düzensiz… Dayanamadım, arkamı döndüm. Hayatımda yaptığım en büyük hataydı. Az önce gördüğümüz o varlık artık tek değildi. Onlarcaydı. Ağaçların arasında… suyun üstünde… bazıları ters şekilde… Ama hepsinin ortak bir şeyi vardı: Hepsi bize bakıyordu. Bir tanesi diğerlerinden ayrıldı. Bize doğru yaklaştı. Bu sefer yüzünü seçebildim. İnsan gibiydi… Ama bozulmuştu. Gözleri yoktu. Ağzı normalden çok daha genişti. Ve o ağız hareket etmeden… Aynı kelimeyi söylüyordu: “Gel…” Nasıl kaçtığımızı hatırlamıyorum. [hr]Bir anda kendimizi köy girişinde bulduk. Ve o an… Her şey kesildi. Sesler yok oldu. Hava normale döndü. Sanki az önce yaşananlar başka bir yerdeydi. Dedem kapının önünde bizi bekliyordu. “Gördünüz…” dedi. O gece her şeyi anlattı. “Bu köy eskiden terk edilmişti,” dedi. “Gece çıkan şeyler yüzünden.” “Sonra geri dönüldü… ama onlar gitmedi.” “Ezan onların sınırı… o saatten sonra dışarı çıkanları çağırırlar.” Ertesi gün köyden ayrıldım. Her şey bitti sandım. Ama bitmedi. İstanbul’a döndükten sonra üçüncü gece uyandım. [hr]Saat tam 03:00’tü. Odaya garip bir sessizlik hâkimdi. Sonra duydum. Aynı ses. Ama bu sefer çok yakından. “Gel…” Yatağımdan fırladım. Odamda kimse yoktu. Ama ses… kulağımın dibindeydi. Işığı açtım. Her şey normaldi. Ama o andan sonra anladım: Bu sadece köyle sınırlı değildi. Birkaç gün sonra… [hr]Yine saat 03:00. Bu sefer bir hisle uyandım. İzleniyordum. Yavaşça başımı pencereye çevirdim. Perdenin arkasında bir siluet vardı. Hiç hareket etmiyordu. Sadece duruyordu. Cesaretimi toplayıp perdeyi aniden çektim. Hiçbir şey yoktu. Ama camda… Dışarıdan yapılmış parmak izleri vardı. Mehmet’e yazdım. [hr]“Sen de bir şey yaşıyor musun?” Cevap geldi: “Geç kaldık.” Aradım. Açmadı. Sonra mesaj attı: “Onlar beni de buldu. Gece pencerede duruyorlar. Sakın cevap verme.” O an telefon çaldı. Mehmet arıyordu. Açtım. Ama konuşan Mehmet değildi. Telefondan gelen tek şey… Fısıltıydı: “Gel…” Telefonu attım. Ama ses kesilmedi. Odanın içinden geliyordu. Artık araştırmaya başladım. [hr]Eski kayıtlar, forumlar… Aynı hikayeler. Kaybolan insanlar. Gece çağrılanlar. Ve bir ortak detay: Kapıyı açanlar… geri dönmemiş. Dün gece… [hr]Saat yine 03:00. Bu sefer uyumuyordum. Bekliyordum. Ses geldi. Ama bu sefer farklıydı. Kapıdan geldi. Annemin sesiyle: “Kapıyı aç… benim…” Donup kaldım. Annem başka odadaydı. Ama ses kapının arkasındaydı. Yavaşça yaklaştım. Kapıya kulağımı dayadım. Ve o an… Ses bozuldu. İnsan sesi olmaktan çıktı. Aynı o dere kenarındaki gibi oldu: “Gel…” Geri çekildim. Kapıyı açmadım. Ve o an kapı… Yavaşça tıklanmaya başladı. Bunu yazarken bile o sesi duyuyorum. [hr]Artık eminim: Onlar sadece çağırmıyor. İçeri girmek istiyorlar. Ve ben… Daha ne kadar dayanırım bilmiyorum. Son Kayıt – (Bulunan Metin) Bunu yazıp yazmamak arasında kaldım. Ama eğer biri bunu okuyorsa… demek ki ben artık buradayım. Dün gece olanlardan sonra uyumadım. Kapının başında sabaha kadar bekledim. Hiç açmadım. Sabah olduğunda her şey normal gibiydi. Ama bir şey değişmişti. Ev… aynı ev değildi. Annemle konuştum. Hiçbir şey duymadığını söyledi. Ama bana bakışı garipti. Sanki bir şey söylemek isteyip söyleyemiyordu. Gün boyunca içimde garip bir his vardı. Sanki biri beni çağırmaya devam ediyordu. Ama bu sefer ses dışarıdan değil… İçeriden geliyordu. Akşam oldu. Saat yine yaklaşıyor. 03:00’e. Bu sefer beklemeyeceğim. Çünkü artık anladım. Onlar sadece dışarıdan gelmiyor. Bir şekilde içeri giriyorlar. Ve belki de… Kapıyı açmadan da. (Buradan sonrası, bilgisayarda açık bırakılmış not defterinde bulundu) [hr]Kapı yine çalıyor. Ama bu sefer farklı. Daha güçlü. Daha sabırsız. Ve bu sefer… Sadece kapı değil. Pencere de. Duvar da. Her yerden geliyor. Sesler çoğaldı. Hepsi aynı anda konuşuyor: “Gel…” Ama artık korkmuyorum. Çünkü… İçlerinden biri… Benim sesimle konuşuyor. Eğer bunu okuyorsan… [hr]Ve gece saat 03:00 civarı bir ses duyarsan… Sakın cevap verme. Sakın kapıyı açma. Çünkü ben… Açtım.......... (Bu metin, paylaşan kişinin hesabının son mesajıdır. Mesajdan sonra bir daha çevrimiçi olmamıştır.)
__________________
![]() |
||
| Yer İmleri |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk) | |
|
|