| 07 Temmuz 2026, 01:26 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Dört Güneş
Her şey o kadar anlamsızdı ki, yaz Bunu bir daha pekiştirdi Avuçlarımı sıcak tutar, bulundururdum Sevgisiz ve gereksiz kalmak için Öyle, kendime yorgun hazırlamışlar beni. Şehir ki aydınlıktan görünmeyen birini Açılmış iskambiller gibi bilerken Orada, içimde şimdi Dört güneş bir arada Gözlerimde hiç bitmeyen bir deli. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:27 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Dostlar
İthaf: Fethi Naci'ye Geldin mi, iyi Yollarından yürüyüşler sızdıran sonbahar Bir tenhalığı eskisinden çok sezmeyi Bakımsız bahçeler mi olur, büyük ahşap boş odaları mı olur Ne olur Ey bana sevmeme gücü veren güzellik Eski bir kadını eski bir park kanepesinde bırakan sonbahar Aldatılmış bir yüzü yağmur oluklarında O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittiği Gece yarısı kokularında Yosunlu bir kıyıda ancak Dilinde çakılların ve derinliğin en son tadı İşte Bir vakit daha geçti, şimdi ne yapsak Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti Ey bana sevmeme gücü veren güzellik Sonbahar Sen mi kaldın bir Yok birşey yapacak. Bin dokuz yüz yetmiş bir yazı, ey unutulmayan yaz Bıraktığın gibi mi kalsak Bir çiçek milyon kere katılaştı eridi Açtı dağıldı Yaşamadı hiç belki Bir ışık olsun yakmadı Tuzlu ve ıslak bir ışık Tankerler geçti kıyılardan gene Suyu zonklataraktan Gül koktu saçlarında taşıdikları benzin Senin saçlarında Alnın üstünden kuzular inen bir tepe gibi eğildi Boynun bir uçurumdan çekiliyormuş gibi gergin Bitti o yaz, şimdi Yerleşti çoktan Bize sevmeme gücü veren güzellik. Tenha bir meyhanede oturuyorduk sevgilim İzmir'in eski rıhtımında Bilirsin, severim çok İzmir'in eski rıhtımını Hani bir çesit kuşlar vardır bulanık denizinin İnsanlar gibi konuşur o kuşlar bazen Ve unutulmuş diller gibi pek anlaşılmaz ne konuştukları Millerce yıl öteden bir tenhalığı sözlendirirler Hatırla Ne demiştim o gün ben sana "Her tenha semtte kurulmamış bir saat yakışır" Benim o bunaltılı günlerimden kalma bir mısra Ve sense bana Aragon'un -Parisli şair, yüzü aslan dolu- Sımsıcak, dipdiri bir mısrasını anlatmıştin Seninle ve parmaklarınla Bardakta duran suyun bir akarsuyu Nasıl kıskandığını anlatmıştın boyuna Nasıl mı Dedim ya, seninle ve parmaklarınla Neden olmasın, yeni yakilan bir sigarayla da anlatılabilir şiir Apansız bir yolculukla da Bir karpuzu ikiye bölmekle, bir portakalı dilim dilim ayırmakla Anlatılabilir Ama bizim memleketimizde şiir Yazık ki ölümle anlatılır biraz Ölümle anlaşılabilir Olsun, diyeceksin ne çıkar bundan Biz hayatı şiirden Şiiri hayattan özümlemedik mi Ölümde girse araya Sahici aşklar kurmadık mı seninle Tertemiz, dosdoğru aşklar İzmir'de İzmir'in eski rıhtımında Unutmak için şimdilik Kolayca unutulmaz ya İçimizdeki bin dokuz yüz yetmiş bir yazını. Yeni bir yüzmüydü ne Kuru bir bozkırı çıkarıp göğsünden Yeni yazdığı bir şiiri düzeltiyordur Ahmet Oktay Alnını dayayaraktan cama Kalemsiz kağıtşiz yazar çünkü Ahmet Oktay İçinden geldiği gibi Ve mısra çeker durmadan, hafifçe eğri sırtını doğrultarak Nemlenir kimi zaman da gözleri Şiir yürür, şiir sever, şiir içer mi Şiir mi Yürür de, sever de, içer de elbet. Kocaman bir sevgi miydi ne Dünyanın bütün zamanlarını dolaşan Bastırıp gögsüne bozkırın Ey, baksana, diyor, ne biçim kent bu Geçerek caddelerinden Dalarak meyhanelerine Ne biçim kent bu Bilmiyor ki nice insan kolsuzdur Sevgisizliğe, bir sevgisizliğe kullanırlar kolu. Hohlayıp siliyorum iyice Gözlüğümün camlarını Göğe bakıyorum gözlerimi kısarak Güneye gidiyor bir leylek sürüsü Yeni Caminin üstünde Son bir defa daha süzülerekten Erimeye yüz tutuyor kentin pembe kapıları Günbatımı! Günbatımı! yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun diliyle Kolumu tutuyor Fethi Naci, şu manzaraya bak, diyor Tam Galata Köprüsünün üstünde Diyor ya, biz alıştık, yüreklerimize bakıyoruz gene de Uykusuz gecelerimize bakıyoruz: onurun uykusuzluğu Susturulmanın Ve gün batımıyla leylek sürüsü Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Naci'nin yüzüne Kırılmak ama birlikte Birlikte, ama kırılmamak ve sanki kalplerimiz her yani dökülen bir otobüste Öyle İşte son damlalarını da bırakıyor güneş Karanlık bastiracak neredeyse Tırmaniyoruz Yüksekkaldırımı İyi biliyoruz, sevgimiz de öfkemiz de yalnız bizim olmamalı Güneş çekiliyor iyice Ne manzara kalıyor, ne göğün evlerindeki kızartı Ak bulutlar kara bulutlar Ötede bir bulut yavrusu Bilinmeli, diyoruz yeniden Yeniden başlamalı, yeniden Dostum, görüyorsun ya işte Bozuldu birkere umudun ordusu. Gelsene , diyordu İzmir'deki sevgilim Son mektubunda Kemetaltındaki kahveleri anlatıyordu İnce belli çay fincanlarını Kim bilir, belki de avutmak istiyordu beni Unutup kendi mahzunluğunu O kadar çabuk yeşerir ki, diyordu umut Öyle çabuk çiçeklenir ki Güçtür çünkü, herşeyden daha güç Denize, göğe toprağa karışmış bir kalebentlik Üstelik biliyorsun da Öfkeliyiz, öfkeyse sonuçtur er geç Bir aşk gibi yaşamak gerek öfkeyi Sevginin ağıtıdır bir bakıma Ve bir gün de gelebilir ki sevgilim Kapkara bir davet olabilir kin Zulmün ve tutsaklığın diyeti olabilir Sen bunu bilemezsin Bilsen de şairsin, havalar da, soğudu, kendine iyi bak Ve sakın unutma: sıra öfkenin. Bin dokuz yüz yetmiş bir yazı Yok böyle bir sevgilim benim Ama dayanıklı, ama gözü pek, ama umutla dolu Olunca böyle bir sevgilim olsun isterdim. Elimde bir çanta, şurda burda dolaşıyorum Hep bir yerlere gideceğim sanki Güvercinler konuyor saçlarıma bileklerime Uçuşuyorlar Bir çınar yaprağı düşüyor ayaklarımın dibine Kupkuru Elime alıyorum, çiziyorum üstüne kalbimi Kalbim, diyorum Yorgunsa da, yaralıysa da, hepimizin aşkına sevgili. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:28 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Ek
Silik bir izlenim gibi kalıyordum kendimde Elimle filan bir şeyler yaptığımı görüyordum Seyrek de olsa konuşuyordum, örneğin Eski bir efsaneyi anlatıyordum birilerine Ya da bir yerleri tarif ediyordum yüzümü buruşturarak İçki de içiyordum, hem de sert içkiler içiyordum Bazan bir iki bardak Bazan da sabahtan akşama kadar Durmadan içiyordum Canım elbette, diyordum, nasılsa Otel batacak, otel batacak! En önemlisi de tanıştırılır gibiydim biriyle Hiç kimselerin ilgilenmediği Bazı olayların tarihçisi olarak. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:29 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Ey
Bu böyle kimin gittiği? Sen dur ey! Belki de ellerimiz mi? biraz ince, biraz da çok kelimeli! Bu sanki niye durduğumuz mu? açıkken sevişme bölgeleri Ay, pencere, göz! Siz git ey! Kim bilir neyi saldığımız bu da, yalnızlığımız gel Yırtıcı kuşları mı gözlerimizin, onlar mı bu sürüylen Yoksa onlar mı işte seninle sevişme biçiminde Oysa sevgimiz yerde, kara sevda sen uç ey! Sen usul, ben yavaş, kime yaraşır bu sessizlik Kim biner bu gemiye insandan kıyılar yapılırken Yetmez mi dalgası vursundu azıcık gözlerimize Gözlerin gözlerime, siz bak ey! Su sen de olmasan insan çıldıracak mı Hiç yoktan bir yerlere mi gidecek belki Olsun neresi olursa, git karanlık ama git Gecemizde duranı sen kal şey! Benim bu çok elli, bu çok gözlü delişmen Çok bildim sana yaraşır olmayı günlerce Şunu sevdim, şuna özendim, şununla yetindim sonunda Ben miyim şimdi nerede, ben çok ey! -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:29 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz. Gelincikler
gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda. saat onikilerde postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi durmadan bakar ki o mektuplar nereye giderse gitsin öylesine uzundur ki kasaba gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak içlerinde kar serpintisi içlerinde bozkır içlerinde herkesin bir güneyi olan ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için kesersiz, çivisiz, elsiz sadece ruhlarından o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler canlanır suya değince hemen bordalarındaki nakışlar bir derya gülü alıp başını gider. yeter ki görünsün gelincikler önce tek tek görünsün sonra topluca usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba gelincikler indi mi çayırlardan su bardaklarına, berber dükkanlarına girdi mi duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere girdi mi bir kere -aynaları boğacak neredeyse -taşlıkları basacak sel gibi o zaman... tam o zaman marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında konuştukça binlerce kayık konuştukça binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız bir- birimize unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler ipince bir ıslığa yerleştirilsin türküler süzsün tüveyçlerinden kahveler eski renklerine boyanır yeniden biralar ciğ ışıkta bile parlak yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak. gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde sevgiler umutlar yok değildir öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize çabuk öfkeleniriz durup durup böyle hüzünlenmemiz neden anlamıyoruz da ondan mı yoksa bir bütün olduğunu mutluluğun umudun bir bütün olduğunu seziyor muyuz yalnızca baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan öyle bir arada güzel yaşamanın lezzetini kanımızı tutuşturdukça gün günden buğusunu saldıkça bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:30 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Gelmiş Bulundum
Ben mişim---neymiş?---su sesiymiş Oymuş---cam kırıkları gibi gövdemi yakan--- Yanağında sardunya kokusuyla yazdan Kimmiş o gelen ya giden kimmiş Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan. Güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan Kim koparmış dalından bu yabani incirleri Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan. Yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan Bir kaya, bir ot, bir akarsu Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu Ki bütün ölüleri sığa çıkaran Ve kenti bir ölüm derinliğine salan Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu. Şiirler yazdım, kitaplar okudum Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum Derinlerde kaldım böyle bir zaman Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları Söylesin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:30 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz. Gidemeyiş
Güz ve kış ve ilkbahar geçti Yaz çarçabuk geçti Hepsi tekrar tekrar geçtiler Bu bana uzun geldi Gecem avurtlarım gibi çöktü Ve çöktüm Sabahım, sabahlarım Kabından taşan sütler gibi büyüdü Ve taştım Gün güne taşındı, yıl yıla Gitmedim, gidemedim Ki dedim Bana söz vermeliydi biri Sesi uzaklardan gelen Görünmez yıllarla ilgili. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:31 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Gökanlam (X)
ben büyürüm ne zaman her yerde hep deniz olana yarısı kesik inceden bir parmakla ondan ki yaslısıyım durup durup sevmenin ondan ki çoraklarda büyüdüm bir dilim tatlı kavunla. seni bir çare yaptım sana özendim bazı şiirler yırttım yenilerini edindim. geçtimse bir durumdan bir başka duruma hızla kanla ölümle değil bir çeşit sokulganlıkla artık ki güçlüsüyüm bir kişiden fazla olmanın bir anıdır susmamsa bakınca kesik parmağıma. açınca gözlerimi ipe çekilmiş güneşler varsın mavi bir çocuksun aşkımız mavi bir ambarın ortasından bakarsın. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:31 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Gözleri
Sanki hiçbir şey uyaramaz İçimizdeki sessizliği Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey Gözleri getirin gözleri. Başka değil, anlaşıyoruz böylece Yaprağın daha bir yaprağa değdiği O kadar yakın, o kadar uysal Elleri getirin elleri Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| 07 Temmuz 2026, 01:32 | |
|
İçeriği görmek için buraya tıklayarak kaydolunuz.
Gül Kokuyorsun
gül kokuyorsun bir de amansız, acımasız kokuyorsun gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun hırçın hırçın, pembe pembe öfkeli öfkeli gül gül kokuyorsun nefes nefese. gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle sen koktukça düşümde görüyorum onu düşümde, yani her yerde yüzü sararmış, titriyor dudakları şakakları ter içinde tam alnının altında masmavi iki ateş iki su iki deniz bazan bazan iki damla yaz yağmuru mermerini emerek dağlarının şiirler söylüyor gene ölümünden bu yana yazdığı şiirler kızaraktan birtakım şiirlere büyük sular büyük gemileri sever çünkü ve odur ki büyüklük şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse o zaman ölünce de şiirler yazar insan ölünce de yazdıklarını okutur elbet ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi yaşamanın herbir yerinde. gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun bu koku dünyayı tutacak nerdeyse gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün herkes, hep bir ağızdan: gül! ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek saçların, alınların, göğüslerin üstüne yüreklerin üstüne bembeyaz kemiklerin mezarsız ölülerin üstüne kurumuş gözyaşlarının titreyen kirpiklerin üstüne kenetlenmiş çenelerin ağarmış dudakların unutulmuş çığlıkların üstüne kederlerin, yasların, sevinçlerin ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek. bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül yıllarca esecek belki ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah göreceğiz ki biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha geceyi, gündüzü, yıldızları görmemişiz hiç tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla. öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları bu umutsuzlukları bırakın kardeşler göreceksiniz nasıl güller güller güller dolusu nasıl gül kokacağız birlikte amansız, acımasız kokacağız dayanılmaz kokacağız nefes nefese. -Edip Cansever
__________________
Atatürk, koca bir fikirdir. Kıt kafalara sığmaz.
|
|
| Yer İmleri |
| Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 2 (0 üye ve 2 konuk) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|