![]() |
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Genelev Kadını Ve...
Girdi Sırtında eski bir ceket vardı Bir yerlerden sızmıştı sanki, gün ışığı gibiydi Sarışındı Önce bir süre kapının önünde durdu durdu Gölgelendi, inceldi, beni gördü Pek önemsemedim Baktı, hiç konuşmadı Oysa bir İsa tasviri gibi uçumluydu, güzeldi Yer gösterdim, oturmadı Bir sigara yaktım, ona da verdim Aldı Sigarasını ben yaktım Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından Benim dudaklarıma da geçti Çocuklar gibi kızardım Öteki kızlar gülüştüler Ben kendimi sevdim, güvendim Saçlarımı düzelttim, göğsümü biraz kapadım Bana elini uzattı, ellerimiz birbirine değdi Sıcaktı, inceydi, kıskanırım anlatmaya bu eli Ağır ağır odama çıktık. Girdi Açık pencereyi kapadım Perdeyi çektim Arkamı döndüm, yavaş yavaş soyundum Bileğimdeki saati çıkardım Sigaramı söndürdüm Tam o zaman.. Zaman da değildi belki Önce korkunç bir gözyaşı seli Sonra alabildiğine bir kayalık Kayaların üstünde bir kertenkele Ardından bir ormanın uğultusu Binlerce kanat sesi Sağ elinde bir bıçak Yok, hayır, bıçak da değildi Vuran, ezen, öldüren bir el Ve eller Ve dişler Kendimden geçtim. Bir daha gelmedi, hayır, bir daha hiç gelmedi Ama onunla ben Ne zaman istedimse o zaman yattım. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Gün
O "bir gün" Yuvalanmış sanki içinizde Buğulu cam tıpkı Hiçbir şey görünmüyor Besbelli dışınızdan bakıyor size. Yokuş aşağı, yokuş yukarı Düzlerde, eğrilerde Yansır ondan size her ışık Bırakılmış bir bıçaktan döğüşte. Beklemek, avuntu--bir silah patladı uzakta-- Yakında bir tel koptu Durmanın durgunluğu--yeterse-- Sürsün bir süre böyle--ne çıkar-- Emzirsin içinizi o sonbahar bulutu. Gelecekte, dediniz--ama ne zaman-- Kim bilir, belki de geçmişte Yağmurlardan kalan kimsesizliğin Saklıdır acısı o "bir gün" de "Bir gün" buluşuruz--çok iyi-- :Bir gün" dü, hani nasıl--silinti-- Gerisi döküntü günler Ola ki beslemekte "bir gün"ü hepsi -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Mektup Atanın
Bir mektup atanın o mektubu attıktan sonraki şaşkınlığı İzlemekse bir bakıma Yol aldığını mektubunun Bakar dururum ben de ardından. Sana söylüyorum yalnız O ben ki her türlü bakışların tarihini Öğrendim gözlerini hiç değiştirmeyen bir kaptandan. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Meyhane Garsonu
İşte Isınmış parke yolun kokusu Demek ki ben mutsuzum Tuhaf bir su içmişim de sanki içim görünüyor Gözlerim buzdan İçimde yaz kırıkları. Eklemek gerek Büyümesi gibi bir salyongozun Yıllarla değil, yıllarla değil Saniyelerle kıvrılmıştır kabuğum. Aynalıpasaj'ı geçtim Geçerken sağlı sollu aynalara baktım - her günkü gibi - Vitrinlere baktım, düğmelere, fremuarlara Yukardaki taş heykelciklere baktım Bakmasam ne yapacaktım, açılıp kapanmaya başladı dudaklarım Gözkapaklarım Açılıp kapanmaya Açılan kapanan çözülen Ne varsa duyuyordum kendimde Balıkpazarı'na saptım. Ben balıkpazarı'na sapınca Dünyada sayılmayan bir adamdım Nasıl duruyorsa gökyüzü sayılmadan Boylu boyunca bir duvar Ve uzay nasıl duruyorsa - Uzay ki mutluluktur Ele geçmeyen bir sonsuzluktur uzay - Ben masallara şunu bunu taşırdım. Oldukçe dar bir sokağa gelince durdum Karşıdan karşıya çamaşırlar asmışlardı Mor, pembe, beyaz çamaşırlar Kızgın yaz güneşinin altında Hoşlandım Anahtarı kilide soktum, bundan da hoşlandım Çevirdim bir iki kez, kapı titredi Ben de titredim Dükkanı açtım. Karşıki evler çoktan uyanmıştı Hemen herkesi az çok tanırdım İki kocakarı, levanten, dama oynuyorlardı gene camın önünde Çinko balkonda bir kız çocuğu ağlıyordu Oydu Bir satıcıya sesleniyordu, oydu Besbelli yeni uyanmıştı, saçları dağınıktı Zayıftı, sürekliydi, değişmiyordu Sesi inceydi, isterikti Saate baktım dokuz buçuktu. Ne yaptım da ben, daha sonra ne yapacaktım Önce helaya girdim, bir süre helada kaldım Terledim, adını bilmediğim bir kokuyla koktum Mutfağa girdim Patatesleri soydum yıkadım Domatesleri salatalıkları Soydum yıkadım Muska böreği sardım kaldırdım Bira kasalarını, boş şişeleri Dükkanın önüne çıkardım Camları sildim, ortalığı süpürdüm Sonra bir iskemleye oturdum Orda yüz binlerce cinayeti ben Ve intiharı Bir mutluluk gibi dışımda duydum. Evet, gelirdi Ruhi Bey mi dediniz, evet, gelirdi. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Olay: Ruhi Bey Ve Gülcünün Ölümü
Bir kara parçası sanır insan Düştü mü başı derde Kendini açık denizlerde. Şimdi bir kıyı bile değil Bir ufuk çizgisi bile değil Yalnızca ölü Sabaha doğru yağan karın altında Kıvrılmış kalmış Besbelli tutunmak istemiş boşluğa Kolları havada Sıkmış avuçlarıyla bir demet gülü Yayılmış gövdesine bir gülümseme Ve çevresine Taş binalara, karanlık pencerelere Kefeni kardan ve gülden. Polis arabası kapıya geldiği zaman Giyimevlerini, mezecileri, postaneyi geçerek geldiği zaman Arka sokaklardaki birkaç kiliseyi Cenaze levazımatçılarını ve Bin dokuz yüz yirmi sekiz modasına göre giyinmiş bir kadının bir anlık ölüsünü Geçerek geldiği zaman Bir kamyon et boşaltıyorken bir kasap dükkanının önünde, tam o zaman Yüzü sabunlu bir otel müşterisinin elinde traş makinesiyle Pencereden sarktığı zaman. Polis arabasını görmeden önce Her yanı aynalarla çevrili bir meyhanedeydim Sırçaları dökülmüş aynalarla Parça parça görüyordum kendimi Dışarda kar vardı, kirli kar Isınmak için konyak içiyordum - Isınmak için mi dedim, tuhaf - Dışarda kar vardı Saat dokuzu on geçiyordu, Balıkpazarı'nın her günkü sabahı Yıllardır hep aynı sabah İri bir kayabalığının içbükey karnı Ve binlerce, on binlerce kedinin hep birden Kente hiç uymayan bir yaratık gibi kımıldandığı O sabah. Polis arabası kapıya geldiği zaman Aynalıpasaj'ın düğmecileri, gömlekçileri Yüzükçüleri, bilezikçileri, tuhafiyecileri Dükkanlarını açık unuttukları zaman Ve dükkanların üstündeki heykelciklerin Bir yas törenine hazırlanır gibi Anlatımlarını değiştirdikleri zaman Balıkçıların balıkların karşısında en iyi durdukları zaman Ayakta çay içtikleri zaman Mermer masaların altından yorgun gövdeleriyle Çıktıkları zaman serserilerin Ve Pasaj temizlenmeye ve karlar kürenmeye başladığı zaman Masmavi iki yengeç gibi bakmaya başladığı zaman gözleri garson Vasil'in Tam o zaman. Polis arabası kapıya geldiği zaman Üç kişi siyah bir otomobilden indiler Üçü de sivildi, ellerinde çantaları vardı Ben meyhanenin penceresindeyim İçerde ve kar içindeydim Bir demet gül içindeydim Güle gömülüydüm Kana. Polis arabası gittiği zaman Demir kapının yanında ölü Gökyüzünü dönemecinin altında Ve yerde bırakmamak ister gibi sözünü Elinde bir demet gülle "Gül, gül" diye acı bir bağırtıyı uzattığı güllerle Ipıslak saçlarıyla buzdan yatağına uzanmış. (O zaman ıhlamur ağaçları kardan görünmezdi. Gözlerim azalırdı, gizlenirdim. Babam koyu kahverengi çizmeleriyle karları ezer ezer ezerdi çakıltaşlarının ayaklarının altında oynaştıklarını duyuncaya kadar. Annem çatı katının yanındaki sivri kuleden gözlerini ayırmazdı, yeter ki gök kanasındı beyaz beyaz ve kocaman bir alabalığın karnı. Uşaklar bir köşeye sinerlerdi, hiç konuşmazlardı, bir kristal sürahi rüzgardan ürperir titrerdi. İniltiye benzeyen bir ses yayılırdı. Karanlığa yapışırdım, bir kapı karanlığına, bir duvar karanlığına, bir yokoluş karanlığına. Ölüm çok uzaklardaydı, o zaman çok uzaklardaydı ölüm.) Sordu Karla kaplı kirli bir cümle Başında kimler vardı? Bir, emekli postacı Hüseyin - Çok adres bildiği için adı pezevenge çıkan - İki, cenaze kaldırıcısı Adem - Çıplak kafalı, ön dişleri çürümüş - Üç, akordeoncu kadın - Hemen hemen hiç konuşmayan, saçları oksijele sarartılmış, Bizanslı bir kehribar taciri gibi şişman, yaşlı ve kızoğlankız - Ve sonra ötekiler Üç Horan Kilisesinin kapıcısı Çingene çalgıcılar, bademciler Lotaryacılar Bir iki garson En geride Çengelli iğne satan bir kız çocuğu. Ve onu kaldırdılar, ben gördüm İkinci konyağımı içtim bitirdim Demir Kapıdan çıkardılar ve gördüm Morg arabasına koydular Kapısını ittiler, kapı kapandı Taraklar, istiridyeler açıldı kapandı Çiçekler titreştiler Bir balıkçı balık doğradı ve tarttı Pencereden çekildim. Günlerdir ilk olarak güldüm, gülümsedim Yıllardır ilk olarak Sanki ilk gözyaşının tarihini buldum, üstünü çizdim. Ve sordu gene Ölümle kaplı o kirli cümle: Siz Ruhi Bey nasılsınız Ben Ruhi Bey nasılım Anladım anladım Ve şimdi iyi biliyorum artık nereye. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Otel Katibi
Anlamadığım şu Ben neden bir otel katibiyim Eskiyim, renksizim, kimsesizim Yontulmuş kalemlerden, sosisli sandviçlerden iğrenirim Papazlardan, homoseksüellerden iğrenirim Kız kurularından ve saldırgan dullardan Ve yaşlı adamların sararmış dudaklarından Ve deli saraylılardan, onların aybaşı kokularından Kendimden kendimden Ve nedendir ki ben Sararmış bir sürahide kirli bir su gibi bekletirim. Günlerden ne? Pazartesi İyi bilirim Ama gün nedir bilmem Çiylerle çiçeklerle çamlarla doldurulmuş gün Göğsü bir martı göğsü gibi denizlere değen Parklarda bahçelerde göz dolduran gün Bir çocuğun gözlerinden gözyaşı içen Sesini bir ayin gibi uzaklardan duyduğum Gün nedir. Kokular vardı ayrı ayrı, ben unutmuşum Hepsi şimdi bir otelin kokusu Kullanılmış çamaşırların ve bavulların kokusu Ve telefonların ve kapısı açık helaların Ve hasta soluklarının, tozlu yer halılarının Sabahlara kadar yanan ampullerin kızgın Birbirine karışmış, değişmeyen kokusu. Ruhunda kasvetin suyunu buldu Kimdir Olsa olsa bir otel katibidir Bir otel katibi her yerde bir otel katibidir Gözlüklü ve tedirgindir Hiç yıkanmamış gibidir, parmakları sarıdır Ön dişleri çürüktür, avuçları terlidir Yıllar var ki bir kumaş düşler kendine Ve bu yüzden olacak sanki biraz terzidir. Sorarım - ki otel katipleri sorar - bir terlik nedir Terliğin yenisi yoktur Geçmişi yoktur, geleceği yoktur Yeri ve kimliği zaten yoktur Bir terlik bir terliktir o kadar. Bilirim kötünün kötüsü bir oteldir burası Odalarında hamam böcekleri, sinekler Pis yataklar, lekeler, sararmış çatlak lavabolar Peki bir insan nedir Sorarım - ki otel katipleri sorar - Bir gün gittikçe ufalıyordum Düş müydü, gerçek miydi, iyi bilemem Oturmuş bir küvete kuruyup kayboluyordum. Şarkıcılar, sokak çalgıcıları gelir en çok Sokak kadınları, serseriler Evet, ara sıra Ruhi Bey de gelir Kan renginde gelir, yolunu şaşırmış bir böcek gibi gelir Sapından eğilmiş bir gelinciğin öğle uykusu gibi Çocuksu hafif Tam bizim otelliktir Sanırım elbisesiyle yatar, ayakkabılarıyla Sabah olunca erkenden kalkar Ve kalkar kalkmaz başlar içmeye, doğrusu pek anlayamam Uçak saatlerini sorar, lüks lokantaları sorar bir de Pek anlayamam Şu var ki, kendiyle eğlenir gibi sorar Elinde vapur tarifeleri, kataloglar At yarışı listeleri Yanaşır pencereye, ışığa tutar birer birer hepsini - Otel her zaman loştur - Bakar bakar bakar. Nemli bir havlunun yere bırakılışı gibi Çöker bir iskemleye sonra - Çoğu zaman böyle yapar - Sokağa bakar aralıksız Öyle bakar ki, sokakta bir şeyler olmuş sanırsınız Sanki bir cinayet işlenmiş, biri parasını çarptırmış Ya da terkedilmiş bir kadın yakalamış kocasını Bağırıp çağırıyordur gebe karnını göstererek Nerdeyse Hani nerdeyse polisler gelecek Nerdeyse Hani nerdeyse polisler gelecek - Gerçi her türlü olaya tanığızdır bu sokakta - Oysa işte Ruhi Bey Görerek bakmıyordur ki bir şeyler anlasanız İçer bardağındaki son yudumu da Topundan boşalan bir kurdele gibi Sarı bir kurdele gibi Çekip gider az sonra. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Plak Gibi Dönüyor Gökte Mavilik
Bir plak gibi dönüyor gökte mavilik Sesi aşağıda, çok aşağıda Üstünde bir duvarın. Duvarsa Dondurma yiyen bir çocuğun eli sanki Taşmış akıyor Öpüyor toprağı kanatan nar çiçeklerini. Öpülüyorum bembeyaz çimlerinde yalnızlığımın Sonsuzluk yarın. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Su Yılı Denebilirdi...
Bir su yılı denebilirdi geldi geçti Üstünde durmuyorum Terledim, bulanık baktım Ne varsa kendiliğindendi Hemen hemen evden çıkmadım. Sanki avuçlarımda sürekli Yıkanmış, tabağa konmuş bir meyvenin ellenmişliği Ola ki makyajı bir oyuncunun karışmış gözyaşlarına Yeni kireçlenmiş bir duvarın kireci Avuçlarımda sürekli Bir su yılı denebilirdi üstünde durmuyorum Kalmışsa kalmıştır bir çomak gibi Kuru Artık kullanılmayan bir demiryolu Kararmış, kırık dökük Üstünde bir yük vagonu. Mavi bir araba kapımın önünde Bütün yıl Bir su yılı Kapısını kimse açmadı Açıp kapamadı hiç kimse Aslında mavi de sayılmazdı pek Balkıyıp duruyordu kırmızı bir şakayığın renginde Yani sabah güneşlerini denizde Günbatımını denizde Severek yaşayan bir balık da denebilirdi ona Çünkü düşler gerçekle Gerçekler düşle Anlayınca bir gün buluştuğunu Geçirir her günceye kısa bir yolculuğu Ama bir takı eksik gibidir bir sözcükte Damağın dudağın alışkanlığına karşı Kalbin atışlarıyla çok uyumlu bir de. Hadi anlat deseler anlatamam Bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi Yani bir kunduzu karşıdan karşıya yüzdüren sezgi Nedir ben bilemem ki Belki bir raslantıdır da ondan mı sevdanın yeri En yakın yeri En uzak yeri Bitmeyen yeri Bitecek yeri Farkedilmez zaten anlaşılmış sevdanın Anlaşılmaz sevda ile bütün ekleri. Gözlerim sevdim seni Köklerim gözlerimin Suyunu benden içen ıssız bir kasaba gibi -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Bir Taş Atarsın.
Bir taş atarsın, taş nereye düşerse Mutlaka bir köşebaşıdır Çünkü yüreğin daralmıştır ve kıştır Kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk İşte bak her kestaneciye sapsarı bir köşebaşı kalmıştır. Şimdi bir şamandıra denizin yüzünde Durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır. İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu Yalnızlık bir başına kalmıştır. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
|
|
||
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz. Bitti O Sevda...
Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği Kaybetti kumarda gözlerim Kaybetti kumarda gözleri. Bir koru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine Yani her soluk alıp verişimizde bizim Bir mekik gibi kalbin Bir mekiği gibi kalbim İşleyip durdu bu yitikliği yeniden. Ne kaldı Farkında mısın bilmem Gündüzler.. Gündüzler biraz azaldı. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
||
| Yer İmleri |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|