ÖZLEMİN KÜLÜNDE
Bir Sevda...
“Bazı ayrılıklar mesafeyle ölçülmez;
insanın içinde, ömründen daha uzun sürer...”
Özlem, adının ruhuma bıraktığı kadim bir hicrandır; ne vakit sussam içimde bin yıllık bir ayrılık dile gelir,
Seni anmak, geçmişin kapısını aralamak değil; henüz yaşanmamış bütün yarınlarımı birer birer kaybetmektir,
Ben bu sevdayı bir gönül eğlencesi sanarak başlamadım; seni, kendimden vazgeçmenin bile bir anlamı olduğuna inanarak sevdim,
Şimdi hangi hatırana dokunsam, parmaklarıma kavuşamamışlığın soğukluğu siniyor,
Ve anlıyorum ki bazı insanlar gitmez yalnızca; ardında kalanların bütün zamanını da beraberinde götürür,
Ben senden sonra yaşamadım demiyorum; yaşadığım her şeyin içinde, sana ulaşamayan bir tarafım eksik kaldı,
Öyle bir hasret biriktirdim ki içimde, adını söylesem geceler susar, sussam içimdeki bütün geceler konuşur.
Sevda dedikleri, iki yüreğin birbirine meyletmesinden ibaret olsaydı, bu kadar ağır gelmezdi yokluğun,
Ben seni bir ömrün içine sığdırmaya çalışırken, ömrümün sana yetmeyeceğini çok geç anladım,
Bir insanın kalbinde bu kadar derin bir yer edinip nasıl bu kadar uzak kalabildiğini hangi akıl izah edebilir?
Seninle yaşanmamış hatıralarım bile, başkalarının yaşanmış mutluluklarından daha eski geliyor bana,
Çünkü ben seni yalnızca bulunduğun yerde değil, hiç varamadığım bütün ihtimallerimde de sevdim,
Her ayrıntını zihnimin en kuytu odalarına emanet ettim; zamanın bile dokunmaya cesaret edemediği yerlere,
Şimdi gönlüm, kendi içinde hüküm süren bir hükümdarın değil, dönmeyecek bir yolcunun ardından bekleyen viranenin adıdır.
Kaf Dağı'nın ardında saklı bir ülke varsa, bütün yollarını hasretimle aşındırırdım,
Yedi iklim, yedi deniz, yedi ömür geçse de sana çıkan bir ihtimalin peşinden yürürdüm,
Lakin insanı tüketen yolların uzunluğu değilmiş; varılacak yerin kalpte olup hayatta bulunmamasıymış,
Ben sana uzaklığı yıldızlarla ölçtüm, meğer aramızdaki mesafe iki kaderin suskunluğuna sığarmış,
Gökyüzü bütün ihtişamıyla üzerime eğilse de bir tek bakışının yerini dolduramadı,
Çünkü bazı yüzler hatırlanmaz yalnızca; insanın iç dünyasında zamanın geçerliliğini yitirdiği bir çağ olur,
Sen benim için bir hatıradan öte, kavuşmanın bile teselli etmeye yetmeyeceği kadar derin bir özlemsin.
Geceler, içimde sakladığım cümlelerin şahididir; her biri yarım kalmış bir itirafın karanlıkta büyüyen yankısı,
Sana yazmadığım mektuplar var; her satırı söylenmemiş bir hakikat, her susuşu mühürlenmiş bir feryat,
Bir gün okusan, belki anlarsın neden bazı kelimelerin mürekkebi değil, yılların ağırlığı vardır,
Ben içimdeki seni anlatmaya kalksam, lügatler kifayetsiz kalır, en eski şiirler bile kendi anlamından utanır,
Zira senin yokluğun bir boşluk değil; varlığının her köşeye sinip kendisinin hiçbir yerde bulunmamasıdır,
İnsan bazen birini kaybettiği için değil, onunla birlikte kendisinin hangi hâlini kaybettiğini bilemediği için ağırlaşır ömrü,
Ben de kendimi arıyorum hâlâ; senden önceki benle, senden sonra susmayı öğrenen ben arasında.
Sana duyduğum özlem, gelip geçici bir mevsimin kaprisine benzemez; kökleri zamandan eski, dalları yarınlardan uzaktır,
Ne bahar onu bütünüyle yeşertebilir ne de kış bütün izlerini kar altında bırakabilir,
Bir gülüşün düşer aklıma, içimde yıkılmış sarayların duvarlarında kandiller yeniden yanar,
Ardından gerçekliğin soğuk eli dokunur alnıma; bütün ihtimaller birer birer kendi mezarına çekilir,
Ben mutluluğu unuttuğumdan değil, mutluluğun içinde bile sana ayrılmış bir eksiklik taşıdığımdan yoruldum,
Öyle bir bekleyişin içindeyim ki saatler ilerliyor, ömür eksiliyor, fakat gönlüm aynı eşiğin önünde duruyor,
Ve her geçen gün, kavuşamamanın insanı nasıl sessizce yaşlandırdığını biraz daha iyi anlıyorum.
Bir gün adımı hatırlarsan, beni yalnızca seni seven biri olarak anma; ben bu sevdanın içinde kendi sınırlarını tanıyan biriydim,
Ne her susuşumu mağlubiyet say ne de her uzaklığımı unutmanın işareti,
Bazı vedalar dudaklardan dökülmez; insanın bütün davranışlarına, bütün gecelerine, bütün suskunluklarına yerleşir,
Ben sana söyleyemediğim her şeyi içimde taşıdım; çünkü her hakikat, muhatabına ulaştığında hafiflemez,
Kimi sözler vardır, söylendiği an bile geç kalmıştır; kimi kavuşmalar, gerçekleşse dahi kaybedilen zamanı geri getirmez,
Sana kırgınlığımın içinde bile sevgimin izleri duruyor; işte en ağır hüküm, kalbin kendi aleyhine şahitlik etmesidir,
Ben seni unutmaya değil, unutamadığım gerçeği incitmeden taşımaya çalıştım.
Şimdi ne senden bir mucize bekliyorum ne de kaderin eski defterleri yeniden açacağına dair bir hüküm veriyorum,
Yalnızca bilmeni isterim: Her sevda kavuşmakla tamamlanmaz; bazıları insanın ruhunda cevapsız bir hakikat olarak kalır,
Benim payıma düşen, adını her andığımda yeniden başlayan bir hikâyenin sonunu bilmeden yaşamaktı,
Sen belki çoktan başka sabahlara karıştın; ben hâlâ bir zamanlar gözlerinde gördüğüm o uzak baharın izindeyim,
Ve eğer bir gün Kaf Dağı'nın doruklarında rüzgâr sana eski bir ses taşırsa, onu bir tesadüf sanıp geçme,
Belki o ses, yıllarca kendi içine gömdüğü sevgiyi bir türlü susturamayan bir yüreğin son yankısıdır.
“Ben seni bir gün kavuşmak için sevmedim;
kavuşamasam da inkâr edemeyeceğim bir hakikat olduğun için sevdim.”
— Kaf Dağı'nın ardında kalan bir sevda...
27.10.2026
[/CENTER]