![]() |
|
|
||
Alara, sıradan olamayacak kadar güzel görünen havada sokağa adımını attı. Elindeki termostan sıcacık kekremsi bir kahve kokusu yayılıyordu. Uzun zamandır yapmadığı bir şey yapacaktı o gün ve terapiye başlayacaktı. Psikoloji mezunu yakın bir arkadaşı uyarmıştı yıllar önce: “Bak Alara, iki çeşit terapist vardır. Biri seni düşündürür ve iyi gelir; diğeri ise ruhuna tecavüz eder. Kendini huzursuz hissettiğin anda orayı terk etmelisin!” Ne demek istediğini yıllar içinde gittiği terapistlerle anlamıştı. İki türe de denk gelmişti çünkü. Kliniğe vardığı anda onu terapi odasına aldılar. Kısa bir tanışma sohbetinin ardından sizi dinliyorum komutuyla başladı Alara anlatmaya.
– Hocam, yine geldi kucağıma oturdu bu dev. Acaba şu an hangi kutba savruldu ruhum? Ekvatorda nefes alabilmek ne kadar zor benim için bilemezsiniz! Hep bir kutba savruluyorum. Dışarıdan bakan beni çok mutlu sanıyor manik döneme girdiğimde ama içimde kıyametler kopuyor aslında. Öte yandan, rutin hayatıma devam ediyorum diye bir şeyim yok zannediyorlar depresif dönemimde ama içimde bir yerlere ölü toprağı serilmiş gibi hissediyorum. Kimse beni anlamıyor! Dev de böyle dönemlerde büyüdükçe büyüyor! Bazen neden doğduğumu bile sorguluyorum, biliyor musunuz? Bu hayat çok yorucu…. Hayatım böyle geçti, geçiyor ve geçecek, farkındayım. Alice’in iksiri gibi benim de o devi küçültecek iksirlerim var, biliyorum. Ama ona dev olmasına neden olacak keki ben mi yediriyorum bundan emin değilim. İçimdeki kuytu köşelerden bir ses duyuyorum “Sev onu, o zaman devleşip ruhunu ezemeyecek” diyor ama ses öyle uzaktan ve kısık geliyor ki iksirlerin lıkır lıkır sesinden mi yoksa mesafenin fazlalığından mıdır bilmem bazen o fısıltıyı duymakta çok zorlanıyorum. Etini kırk parçaya bölen sevdiği adama Lokman Hekim olma gücünü bahşeden Şahmeran gibi hissediyorum kendimi onu sevmeye çalışırken. Feda-kar-lık yaparken hangimiz kar elde etmiş oluyor ben onu sevince? Feda olan hangimiz peki? Velhasıl karıştım iyice hocam! Bir yol bulmalıyım, yoruldum ataklardan ama bunca yıl sonra dahi boyutları ve konumu değişen bu arkadaşla nasıl orta yol bulacağımı tek başıma bulamıyorum! Terapist dikkatle baktı Alara’nın yüzüne ama Alara ona bakıp bakmadığından emin olamadı. Şöyle bir saatini kontrol etti terapist. Bacak bacak üstüne attı. Bir anda “Hmmm anlıyorum. Peki sizi terapiye getiren neden nedir?” cümlesi döküldü dudaklarından. Alara dondu kaldı! Onca şey söylememiş miydi daha bir dakikadan az zaman önce? Ruhunda bir acı hissetti o anda. Onu anlamayan ve hatta dinlemeyen birinin karşısında ne işi olabilirdi ki? Alara çıkıp gitmeye karar vermişti. Bunca kalabalığa rağmen neden bu odada olduklarını anlayamamış mıydı sahiden terapist olarak? Karşısındaki onu hiç dinlememiş gibi hissetmişti, içinde bir yer kırıldı o anda. Belki de bu odada terapistiyle değil de ruh tecavüzcüsüyle oturuyordu! Kafası karıştı. Sustu. Sustular. Sessizlik çok da uzun sürmedi. Terapistin sessizliğe tahammülü olmasa gerek, bir anda “Evet, sizi dinliyorum.” Cümlesi döküldü dudaklarından. Çıkıp çıkamayacağını sormakla yetindi Alara. “Nasıl isterseniz” dedi terapist buz gibi bir sesle. Alara’nın içinde bir yer daha fazla kırıldı o anda. Anlaşılamamıştı ya da anlatamamıştı. Oysa içini dışı yapabilseydi, terapi yapması beklenen kişi de fark edebilirdi fırtınanın yaklaşmakta olduğunu. Belli ki doğru adreste değildi. Alara, teşekkür edip ayrıldı odadan. Ödemeyi yapıp kliniği terk etti. Kulaklıklarını takıp müzik uygulamasından Alice Harikalar Diyarında’nın film müziklerinden birini açtı. Kucağında oturan dev, sanki Alara odadayken daha da ağırlaşmış gibiydi. O, sadece anlaşılabilmek ve atak dönemleriyle baş edebilmek istiyordu halbuki! Fısıltılar müziğe aldırmadan ve seslerini birer seviye yükselterek başladılar yine: “Sev onu, iksirleri içir, inan ki küçülecek! Sev onu!” Bu fısıltıların kaynağını hatırlamak istedi ama başaramadı. Kendi içindeki sokakları, dışındakilerle aynı anda arşınlarken bir anda yağmur başladı. Yanında şemsiye yoktu. Şaşkınlıkla baktı bir an ama sonra gülümsedi. “Ey Yaradan, beni böyle bir hastalıkla neden yolladın bilmiyorum ama her günüm duygu sağanağında şemsiyesiz geçiyor. Biraz da meteorolojik yağmurda ıslanayım, eyvallah!” dedi. Ellerini iki yana açıp başını yukarı kaldırdı ve gözlerini kapattı. Fısıltılar sokağın müziğine karıştı. Sesler giderek netleşiyordu ve yaklaşıyordu. “Sev onu!”, yağmurun ağaçlarda çıkardığı şıpırtı, tentelerde çıkardığı pıtırtı, yerdeki su birikintilerinde çıkardığı şapırtı… Fısıltı netleştikçe ve yaklaştıkça, ses tanıdık bir hale dönüştü. Bu ses, ona teşhis koyan psikoloji öğrencisi arkadaşı Memet Ali’nin sesiydi! Tanı için doktora gittikleri günün gecesinde sohbet ederken kurmuştu o cümleleri: “Sev onu Alara, o seni sen yapan şey! Onu sev ki kendini sevesin!” Bu sohbeti hatırlayınca gözünden inceden bir yaş süzüldü. Memet Ali gideli ne çok zaman geçmişti… Mahşer günü karşılaşıp ona teşekkür edebilmeyi diledi yağmur suyuna karışan gözyaşlarını silerken. Gözlerini açtığında insanların şaşkın bakışlarıyla karşılaştı. Hayatında ilk kez o bakışlara aldırmadı! Alice-Aynanın İçinden filminden bir replik geldi aklına. Ne demişti Alice, “imkânsızı başarmanın tek yolu, mümkün olduğuna inanmaktır.” Kucağına çöküp oturan devi düşündü. Ona Alice’in keklerinden yedirip kocaman olmasına ortam hazırlayan da iksir içirip küçülmesini sağlayan kendisiydi belki de. Bu soruya cevap bulmalıydı. Ancak o anda üç şeyden emindi; her ne kadar herkes ona o anda deliymişçesine baksa da deli değildi, onu kendinden daha iyi anlayacak bir terapist bulmalıydı ve sevgi bipolar bozukluğu dahi iyileştirebilirdi! Benzer Konular:
__________________
İstemem! Eksik olsun! Tahtlarınız, şanınız, sahte zaferleriniz! Bir tek onurum yeter bana Yalnız ölsem de eğilmem asla!
|
||
| Yer İmleri |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|