![]() |
|
|||||||
| İnanç Dünyası İslâmiyet'e dair konulara ulaşabileceğiniz dini bölüm. |
|
|
Konu Araçları |
|
|
||
İş hayatında ya da sosyal çevrede verdiğimiz sözleri yerine getirmek için azami dikkat ve özen gösteririz. Bu da sözümüze ne kadar sadık olduğumuzun bir nevi göstergesidir. Peki, Allah’a verdiğimiz sözlerden haberdar mısınız? Ya da bu sözlerinize ne kadar sadıksınız? MÂİDE – 7: “Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve ‘işittik ve itaat ettik’ dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilendir.” Artık biliyorsunuz; bizler fizik vücudumuz, nefsimiz ve ruhumuz olmak üzere üç vücuttan oluşuyoruz. Kur’ân-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, bu üç vücudumuzu da Kendisine teslim etmemiz için bizden söz (yemin) aldığını bildirir. İslam’ın kelime anlamlarından birinin —ve belki de en önde geleninin— “teslim” olması, bu sözlerin önemini açıkça ortaya koyar. Gelin, konuyu biraz daha yakından inceleyelim. Kur’ân-ı Kerim’de ruhumuzun, ölmeden önce Allah’a ulaşmak üzere verdiği söz “misak” kelimesiyle ifade edilir: RA’D 20-21: “Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler) ve misaklarını bozmazlar. Allah’ın, (ölümden önce) Kendisine ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını) O’na ulaştırırlar. Rablerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan korkarlar.” Fizik vücudumuzun Allah’a kul olmak üzere verdiği söz ise “ahd” olarak adlandırılır: YÂSÎN 60-61: “Ey Âdemoğulları! Ben sizden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o, size apaçık bir düşmandır. Ve Bana kul olun; işte bu Sırat-ı Müstakîm’dir.” Nefsimizin tezkiye olmak üzere verdiği söz ise “yemin” olarak geçer: MÜDDESSİR 38-40: “Her nefis, kazandıklarına karşılık rehindir. Yemin sahipleri hariç. Onlar cennetlerdedir.” “Bunları nasıl yerine getireceğiz? Çok zor!” dediğinizi duyar gibiyim. Aslında hiç zor değil. Hatta dünyanın en kolay şeyi. Bu üç sözü yerine getirmenin anahtarı tek bir dilektir: Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. Çünkü bu dileğin sahibi olduğunuzda Yüce Rabbimiz, Rahîm esmasıyla size tecelli eder (Yusuf 53; Nisa 175). Böylece ibadetleriniz size ağır gelmez; aksine zevk ve huşû ile yapılır hâle gelir. Allah’a, O’nun dostlarına ve insanlara karşı derin bir sevgi duymaya başlarsınız. İçinizde tarif edemediğiniz bir huzur oluşur. “Bana ne oldu?” dersiniz. İçinizdeki mutluluğu paylaşmak istersiniz. Aynı Yunus'un Tapduk Emre ile Mevlana'nın Şems ile buluşması gibi, bir dilekle başlayan bu yolculuk, sizi manevi rehberinizle de buluşturur. Ve tüm bu sürecin sonunda ruhunuz Allah’a ulaşır, nefsinizdeki size üzüntü veren afetlerin %51'i temizlenir (nefsin tezkiyesi) ve fizik vücudunuz Allah’a kul olma standartlarına ulaşır. Ne büyük bir müjde değil mi? Neden böyle olur? Çünkü O sizi çok ama çok seviyor ve bir söz vermiştir: ANKEBÛT – 5: “Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir. O; en iyi işiten, en iyi bilendir.” Hepinizin kalpten Allah’a ulaşmayı dileyerek üç yeminini de yerine getirenlerden, böylece hem dünya hem de ahiret saadetine ulaşanlardan olmanızı Yüce Rabbimden niyaz ederim. Allah hepinizden razı olsun. Dr. Abdulcabbar BORAN Fizik Yüksek Mühendisi - Mutasavvıf |
||
| Yer İmleri |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk) | |
|
|